Üye Girişi
Yeni Üye
Sıkça Sorulan Sorular
Sepetim
(0)
Yakında!
Konular
|
Çok Satanlar
|
Yeni Çıkanlar
|
Yayınevleri
|
Yazarlar
|
Yeni Çıkanlar Programı
|
Son Gezdiklerim
Baba ve Piç
Livar
Swing Sayı: 46
Ethica
Falaka
Tuz Yangını
Dünya Kadar Bilgi
Buddha
Cüce
Sanık
Kitap
Metis Yayınları
Edebiyat Dizisi
Elif Şafak
Baba ve Piç
Baba ve Piç
Elif Şafak
Baskısı yok
E-posta adresiniz:
Üyelik şifreniz:
Şifremi unuttum!
Yayinevi:
Metis Yayınları
Baskı Tarih:
Mart 2006
Sayfa:
376
Bu kitaba oy verin:
(36 oy)
Yorumları oku
Yorum Yaz
Paylaş
|
Kitap Hakında
Yorumlar
Yazarla Tanışma
Basından
Ürün Ayrıntısı
Yayinevi:
Metis Yayınları
Dizi:
Edebiyat Dizisi
Baskı Tarih: Mart 2006
Sayfa: 376
Boyut: 13,5x19,5cm
Hamur: 2
Etiket:
Baskısı yok
Arka Kapak
Baba ve Piç, İstanbul-San Francisco hattında gidip geliyor: Müslüman-Türk Kazancı ailesiyle Ermeni asıllı Amerikalı Çakmakçıyanların 90 yıla yayılan öyküleri iç içe. Kederli bir geçmişi tamamen unutmak mı daha doğru, geçmiş bilincini beraberinde taşımak mı?
Diğer yandan da bir kadınlar romanı Baba ve Piç: Erkeklerin apansız ve açıklamasız ölüverdiği, geriye hep kadınların kaldığı bir sülaleden dört kuşak kadının hikayesi. Anneannelerin, ciciannelerin, teyzelerin hafızalarıyla can bulan bu romanı severek okuyacaksınız.
Şekerşerbet Hanım: "İnsan taifesinin geçmişlerini öğrenmeleri gerçekten hayırlı bir şey mi? Beşer ki kolay kolay tatmin olmaz, ya sonra daha fazlasını bilmek ister ise? Ve daha, daha? Nereye kadar?"
Asya Kazancı: "Beni en çok çileden çıkaran bu. Düşünsene belki de karşılaştık babamla. Belki günün birinde bir yerde burun buruna geleceğiz, bilmeden yanından geçip gideceğim..."
Cicianne: "Ah, gitti bir kem göz daha, bardaktan çıkan sesi duydunuz mu? Çat diye inledi valla! Oh yüreğimi titretti! Allah bilir kimin kem gözüydü, çatladı da gitti, iyi oldu!"
Rose: "Keşke o cadı babannen benim bugün bir Türk'le flört ettiğimi görseydi. Tüyleri diken diken olurdu eminim. Nasıl dehşete kapılırdı düşünebiliyor musun? Mağrur Çakmakçıyan sülalesi için bundan beter kâbus düşünemiyorum...!"
Güvercin Yavrusu: "Ama söz vermiştin hüzünlü bir hikâye anlatmayacağına. Seni uyarmıştım. Acıklı bir hikâye duyarsam kanatlanıp uçarım demiştim."
Feride Teyze: "Sen geç dalganı. Daha bugün gazetede bir haber vardı. On sekiz yaşında bir çocuk, sapasağlam, sıhhatli ama sokakta karşıdan karşıya geçerken pat diye dizlerinin üzerine düşüp ölmüş. Nazar değilse ne şimdi bu."
Gülsüm Nine: "Bu ne densizlik, ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu senin? Nerden çıktı şimdi türban mürban? Yok bizim ailemizde böyle bağnazlıklar."
Armanuş: "Yürümüşler, yürümüşler. Ninemin annesi yolda ölmüş, çok geçmeden yaşlılar da ölmeye başlamış. Bakacak akrabaları olmayan küçük çocuklar o karmaşada birbirlerini kaybetmişler. Ama aylarca ayrı kaldıktan sonra erkek çocuklar mucizevi bir biçimde Lübnan'da Katolik misyonerlerin yardımıyla bir araya gelmiş. Hayatta olan tek kayıp kardeşleri Şuşan Ninemmiş. Kimse başına ne geldiğini bilmiyormuş..."
