Netkitap
Üyelik Sipariş İzleme Alışveriş Sepetim Favorilerim
Sepetim (0) 
Kitap e-Kitap Kelepir Topluluk
ara
Kitap   İdea Yayınevi   Felsefe Tarihi Dizisi   Frederick Copleston   Alman İdealizmi
 
Alman İdealizmi  
FELSEFE TARİHİ ÇAĞDAŞ FELSEFE CİLT 7 BÖLÜM 1a
Frederick Copleston
Baskısı yok

Yayinevi/DiziYayinevi: İdea Yayınevi
Baskı Tarih: 1996
Sayfa: 186

Bu kitaba oy verin:
Yorum Yaz


 
Kitap Hakında
 
Yorumlar
 
Yazarla Tanışma
Ürün Ayrıntısı
Yayinevi: İdea Yayınevi
Dizi: Felsefe Tarihi Dizisi

Baskı Tarih: 1996

Sayfa: 186

Boyut: 11cm x 19cm

Hamur: Ciltsiz

Etiket: Baskısı yok


Arka Kapak
Fichte ve Schelling Alman İdealizmi olarak bilinen bir felsefi süreçte Kant ve Hegel arasında, Arı Usun Eleştirisi’ni üreten kuşkucu ile Arı Usun Bilimi’ni üreten felsefeci arasında dururlar. Bu düzeye dek, çabaları Hegel’in çalışmasında noktalanan Alman idealistleri Kant’ın inanca yer açabilmek için bilgiyi bir yana atan sözde ‘felsefesi’ni bir yana atarlar. Çünkü bilmeyen bir felsefe felsefe değildir. Kant’ın konumunun hiçbir tanıtlaması yoktur. Ve hiçbir tanıtlamanın olmadığı yerde hiçbir felsefe yoktur. Yalnızca bulanık bir çocuksu söylem vardır. Ya da, bir bilinç bozulması vardır ki, orada bundan böyle usun yerini usdışı kapar. Kant’ın usdışına açtığı kapıdan ilkin Schopenhauer ve Nietzsche ve Kierkegaard geçerek insan kavramının bu bütünsel bozuluşuna, kuramsal, törel ve estetik çürüyüşüne anlatım verdiler, ve bu modern kötümserlik ve nihilizm adına Fichte, Schelling ve Hegel’in idealizmlerine saldırdılar.— Tanıtlama felsefe demektir, felsefenin parolasıdır, ve felsefe tarihinde ilk kez Fichte kategorileri ussal olarak çıkarsama girişimini başlatır. Tüm kötümser senaryonun tersine, insanın Kendisi ile ve Evreni ile barışçıl bir birleşmeye ve eksiksiz bir uyuma yetenekli olduğunu, evrende küçücük bir nokta, bir hiç olmadığını, belirleniminin sonsuz değerde olduğunu anlatır. Öte yandan, Doğanın Kant’ın sandığı gibi öznel bir öcü olmadığı, kendinde-şeyin yüzeysel bir görüngüsü olmadığı, tersine baştan sona nesnel bir ussallık, Biçimle kuşatılı ve örülü Özdek olduğu kavrayışı modern felsefeciliğe Schelling’in bir anımsatmasıdır. Bu iki harika insan Henüz Platon ve Aristoteles’e bakmasalar da, onlarda bulabilecekleri pekçok şeyi kendi çabalarıyla kavradılar. Daha da önemlisi, yürekleri Spinoza’nın Bilgiyi ve Sevgiyi, Anlamayı ve Erdemi bir gören sözleri ile atıyordu. Onu romantikleştiren toy boyutu sildiler, Goethe’nin hastalıklı olduğunu söylediği romantizmi bırakıp sağlıklı olduğunu söylediği klasisizmi kavradılar. Ama en önemlisini, gerçeklik bilinci olarak felsefenin insanın tüm düşünen çağlarının bir birikimi olduğunu, bu çabadan bilinçli olarak yararlanmanın doğal ve zorunlu olduğunu Hegel’e dek, en sonunda modern felsefi girişimi Eytişim ile tam olarak buluşturan bu en özgür bilince dek kavrayamadılar. Gene de, Usun doğasının kuşku değil ama güven olduğunu görerek, insana değer vererek, onu gerçekliğe ve özgürlüğe değer görerek felsefenin modern dünyada olgunlaşmasına doğru paha biçilmez katkılarda bulundular.


