Netkitap
Üyelik Sipariş İzleme Alışveriş Sepetim Favorilerim
Sepetim (0) 
Kitap e-Kitap Kelepir Topluluk
ara
Kitap   İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları      Mustafa Soykut   Avrupa'nın Birliği ve Osmanlı Devleti (1453-1683)
 
Avrupa'nın Birliği ve Osmanlı Devleti (1453-1683)  
Papalık ve Venedik Belgelerinde Avrupa'nın Birliği ve Osmanlı Devleti (1453-1683)
Mustafa Soykut
Baskısı yok

Yayinevi/DiziYayinevi: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları
Baskı Tarih: Temmuz 2007
Sayfa: 275

Bu kitaba oy verin: (6 oy)
Yorum Yaz


Bu kitaplar da ilginizi çekebilir

 
Kitap Hakında
 
Yorumlar
Ürün Ayrıntısı
Yayinevi: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları
Baskı Tarih: Temmuz 2007

Sayfa: 275

Boyut: 16 x 23 cm

Hamur: 2

Etiket: Baskısı yok


Arka Kapak
Bugün Avrupalının gözündeki 'Türk imajı'nın kökenleri, Batı'nın Rönesans ve keşifler yoluyla Doğu dünyasıyla yakın ilişkiler kurduğu döneme kadar uzanır. Ortaçağ'dan beri birbirine düşman Katolik ve Protestan kiliselerinin birleştiği ilk ve en önemli nokta, Türk'ün 'öteki' kimliği olmuştur.

Batılılar, dinleri ve yaşama biçimleri bakımından kendilerinin antitezi olarak gördükleri, buna karşılık siyasi ve ticari ilişkilerini sürdürmek istedikleri Türklere karşı her zaman büyük bir merak içinde olmuşlar ve Türkler hakkında elde edebildikleri her türlü bilgiyi yazılı hale getirerek bunların Avrupa ülkeleri içinde elden ele dolaşmasını sağlamışlardır.

ODTÜ Tarih Bölümü Öğretim üyesi Mustafa Soykut'un Papalık ve Venedik Belgelerinde Avrupa'nın Birliği ve Osmanlı Devleti adlı eseri İstanbul'un fethedildiği 1453'ten başlayıp 1683'te başarısızlıkla sonuçlanan İkinci Viyana Kuşatması'na kadar geçen süreçte, İstanbul'da bulunmuş Venedik elçilik görevlileri veya Osmanlı topraklarına gelmiş Venedikli seyyahlar ve din adamları tarafından yazılmış, bugüne kadar bizim tarihçilerimiz tarafından bazısı çok az tartışılmış, bazısından ise hiç söz edilmemiş belgelerden örnekler vererek, Avrupalının gözündeki Türk imajının nasıl oluştuğunu anlatıyor. Soykut, Türklerin, Türk gerçeğinin daha 14. yüzyıldan itibaren Avrupa'nın bir parçası haline geldiğini ve hâlâ da öyle olduğunu öne sürerken, bu olgunun Avrupa Birliği kavramı ile eş anlamda ele alınmaması ve ayrı bir düzlemde tartışılması gerektiğini özellikle vurguluyor.