Zeliha Teyze: "Matem de bekaret gibidir, öyle her önüne gelene verilmez, hak edene saklamak gerek."
Banu Teyze: "Cinimi omzumdan indirmiyorum Asyacım, çünkü insanın hayatında öyle anlar gelir ki iyilik de yetmez iyiler de. Kötülerin yardımına ihtiyaç duyuverirsin."
Dikran Dayı: "O masum kuzu ilerde ne söyleyecek arkadaşlarına? Babamın ismi Barsam Çakmakçıyan, büyük dayımın ismi Dikran İstanbuliyan, benim adım Armanuş Çakmakçıyan, bütün soyağacım Filanca Falancıyan... Amma velakin Mustafa adında bir Türk tarafından büyütüldüğüm için köklerime ihanet etmeyi öğrendim...
Cevriye Teyze: "Bizim sorunumuz sürekli yanlış anlaşılmak. Batılı zannediyor ki Türkler'de Araplara benzer. Niye? Biz kendimizi gösteremediğimiz için. Bir kişi bir kişidir demeden anlatacağız. kendimizi Batılara."
Nihilizm Manifestosu'ndan: "İnsanların ezici çoğunluğu asla düşünmez, düşünenler de olsa ezici çoğunluk olmaz. Ayrımı gör! Tarafını seç!"
Jinekolog: "Yapmayın böyle... her şey yolunda gidecek merak etmeyin. Sadece uyku. Uyuyacaksınız, rüya göreceksiniz, daha rüya bitmeden biz sizi uyandıracağız ve sonra evinize gideceksiniz. Bir daha hiçbir şey hatırlamayacaksınız."
Nar ağacı: "Merak etme. Anlatacağım hikâye hazin gelebilir ilk başta ama mutsuz sayılmaz..."
Şuşan Nine: "Ancak bir Ermeni sayıca böylesine azalmanın, azıcık kalmanın ne manaya geldiğini anlayabilir. Budanmış bir ağaç gibi küçüldük... Rose özgürdür elbette, istediği adamla çıksın, hatta evlensin, bizi alakadar etmez. Ancak Barsam'ın evladı Ermenidir ve Ermeni gibi yetiştirilmelidir."
Gassal: "Kadın sen aklını mı kaçırdın? Bizim dinimizde yok öyle herkes görsün diye alıp eve götürmeler! Komşularnız illa da rahmetliyi görmek istiyorsa, gidip mezarını ziyaret etsinler."
Nüfus Memuru: "Madem öyle, münasip gördüğünüz ilk isme de saygıda kusur etmeden ufak bir değişiklik yapalım. Levon'a yakın bir isim gene ama bariz surette müslüman olsun. Levent nasıl mesela?"
Ohannes İstanbuliyan: "Lütfen oku. Eğer iyi değilse yak hepsini. Söz veriyorum sana sebebini bile sormayacağım. Ama eğer beğenirsen, Şafak Matbaasındaki Garabed Efendi'ye götür."
Ağulu Bey: "Ama hikâyenin en önemli kısmını kaçırdınız. Onu da öğrenmek isterseniz söyleyin yeter çünkü biz gulyabaniler her şeyi biliriz. Oradaydık."
İkinci Şoför: "Olmaz öyle şey. Cenaze arabasının önüne kadın oturtmam."
Kitabın İçinden
"Bu ne felakettir başımıza gelen!" diye haykırarak salona daldı Dikran Dayı. Teselli bulabilmek umuduyla etrafı taradı heyecandan pörtlemiş kara gözleri, "Duyduklarım doğru değil di mi? Biri bana doğru olmadığını söylesin!"
Pos bıyığının altından görünen iki ön diş yüzünden en kızgın olduğu anlarda bile mütebessim izlenimi veriyordu. Dikran İstanbuliyan. Şu halde bile mütebessim.