İçindekiler
BÖLÜM BİR
GİRİŞ

1. Ön Notlar
2. Kant'ın Felsefesi ve İdealist Metafizik
3. İdealizmin Anlamı, Dizge Üzerinde Diretmesi ve Felsefenin Gücü ve Alanına Güveni
4. İdealistler ve Tanrıbilim
5. Romantik Devim ve Alman İdealizmi
6. İdealist İzlenceyi Yerine Getirmedeki Güçlük
7. Alman İdealizmindeki İnsanbiçimsel Öğe
8. İdealist İnsan Felsefeleri


BÖLÜM İKİ
FICHTE (1)

1. Yaşam ve Yazılar
2. Felsefenin Temel İlkesi İçin Araştırma Üzerine; İnakçılık ve İdealizm Arasında Seçim
3. Arı Ben ve Anlıksal Sezgi
4. Arı 'Ben' Kuramı Üzerine Yorumlar; Bilincin Görüngübilimi ve İdealist Metafizik
5. Felsefenin Üç Temel İlkesi
6. Fichte'nin Eytişimsel Yöntemi Üzerine Açıklayıcı Yorumlar
7. Bilim Kuramı ve Biçimsel Mantık
8. Bilincin İki Çıkarsaması Üzerine Genel Düşünce
9. Kuramsal Çıkarsama
10. Kılgısal Çıkarsama
11. Fichte'nin Bilinci Çıkarsaması Üzerine Yorumlar


BÖLüM ÜÇ
FICHTE (2)

1. Giriş Notları
2. Sıradan Ahlaksal Bilinç ve Töre Bilimi
3. İnsanın Ahlaksal Doğası
4. En Yüksek Ahlak İlkesi ve Eylemlerin Ahlaksallığının Biçimsel Koşulu
5. Yanılmaz Bir Kılavuz Olarak Duyunç
6. Biçimsel Ahlak Yasasının Felsefi Uygulaması
7. Ahlaksal Belirlenim Düşüncesi ve Fichte'nin Genel Olgusallık Görüşü
8. Öz-bilincin Bir Koşulu Olarak Dünyada Bir 'Kendi'ler Topluluğu
9. Hak İlkesi ya da Kuralı
10. Devletin Çıkarsaması ve Doğası
11. Kapalı Tecim Devleti
12. Fichte ve Ulusalcılık


BÖLÜM DÖRT
FICHTE (3)

1. Fichte'nin Din Üzerine Erken Düşünceleri
2. Bilim Kuramının İlk Yayımında Tanrı
3. Tanrıtanımazcılık Suçlaması ve Fichte'nin Yanıtı
4. İnsanın Belirlenimi'nde Sonsuz İstenç
5. Varlık Felsefesinin Gelişimi
6. Din Öğretisi
7. Geç Yazılar
8. Fichte'nin Varlık Felsefesi Üzerine Açıklayıcı ve Eleştirel Yorumlar


BÖLÜM BEŞ
SCHELLING (1)

1. Yaşam ve Yazılar
2. Schelling'in Düşüncesindeki Ardışık Evreler
3. Erken Yazılar ve Fichte'nin Etkisi


BÖLÜM ALTI
SCHELLING (2)

1. Bir Doğa Felsefesinin Olanağı ve Metafiziksel Zemini
2. Schelling'in Doğa Felsefesinin Genel Çizgileri
3. Aşkınsal İdealizm Dizgesi
4. Sanat Felsefesi
5. Özdeşlik Olarak Saltık