"Dayıcım sakin olun lütfen, otursanıza şöyle, yüreğinize inecek" diye mırıldandı Surpun Hala, Çakmakçıyan kız kardeşlerin en küçüğü. Ailede Barsam'ın Rose'la evlenmesini açıktan açığa destekleyen tek kişi olarak tüm bu olan bitenden sonra kendini suçlu hissediyordu. Oysa zerre kadar alışkın değildi kendi kendine kızmaya. California Berkeley Üniversitesi'nde Beşeri Bilimler profesörü olan Surpun Çakmakçıyan, dünya üzerindeki her meselenin taraflar arası diyalog, sükûnet ve düz mantıkla müzakere edilebileceğine inanan, kendine güveni tam, feminist bir akademisyendi. Böylesine duygusal ve tepkisel bir ailede, bu özellikleri yüzünden kendini yalnız hissettiği oluyordu zaman zaman.
Dikran İstanbuliyan'ın içini çekip bıyıklarını kemirerek en yakındaki boş iskemleye yöneldi. Bütün aile üzeri tıkabasa yiyecek dolu antika maun masanın etrafında toplanmıştı, ama olağan şüpheliler dışında kimse yemek yiyormuş gibi görünmüyordu. Varsenig Hala'nın ikiz bebekleri sakin sakin divanda uyuyorlardı. Kaliforniya Körfez bölgesindeki Ermeni Gençlik organizasyonu'nun düzenlediği sosyal bir etkinliğe katılmak üzere Minneapolis'ten gelen uzak-kuzen Kevork Karaoğlanyan da buradaydı. Son üç aydır Kevork bu grubun düzenlediği bütün etkinliklere katılmıştı -Ermenistan için yardım konserlerine, yıllık büyük pikniğe, Noel partisine, Cuma Gecesi Işık Partisi'ne, Kış Galası'na, Pazar Brançları'na ve Erivan'da ekoturizm yararına düzenlenen rafting yarışına sektirmeden katılmıştı. Ne var ki Dikran Dayı yakışıklı yeğeninin ta Minneapolis'ten kalkıp da zırt pırt San Francisco'ya uçmasının ardında sadece hayır işlerine düşkünlük yatmadığını tahmin ediyordu. Bir erkek durup dururken bir hayır derneğine bu kadar kaptırmışsa kendini, işin içinde bir kadın vardır muhtemelen. Kevork da henüz açılamadığı bir kıza abayı yakmış olmalıydı.
Bunları zihninden geçirerek masadaki yiyeceklere yöneldi Dikran Dayı. Bir sürahi ayran vardı önünde -tepeleme buzla doldurularak sulandırılmış, Amerikanlaştırılmış bir ayran. Onun yanında çeşitli ebatlarda renkli toprak kaplarda fassoulye pilaki, kadinbudu kofte, karniyarik, fırından yeni çıkmış churek ve en önemlisi, ah, en dayanılmazı, bastirma vardı. Dikran İstanbuliyan bayılırdı pastırmaya. Öyle ki derdini tasasını unutuverdi bir an için de olsa. Hele masanın öbür ucunda yer alan burma tatlısını görünce hepten eridi hiddeti.
Karısının sımsıkı diyet gözetimi altında olmasına rağmen Dikran Dayı her geçen yıl meşhur göbeğine bir yağ tabakası daha eklemeyi başarmıştı, tıpkı her sene büyüme halkalarına bir yenisini ekleyen ağaç gövdeleri gibi. Ne bodurluğundan ne şişmanlığından şikâyet eden bodur ve şişman bir adamdı şimdi. İki yıl önce bir makarna reklamında oynatmışlardı onu. Şen bir aşçıyı canlandırmıştı orada; karısı onu terk ettiğinde dahi morali bozulmayan, çünkü mutfağında mutlu mesut makarna pişirmeye devam edebileceğini bilen bir aşçıyı. Dikran Dayı aynen reklamdaki gibi biriydi gerçek hayatta. Her daim muhafaza ettiği neşesi öylesine dikkat çekici, o kadar gıpta edilesiydi ki, çok sayıda ahbaplarından biri, ne zaman şişman insanların daha neşeli oldukları klişesini kanıtlamak istese hemen onun adını zikrederdi. Ne var ki her daim cıvıl cıvıl neşe saçan Dikran Dayı bugün hiç de benzemiyordu aslına.
"Barsam nerede peki?" dedi Dikran Dayı tepeleme köfte dolu bir tabağa çatalını daldırırken. "Karısının ne haltlar karıştırdığını biliyor mu?"
"Eski karısının!" diye düzeltti Zaruhi Hala. Gün boyu birbirinden haylaz çocuklarla boğuşan tecrübeli bir anaokul öğretmeni olarak, etrafta duyduğu her hatayı anında düzeltmek gibi bir huyu vardı.
"Evet elbette, eski karısı! Ama hatun bunun farkında değil ki! O kadın kafayı yemiş. İnadımıza yapmıyorsa ne olayım! Bile bile yapıyor. Yanılıyorsam, Rose cadısı bu işi sırf bizi sinir etmek için yapmıyorsa, bana da Dikran demesinler. Başka isim bulsunlar!"
"Başka isme ihtiyacın olmayacak dayıcım," diye teselli etmeye çalıştı Carsenig Hala. "Besbelli bile bile yapıyor..."
"Ne yaparsa yapsın, kendi hayatıdır bizi ilgilendirmez. Ama torunum başka. El kadar biçare çocuk. Derhal Armanuş"u kurtarmamız lazım bu beladan" diye araya girdi bir ses. Büyükanne Şuşan'dı bu. Ağır, sakin adımlarla masadan kalkıp koltuğuna yöneldi. Harika bir aşçı olduğu halde hiçbir zaman iştahlı olmamıştı, hele son zamanlarda günde bir tastan fazla yemeden yaşamanın yolunu bulduğundan endişe ediyordu kızları. Kısa boylu, kemikli yapılı, sert hatlı, dal gibi incecik bir kadındı. Tuhaf bir iktidar hâlesi yayardı etrafına; en çetrefil engeller karşısında dahi direncini, metanetini yitirmeyenlere has bir hâle. Ne olursa olsun yenilgiyi kabul etmezdi Büyükanne Şuşan. Hayatın zaten başlıbaşına bir varoluş mücadelesinden ibaret olduğuna inanırdı, ama eğer Ermeniysen, üç kat fazla zorlu olduğunu iddia ederdi, üç kat daha çetin. Kararlılığı ve karşılaştığı herkesin gönlünü fethetme becerisi aile efradını oldum olası hayrete düşürürdü.
"Mühim olan torunumun selameti, gerisi ne gam."
Büyükanne Şuşan bu sözü söyledikten sonra kalın şişlerini eline alıp örgüsüne koyuldu. Şişlerden camgöbeği bir bebek battaniyesinin ilk sıraları sarkıyordu; köşesine A. Ç. harfleri işlenmiş: Armanuş Çakmakçıyan. Aile efradı örgü şişlerinin dansını seyrederken bir an sessizlik oldu. Büyükanne Şuşan'ın örgüsü grup terapiye benzerdi adeta. Onu örgü örerken seyretmek rahatlatırdı etrafındakileri. Sanki o bu işi sürdürdüğü müddetçe dünya daha yaşanılası bir yer olacak, korkacak bir şey kalmayacaktı.
"Haklısın, zavallı Armanuşçuk" dedi Dikran Dayı. Metanet abidesi kız kardeşiyle anlaşmazlığa düşmenin ne manaya geldiğini gayet iyi bildiğinden, bütün meselelerde Şuşanın tarafını tutardı. Ağzına bir biber dolması daha atarken, söylendi: "O masum kuzucuğa ne olacak?"
Kimsenin cevap vermesine fırsat kalmadan bir anahtar şıngırtısı duyuldu kapıda ve beti benzi atmış halde Barsam içeri daldı.
"Hah! Kim gelmiş! Barsam Bey, Barsam Bey, bir tanecik evladın var, onu da Türkler yetiştirecek. Senin kılını kıpırdattığın yok... Amot!"
"Ben ne yapabilirim ki?" Barsam Çakmakçıyan çökmüş gözlerle dayısına döndü. Ama anında kenara kaydı bakışları ve duvardaki devasa Martiros Saryan röprodüksiyonuna odaklandı. Aradığı cevap tabloda gizliymiş gibi uzun uzun oraya baktı: Çiçek Açmış Elma Ağaçları, 1912. Ama tablodan da teselli bulamamış olacaktı ki, tekrar konuştuğunda sesinde sadece umutsuzluk vardı. "Karışmaya hakkım yok. Rose onun annesi."
"Aman! Ne anne!" Dikran İstanbuliyan kıkırdadı. Onun cüssesinde bir adam için pek tiz bir kahkahası vardı -genelde fazlasıyla farkında olduğu ve kontrol edebildiği bir ayrıntıydı bu ama gerilimli durumlarda tümüyle unuturdu.