BÖLÜM YEDİ
SCHELLING (3)

1. Acunsal Düşüş Düşüncesi
2. İnsanda ve Tanrıda Kişilik ve Özgürlük; İyi ve Kötü
3. Olumsuz ve Olumlu Felsefe Arasındaki Ayrım
4. Mitoloji ve Tanrısal-Bildiriş
5. Schelling Üzerine Genel Notlar
6. Schelling'in Etkisi Üzerine Notlar ve Kimi Yakın Düşünürler


BÖLÜM SEKİZ
SCHLEIERMACHER

1. Yaşam ve Yazıları
2. Temel Dinsel Deneyim ve Yorumu
3. İnsanın Ahlaksal ve Dinsel Yaşamı
4. Son Notlar

KAYNAKÇA
SÖZLÜK
DİZİN


Parça
BÖLÜM BİR

GİRİŞ

1. Ön Notlar

ONDOKUZUNCU yüzyılın erken yıllarında Alman felsefe dünyasında metafiziksel kurgunun batı felsefesinin uzun tarihinde yer almış olan en göze çarpar çiçeklenmelerinden birini buluruz. Bize bir dizgeler ardışıklığı, olgusallığa ve insan yaşam ve tarihine ilişkin özgün yorumlardan öyle bir dizi sunulur ki, sorgulanamayacak bir görkem içersinde durur ve bugün bile kimi kafalarda en azından özel bir çekim gücü yaratabilir. Çünkü dönemin önde gelen felsefecilerinin her biri dünyanın bilmecesini çözdüğünü, evrenin gizini ve insan varoluşunun anlamını açığa serdiğini ileri sürer.

Fransa’da August Comte’un metafiziği insan düşüncesinin tarihinde geçici bir evre olarak sunan Olumlu Felsefenin Yolu başlıklı çalışmasını Schelling’in 1854’de ölümünden önce yayımlamış olduğu doğrudur. Almanya’nın kendisi de olgucu ve özdekçi devimlerini yaratacaktı ve bunlar metafiziği öldürmezken, gene de metafizikçileri felsefe ve tikel bilimler arasındaki ilişki üzerine düşünmeye ve bu ilişkiyi daha yakından tanımlamaya zorlayacaklardı. Ama ondokuzuncu yüzyılın erken onyıllarında olguculuk gölgesi henüz sahneye boylu boyunca yayılmış değildi ve kurgul felsefe engelsiz ve gösterişli bir serpilme dönemini yaşıyordu. Büyük Alman idealistlerinde insan usunun gücüne ve felsefenin alanına yönelik eşsiz bir güven duygusu buluruz. Olgusallığa sonsuz usun öz-belirişi olarak bakarak, bu usun öz-anlatımının yaşamının felsefi düşüncede yeniden izlenebileceğini düşünüyorlardı. Onlar eleştirmenlerin onların kuramsal felsefenin ince örtüsü altında şairane yazılar üreten insanlar olduklarını ya da derinliklerinin ve bulanık dillerinin düşünce duruluğunu gizlemek için bir maske olduğunu fısıldayıp fısıldamadıklarını görmek için omuzları üzerinden bakan sinirceli insanlar değildiler. Tersine, inanıyorlardı ki insan tini en sonunda kendini bulmuş ve olgusallığın doğası en sonunda insan bilincinin önüne saydamlığı içinde sunulmuştu. Ve her biri Evrene ilişkin görüşünü onun nesnel gerçekliğine duyulan çarpıcı bir güvenle sunuyordu.

Hiç kuşkusuz Alman idealizminin bugün pekçok insanda bir başka dünyaya, bir başka düşünce iklimine ait olma izlenimini yarattığı kolay kolay yadsınamaz. Ve diyebiliriz ki Hegel’in 1831’de ölümü bir dönemin sonunu damgalamıştır. Çünkü bunu izleyen şey saltık idealizmin çöküşü1 ve başka düşünce çizgilerinin doğuşu oldu. Giderek metafizik bile başka bir yöne döndü. Ve kurgul felsefenin gücüne ve erimine duyulan o eşsiz güven duygusu, ki özel olarak Hegel’in ırasalıydı, hiçbir zaman yeniden kazanılmamıştır. Ama gerçi Alman idealizmi gökyüzüne doğru bir roket gibi yükselmiş ve görece kısa bir zaman aralığından sonra dağılıp yeryüzüne geri düşmüş olsa da, uçuşu olağanüstü etkileyiciydi. Eksiklikleri neler olursa olsun, bir bütün olarak olgusallık ve insan deneyimi üzerinde birleşik bir kavramsal egemenlik kurabilmek için düşünce tarihinin bildiği en kararlı girişimlerden birini temsil ediyordu. Ve idealizmin sayıltıları yadsınacak olsa bile, idealist dizgeler henüz düşünen kafayı birleşmiş bir kavramsal bireşim uğruna çaba göstermeye yönelten doğal dürtüyü uyarma gücünü koruyabilmektedir.

Kimileri hiç kuşkusuz herşeyi kapsayan bir olgusallık görüşünü tüm ayrıntıda işlemenin bilimsel felsefenin gerçek görevi olmadığına inanırlar. Ve bu kanıyı paylaşmayanlar bile pekala düşünebilirler ki bir enson dizgesel bireşimin başarılması herhangi bir bireysel insanın sığasının ötesinde yatar ve kılgısal bir olanak olmaktan çok ideal bir hedeftir. Ama karşılaştığımız zaman anlıksal üstünlüğü ve derinliği tanımaya hazır olmalıyız. Özel olarak Hegel, çarpıcı bir büyüklük içinde, onu küçümsemeye çalışmış olanların geniş çoğunluğu üzerine yükselir. Ve büyük bir felsefeciden her zaman öğrenebileceğimiz şeyler vardır, üstelik bu yalnızca onunla anlaşmama nedenlerimiz üzerine düşünme yoluyla olsa bile. Metafiziksel idealizmin tarihsel çöküşü zorunlu olarak büyük idealistlerin sunabilecek değerli hiçbir şeyleri olmadığı vargısını gerektirmez. Alman idealizminin düşlemsel yanları vardır, ama önde gelen idealistlerin yazıları salt birer düşlem olmaktan çok uzaktır.




2. Kant’ın Felsefesi ve İdealist Metafizik

Ama burada irdelememiz gereken nokta Alman idealizminin çöküşü değil ama doğuşudur. Ve bu hiç kuşkusuz belli bir açıklama gereksinimi içinde durur. Bir yandan idealist devimin doğrudan felsefi arkatasarı metafizikçilerin olgusallığın kuramsal bilgisini sunma savlarına saldırmış olan Immanuel Kant’ın eleştirel felsefesi tarafından sağlandı. Öte yandan Alman idealistleri kendilerini Kant’ın gerçek tinsel ardılları olarak gördüler ve onun düşüncelerine karşı yalnızca tepki gösterdiklerini düşünmediler. Öyleyse açıklamamız gereken şey metafiziksel idealizmin Kant gibi bir düşünürün dizgesinden nasıl gelişebildiğidir—Kant ki, adı sonsuza dek metafiziğin bize bir bütün olarak olgusallık üzerine ya da giderek insan bilgisinin ve deneyiminin a priori yapısından başka herhangi bir olgusallık üzerine kuramsal bilgi sağlama savına karşı kuşkuculuk ile birlikte anılacaktır.2