"O masum kuzu ileride ne söyleyecek arkadaşlarına? Babamın ismi Barsam Çakmakçıyan, büyük dayımın ismi Dikran İstanbuliyan, onun da babası Varvant İstanbuliyan, benim adım Armanuş Çakmakçıyan, bütün soyağacım Filanca Falancıyan... bütün akrabalarını 1915'te kasap Türklerin ellerinde kaybetmiş soykırımzede bir sülalenin torunuyum, amma velakin Mustafa adında bir Türk tarafından büyütüldüğüm için köklerime ihanet etmeyi öğrendim, soykırımı inkâr etmek üzere yetiştirildim! Fıkra gibi valla... Ah, marnim khalasim!"
Dikran İstanbuliyan hiddetle sustu ve sözlerinin etkisini tartabilmek için kaşlarını çatıp yeğenine baktı. Ama Barsam taş gibi hareketsizdi.
"Koş durdur bu işi Barsam!" diye ekledi Dikran Dayı, bu sefer daha yüksek sesle: "Bu gece Arizona'ya uç ve çok geç olmadan bu komediye bir son ver. Karınla konuş. Haydeh!"
Son Eklenen Yorumlar
1~10
11~20
21~25
1 kişiden 1'si bu yorumu beğendi:
Muhteşem
, 7 Haziran 2011
Gönderen:
Mehmet DEMİRBİLEK
Çok başarılı bir roman bence. Zevkle okudum.
Yanıtla
Bu yorumu doğru buluyor musunuz?
Baba ve Piç
, 23 Eylül 2010
Gönderen:
Sema GÜLER
(Ankara, Türkiye)
Genel anlamda sürükleyici buldum kitabı. Aile, sevgi, paylaşım, asilik, gelenek, acıma, sırlar, nefret ve ölüm... Öte yandan eleştirilerine katıldığım arkadaşlar da var burada. Buram buram propaganda kokuyor ve zaman zaman sıkıyor insanı. Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla misali bir yaklaşımı var yazarım soykırım üzerine. Ben demiyorum ama bakın kitabın karakterleri ne diyor gibisinden!
Yanıtla
Bu yorumu doğru buluyor musunuz?
begenmedimm
, 19 Eylül 2010
Gönderen:
begüm
(adana)
Baba ve Piç kitabini diger kitaplarina göre etkileyici bulamadım.Konusu ve anlatımı insanı çok fazla sürüklemiyor.Zorla bitirdim diyebilirim.Aşkta yakaladıgı akımı bunda yansıtamamış.
Yanıtla
Bu yorumu doğru buluyor musunuz?
tek kelime
, 10 Mayıs 2010
Gönderen:
burcu
(manisa)
Elif Şafak'tan okuduğum ilk kitaptı yorumunu çok beğendim. Akıcı ve sürükleyici bi anlatım kullanmış. Kitap tek kelimeyle SÜPER. Okumanızı tavsiye ederim...
Yanıtla
Bu yorumu doğru buluyor musunuz?
1 kişiden 1'si bu yorumu beğendi:
------
, 2 Temmuz 2009
Gönderen:
roland-deschain
(gilead)
kitabın kurgusu ve aileler arasında ortaya cıkan bağlar muhtesemdi... ama yazarın ermeni soykırımını ele alış biçmini beğenmedim... sanki türkler soykırım yapmış ama onu unutup geleceğe bakalım havasıyla anlatmış yazar...daha iyi olabilirdi...
Yanıtla
Bu yorumu doğru buluyor musunuz?
2 kişiden 2'si bu yorumu beğendi:
.....!!!!
, 28 Mart 2009
Gönderen:
gamze beyge
(Malatya, Türkiye)
konusu çok güzeldi ama kitabın sonunu ermeni sorununa bağlaması olmamış diye düşünüorum sonuçta türklere hakaretler yağdırıyo bence yazar içini dökmüş hayali kahramanlarının üzerinde belki gerçekten oldu böle şeyler ama sonuçta hepimiz insanız ve de geçmişte olan şeylerin hesabını şimdikiler vermek zorunda değil üstelik türkleri çok farklı yansıtmış kitabında kadınlarımız bu kitaptaki gibi ucuz,basit değiller....
Yanıtla
Bu yorumu doğru buluyor musunuz?