Metafiziksel idealizmin eleştirel felsefeden gelişimini açıklayabilmek için en uygun başlangıç noktası Kant’ın kendinde-şey kavramıdır.3 Fichte’nin görüşünde Kant bu kavramı bırakmayı yadsımada kararlı olmakla kendini olanaksız bir konuma düşürmüştü. Bir yandan, eğer Kant kendinde-şeyin varoluşunu duyumdaki verili ya da özdeksel öğenin nedeni olarak ileri sürmüşse, açık bir tutarsızlıkla suçlanabilirdi. Çünkü onun kendi felsefesine göre neden kavramının bilgimizi görüngü alanının ötesine genişletmek için kullanılması olanaksızdır. Öte yandan, eğer Kant kendinde-şey düşüncesini yalnızca belkili ve sınırlayıcı bir kavram olarak sürdürmüşse, bu eleştirel felsefenin üstesinden gelmekle yükümlü olduğu inakçılığın kendisinin ürkütücü bir kalıntısını sürdürmeye varacaktı. Kant’ın Kopernik devrimi ileriye doğru büyük bir adımdı, ve Fichte için Kant-öncesi bir konuma doğru gerileme diye bir şey söz konusu olamazdı. Eğer felsefenin gelişimi ve çağdaş düşüncenin istemleri doğru bir biçimde anlaşılıyorlarsa, ancak ileriye doğru gidilebilir ve Kant’ın çalışması tamamlanabilirdi. Ve bu ise kendinde-şeyin ortadan kaldırılması demekti. Çünkü, Kant’ın öncülleri verildiğinde, anlıktan bağımsız olması gereken bilinemez bir gizli/okkült kendilik için hiçbir gerekçe olamazdı. Başka bir deyişle, yapılması gereken şey eleştirel felsefenin tutarlı bir idealizme dönüştürülmesiydi; ve bu ise şeylerin bütünlükleri içersinde düşünce ürünleri olarak görülmeleri gerektiği anlamına geliyordu.*

Öte yandan, dolaysızca açıktır ki, anlık-dışı dünya olarak düşündüğümüz şey insan anlığı tarafından bilinçli bir yaratıcı etkinliğin ürünü olarak yorumlanamaz. Sıradan bilinç söz konusu olduğu sürece, kendimi içinde bulduğum dünya beni değişik yollarda etkileyen ve düşünce ve istencimden bağımsız olarak kendiliğinden varolduklarını düşündüğüm nesnelerden oluşan bir dünyadır. Bu yüzden idealist felsefeci bir bakıma bilincin arkasına gitmeli, ve ona zemin olan bilinçsiz etkinliğin sürecini kaynaklarına dek izlemelidir.

Ama bundan daha da ileriye gitmemiz ve dünyanın üretiminin hiçbir biçimde bireysel ‘kendi’ye ve giderek onun bilinçsiz etkinliğine bile yüklenemeyeceğini kabul etmemiz gerekir. Çünkü eğer genel olarak bireysel sonlu ‘kendi’ye yüklenecek olsaydı, o zaman solipsizmden kaçınmak, eğer olanaksız olmasa bile, oldukça güç olurdu—bir konum ki ciddi olarak ileri sürülmesi güçtür. İdealizm böylece sonlu öznenin arkasına birey-üstü bir ansallığa [intelligence], saltık bir özneye gitmeye zorlanır.

Bununla birlikte, ‘‘özne’’ sözcüğü bir bakıma enson üretken ilkenin duyulur şeyin değil ama düşüncenin yanında yatıyor olması gerektiğini belirtiyor olması dışında gerçekte pek elverişli değildir. Çünkü ‘‘özne’’ ve ‘‘nesne’’ sözcükleri bağlılaşıktır. Ve enson ilke, kendinde düşünüldüğünde, nesnesizdir. Özne-nesne ilişkisine zemin sağlar ve, kendinde, ilişkiyi aşar. O özdeşlik içindeki özne ve nesnedir, ikisine de kaynak olan sonsuz etkinliktir.

Kant-sonrası idealizm böylece zorunlu olarak bir metafizikti. Fichte, Kant’ın konumundan yola çıkmak ve onu idealizme geliştirmekle, bütünüyle doğal olarak ilkesini ‘ben’ olarak adlandırmaya başladı ve Kant’ın aşkınsal ‘ben’ini metafiziksel ya da varlıkbilimsel bir ilkeye çevirdi. Ama bununla demek istediği şeyin bireysel sonlu ‘ben’ değil, tersine saltık ‘ben’ olduğunu açıklamaya çalıştı. Gene de başka idealistler (ve geç felsefesinde Fichte’nin kendisi) bu bağlamda ‘ben’ sözcüğünü kullanmadılar. Hegel’de enson ilke sonsuz us, sonsuz tin olur. Ve diyebiliriz ki genel olarak metafiziksel idealizm için olgusallık sonsuz düşüncenin ya da usun öz-anlatımı ya da öz-belirişidir.

Bu hiç kuşkusuz demek değildir ki dünya sıradan anlamda bir düşünme sürecine indirgenir. Saltık düşünce ya da us bir etkinlik olarak, kendini dünyada koyan ya da anlatan üretken us olarak görülür. Ve dünya iye olduğunu gördüğümüz olgusallığın tümünü korur. Metafiziksel idealizm görgül olgusallığın öznel düşüncelerden oluşmuş olduğu savını imlemez; tersine, onun evreni ve insan tarihini yaratıcı usun nesnel anlatımı olarak alan görüşü imlediği söylenmelidir. Bu görüş Alman idealistinin bakış açısında temeldi: ondan kaçınması olanaksızdı. Çünkü eleştirel felsefeyi idealizme dönüştürme zorunluğunu kabul ediyordu. Ve bu dönüşüm bütünlüğü içindeki dünyanın yaratıcı düşüncenin ya da usun ürünü olarak görülmesi gerektiği anlamına geliyordu. Öyleyse, eğer Kant’ın felsefesini idealizme dönüştürme gereksinimine bir öncül olarak bakarsak, diyebiliriz ki bu öncül Kant-sonrası idealistlerin temel görüşlerini belirliyordu. Ama olgusallığın bir yaratıcı düşünce süreci olduğunu söylemenin ne anlama geldiğini açıklama söz konusu olduğu zaman, değişik idealist felsefecilerin değişik yorumları için, değişik tikel görüşleri için geniş bir alan bulunur.

Kant’ın düşüncesinin doğrudan etkisi Schelling ya da Hegel tarafından olmaktan çok doğallıkla Fichte tarafından güçlü olarak duyumsandı. Çünkü Schelling’in felsefesi Fichte’nin düşüncelerinin erken evrelerini, ve Hegel’in saltık idealizmi hem Fichte’nin ve hem de Schelling’in felsefelerinin erken evrelerini öngerektiriyordu. Ama bu bir bütün olarak Alman idealist deviminin eleştirel felsefeyi öngerektirdiği olgusunu değiştirmez. Ve çağdaş felsefe tarihini değerlendirmesinde Hegel’in kendisi Kant’ın dizgesini önceki düşünce evreleri üzerinde bir ilerlemeyi temsil ediyor olarak ve kendisi sonraki evreler tarafından geliştirilmeyi ve aşılmayı gerektiriyor olarak betimledi.

Bu kesimde şimdiye dek yalnızca kendinde-şeyi ortadan kaldırma ve Kant’ın felsefesini metafiziksel idealizme aktarma sürecine değinildi. Ama hiç kuşkusuz amacım Kant-sonrası idealistlerin yalnızca kendinde-şeyin ortadan kaldırılması gerektiği düşüncesi tarafından etkilenmiş olduklarını ileri sürmek değildi. Eleştirel felsefenin başka yanlarından da etkilendiler. Örneğin, Kant’ın kılgın usun birincilliği öğretisi Fichte’nin açıkça vurgulanan törel dünya görüşü için güçlü bir uyaran oldu. Ve onu saltık ‘ben’i ahlaksal etkinlik için bir alan ve araç olarak Doğayı koyan sonsuz bir kılgın us ya da ahlaksal istenç olarak yorumlarken buluruz. Felsefesinde eylem, ödev ve ahlaksal belirlenim kavramları olağanüstü önemdedir. Ve belki de haklı olarak diyebiliriz ki Fichte Kant’ın ikinci Eleştiri’sini bir metafiziğe çevirdi ve ilk Eleştiri’yi geliştirmesini bunu yapmanın bir aracı olarak kullandı. Bununla birlikte, Schelling’in durumunda sanat felsefesine, dehanın rolüne ve estetik sezgi ile sanatsal yaratının metafiziksel imlemlerine verilen önem onu ilk ya da ikinci ile olmaktan çok üçüncü Eleştiri ile bağlar.