2 kişiden 2'si bu yorumu beğendi:
Ermenilerin kaşına kaşına okudukları/okuyacakları bir kitap...
, 6 Kasım 2008
Gönderen:
Fatma Şehirlioğlu
(İzmir, Türkiye)
Elif Şafak iyi bir romancıdır. Ancak ve ancak ensest ilişkiler yaşayan, cinlerle kafayı bozmuş, aile ve toplumsal kültürün eliminize edildiği adeta yok sayıldığı, neredeyse topluca sıyırmış aile fertlerinin bir arada yaşadığı bir türk ailesi, bunun karşısına da son derece iyi yetiştirilmiş , geleneksel bir aile kültüründen gelen ve Ermeni soykırımı hakkında meraklarını gidermek için İstanbul'a gelen bir ermeni kızı....
Kız o kadar bilinçli, akıllı ve sağduyu sahibi ki...bizim Türk kızımız ise babası bizzat dayısı olan, cinselliğini doyasıya yaşayan, annesiyle sürekli çatışmalara giren bir hedefi amacı ve yaşamdan yana beklentisi olmayan bir Türk kızı işte... sinirlenmemek ,taraf olmamak mümkün değil...
Yanıtla
Bu yorumu doğru buluyor musunuz?
3 kişiden 2'si bu yorumu beğendi:
Biraz Yanlı mı?
, 21 Mart 2008
Gönderen:
Eda Apaydın
(İstanbul / Türkiye)
Kitabı okumaya başladığımda ermeni gözünden bakılıpta yazılmış diye düşündüm eğer bunu saymazsak gerçekten akıcıydı ama yinede ermenilerin geçmişine bu kadar bağlı iken Türk lerin geçmişini unutmuş olması gibi ifadeler beni biraz hayal kırıklığına uğrattı.Kitaptaki karakterler ok iyi tanımlanmış
Yanıtla
Bu yorumu doğru buluyor musunuz?
4 kişiden 2'si bu yorumu beğendi:
Baba ve Piç Hakkında
, 2 Ocak 2008
Gönderen:
ilkay buğra
(İstanbul / Türkiye)
Bu kitap bir kitap olarak sürükleyici. fakat anlamları ve yanlış yönlendiren politikasıyla ve sadece satmaya yönelik bir kitap olduğu için öfkeliyim. adından da belli olmuyor mu! kitap insanalara bir şeyler katmalı. kuşkusuz bu kitap da katıyor. fakat yanlış şeyler katıyor.
Yanıtla
Bu yorumu doğru buluyor musunuz?
7 kişiden 3'si bu yorumu beğendi:
Sadece bir kitap olarak düşünülerek okunmalı:)
, 20 Mayıs 2007
Gönderen:
Eda Apaydın
(İstanbul / Türkiye)
Evet sadece bir kitap olduğunu düşünerek okunması gerekiyor.Çok etkileyici,anlatım mükemmeldi.Ancak Milli duygularımın kabardığı anlar olmadı değil.. Bunun için sadece bir kitap diyelim.Elif Şafak ın yorumu gerçekten çok güzel.. Ancak kitap içinde geçen konuları düşündükçe.. Kim bilir belki Elif Şafak ta Nobele aday olur diye düşünmeden edemiyorum..Herşeye rağmen bu kitap okunlalıdır.
Yanıtla
Bu yorumu doğru buluyor musunuz?
1~10
11~20
21~25
Yanıt:
Bilgisiniz
Adınız:
E-posta:
Bulunduğum Yer:
Elif Şafak
Yazarın diğer kitapları
İskender
Kağıt Helva
Firarperest
Med-Cezir
Baba ve Piç
Mahrem
Araf
Kağıt Helva
Aşk (Gri Kapak)
Pinhan
Şehrin Aynaları
Bit Palas
Aşk
Siyah Süt Beyaz Karanlık
Siyah Süt
Yazarın bütün(30) kitaplarını göster
Yaşam Öyküsü
1971 yılında Strasbourg'da doğdu. ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümünü bitirdi, yüksek lisansını aynı üniversitede Kadın Çalışmaları Bölümünde yaptı. "Bektaşi ve Mevlevi Düşüncesinde Kadınsılık-Döngüsellik" konulu master tezi Sosyal Bilimler Derneği'nce ödüllendirildi. İlk (öykü) kitabı Kem Gözlere Anadolu 1994 yılında, ilk romanı Pinhan 1997'de (1998 Mevlânâ Büyük Ödülü), ikinci romanı Şehrin Aynaları 1999'da, Mahrem (Türkiye Yazarlar Birliği Roman Ödülü) 2000'de, Bit Palas ise 2002 yılında yayımlandı. Yazarın İngilizce olarak kaleme aldığı, 2004 yılında yayımlanan son romanı Araf ABD'nin öndegelen yayınevlerinden Farrar, Straus Giroux'nun 2004 yayın programında yer alıyor.Şafak, ABD'de yaşıyor ve Michigan Üniversitesi'nde "Ortadoğu'da Marjinal Kimlikler" ve "Kadın ve Edebiyat" dersleri veriyor.