Ama Kant’ın felsefesinin değişik bölüm ya da yanlarının şu ya da bu idealisti etkilemesinin tikel yolları üzerinde uzunlamasına durmak yerine, bu giriş bölümünde eleştirel felsefe ve metafiziksel idealizm arasındaki ilişki üzerine daha geniş ve daha genel bir bakış açısına yönelmek daha yerinde olacaktır.

Olgusallığın tutarlı ve birleşik bir yorumunu oluşturma isteği düşünen kafa için hiç kuşkusuz doğaldır. Ama yerine getirilmesi gereken edimsel görev kendini değişik zamanlarda değişik yollarda sunar. Örneğin, ortaçağ-sonrası dünyada fiziksel bilimin gelişimi herşeyi kapsayan genel bir yorum kurmayı istemiş olan felsefecinin düzeneksel bir dizge olarak dünyaya ilişkin bilimsel görüşü ahlaksal ve dinsel bilincin istemleri ile uzlaştırma sorunu ile uğraşması gerektiği anlamına geliyordu. Descartes bu sorun ile yüz yüze kalmıştı. Ve Kant da.4 Ama gerçi Kant bu sorunu ele almada felsefi öncellerinin ırasalı olmuş olan yolları yadsımış ve kendi özgün çözümlerini sunmuş olsa da, uzun erimde bizi ‘‘bir ikiye-bölünmüş olgusallık’’5 ile yüzyüze bıraktığı ileri sürülebilir. Önümüzde bir yanda görüngüsel dünya, Newton biliminin zorunlu nedensel yasalar tarafından yönetilen dünyası bulunur.6 Öte yanda, özgür ahlaksal varlığın ve Tanrının duyulurüstü dünyası yatar. Görüngüsel dünyanın biricik olgusallık olduğunu ileri sürmek için geçerli hiçbir neden yoktur.7 Ama aynı zamanda duyulurüstü bir olgusallığın varoluşunun hiçbir kuramsal tanıtı da yoktur. Bu ahlak bilinci üzerine dayalı kılgısal bir inanç sorunudur. Üçüncü Eleştiri’de Kant’ın, insan anlığı için olanaklı olduğunu düşündüğü düzeye dek, iki dünya arasındaki uçurumu birleştirmeye çalıştığı doğrudur.8 Ama ürettiği sonuçlar başka felsefeciler tarafından doyurucu bulunmadıysa, bu anlaşılabilir birşeydir. Ve Alman idealistleri Kant’ın felsefesini geliştirmeleri ve dönüştürmeleri yoluyla onun ötesine ilerleyebildiler. Çünkü eğer olgusallık saltık düşüncenin ya da usun kendini belirtmesini sağlayan birleşik süreç ise, anlaşılır bir yapıdadır. Ve insan anlığı tarafından anlaşılabilirdir, yeter ki bu anlık kendi üzerine düşünen saltık düşüncenin bir bakıma taşıyıcısı olarak görülebilsin.

Bu koşul, eğer Kant’ın geleceğin biricik olanaklı bilimsel metafiziği düşüncesi ile idealistlerin metafizik anlayışları arasında herhangi bir süreklilik olacaksa, açıktır ki önemlidir. Kant için geleceğin metafiziği insan deneyim ve bilgisinin aşkınsal bir eleştirisidir. Gerçekte diyebiliriz ki bu metafizik insan anlığının kendiliğinden biçimlendirici etkinliğinin düşünsel ayrımsanışıdır. Bununla birlikte, metafiziksel idealizmde söz konusu etkinlik sözcüğün en tam anlamında üretkendir (kendinde-şey ortadan kaldırılmış olarak); ve bu etkinlik genelde sonlu insan anlığına değil ama saltık düşünceye ya da usa yüklenir. Bu yüzden, insan anlığının düşünsel etkinliği olarak felsefe, insan anlığı saltık bakış açısına yükselebilme ve saltık düşüncenin ya da usun kendi öz etkinliği üzerine düşünsel bilgisinin bir bakıma taşıyıcısı olabilme yeteneğine erişmedikçe, saltık düşüncenin kendisi üzerine düşünsel ayrımsaması olarak görülemez. Eğer bu koşul yerine getirilirse, Kant’ın biricik olanaklı metafizik tipi düşüncesi ile idealist metafizik anlayışı arasında belli bir süreklilik ortaya çıkar. Ayrıca hiç kuşkusuz eğer deyim yerindeyse açık bir genleşme de söz konusudur. Daha açık bir deyişle, Kantçı bilgi kuramı bir olgusallık metafiziğine genişletilir. Ama genleşme süreci belli bir süreklilik düzeyini korur. Bir yandan Kant’ın kendisinin göz önüne getirebilecek olduğu herşeyin çok ötelerine gidiyor olmasına karşın, bir Kant-öncesi metafizik anlayışına yalın bir geri dönüş de değildir.

Kantçı bilgi kuramının bir olgusallık metafiziğine dönüşümü kendisiyle birlikte hiç kuşkusuz belli önemli değişimler getirir. Örneğin, eğer kendinde-şeyin ortadan kaldırılması ile dünya düşüncenin ya da usun öz-belirişi oluyorsa, a priori ve a posteriori arasındaki Kantçı ayrım saltık ırasını yitirir. Ve kategoriler, insan anlağının öznel biçimleri ya da kavramsal kalıpları olmak yerine, olgusallık kategorileri olurlar; yeniden nesnel bir konum kazanırlar. Yine, erekbilimsel yargı bundan böyle Kant’da olduğu gibi öznel kalmaz. Çünkü metafiziksel idealizmde Doğada amaçlılık düşüncesi yalnızca insan anlığının bulgulatıcı ya da düzenleyici bir ilkesi, yararlı bir işlev yerine getiren ama nesnelliği kuramsal olarak tanıtlanamayan bir ilke olamaz. Eğer Doğa bir hedefe doğru devimi içindeki düşüncenin ya da usun anlatımı ve belirişi ise, Doğanın süreci erekbilimsel ırada olmalıdır.

Hiç kuşkusuz, Kant’ın metafiziğin alan ve gücüne ilişkin ılımlı düşüncesi ve idealistlerin metafiziksel felsefenin başarabilecekleri konusundaki görüşleri arasında oldukça büyük bir ayrım olduğu yadsınamaz. Kant’ın kendisi Fichte’nin kendinde-şeyin ortadan kaldırılması yoluyla eleştirel felsefenin arı idealizme dönüştürülmesi istemini geri çevirmişti. Ve daha sonra yirminci yüzyılda idealistlerin hafif metafiziksel kurgularından bıktıklarını ve Kant’ın kendisinin tinine geri dönüş zamanının geldiğini duyuran yeni-Kantçıların tutumlarını anlamak kolaydır. Aynı zamanda Kant’ın dizgesinin metafiziksel idealizme gelişimi de anlaşılmayacak birşey değildir, ve bu kesimdeki notlar idealistlerin kendilerine Kant’ın gerçek tinsel ardılları olarak nasıl bakabilmiş olduklarını açıklama açısından yararlı olmuş olabilirler.