"Allah-û Teâlâ insanları yarattığından, onları teklifle mükellef kıldığından ve onları Adem'den vücuda, yokluktan varoluşa çıkardığından beri insanlar hep birer yolcu olmuşlardır. Bu yolculuklarını ancak ya cennete ya da cehenneme vardıklarında bırakabilirler." İbn Arabî'nin Nurlar Risâlesi'nde işaret ettiği bu görüş, Elif Şafak'ın yazınının da orijini olarak kabul edilebilir. Doğumda başlayıp ölümde biten bir süreç ise bedenin dirimi; insanoğlunun hayatı bir eşiktir, kaos ile kozmos arasındaki. Bir araftan ibarettir yaşamlarımız; yazılanın vücut bulduğu simgesel bir bekleme odası, yazgının çekildiği bir çilehane...
Göçebelik, kimliksizlik, belleksizlik, varlıkla yokluk, iç ve dış, hayat ve ölüm, dolu ile boş, yerlilik, yabancılık, zıtların benzerliği, bölünmedeki bütünlük, birlik ve parçalanma kavramları halesinde eserlerini ören ve göçebe ruhunu karakterlerine yansıtan Elif Şafak; kozmopolit, heterojen, çokboyutlu bir dünya arayışıyla, romanları boyunca ara dünyaların keşfinde, akılcılığın aralarına güven verici sınırlar koyarak aralarından su bile sızmasını istemediğimiz gerçeklerin iç içe geçmiş ve birbirine karışmış (ebru modeli) olduğu bir 'araf' üzerine bina ediyor yeni romanı Baba ve Piç'i de. Çok çağrışımlı, müstehzi metaforlarla temellendirilmiş, acımasız ironilerle çağrışımsallaştırılmış, farklı okumalara açılan bir roman Baba ve Piç; hafızaya, unutulanlara, hatırlananlara, gizlere, suskunluğa, sırlara dair bir kuşak romanı; Türkiye'deki milliyetçi ve cinsiyetçi ideolojiye neşter savuran sivri dilli bir anlatı...
Bir doğumla başlayıp bir ölümle sonlanan romanda, teklifle mükellef kılınan pek çok yolcu var yine. Batı hayranlığı ile zenofobinin, kendine dönme ısrarı ve hırçınlığıyla geçmişi yok saymanın, katı Kemalist reformist yaklaşım ile ona tepkisel göveren muhafazakâr İslami söylemin, Tanzimat'tan beri yaşanan kültürel ikiciliğin inkârından mustarip, 'anımsayan' Çakmakçıyanlar ile gözünü geleceğe dikerek geçmişini unutan 'hafıza mağduru' Kazancıların iç içe geçmiş hikâyelerini aktarırken Bergsoncu bir zaman kavrayışıyla ilerliyor Şafak, döngüsel yolunda...
Erkeklerin bir tekinsizliğe meylederek erkenden öldüğü, anaerkil Kazancı Ailesi kurşuncu cicianne; geleneksel bir Türk kadını olan anne Gülsüm, cinlerle kafayı bozan Banu; sınır kişilik Feride; tarih öğretmeni Cevriye; tüm ayrıksılığıyla eril alana karşı çıkan deli dolu Zeliha'dan mülhem. Ailenin tek erkeği Mustafa ise üniversite eğitimi için Amerika'ya gidip de bir daha geri dönmediğinden ne bu aileye ait, ne de ailenin tümüyle dışında. 1915 tehciriyle İstanbul'dan sürgün edilerek Amerika'ya yerleşen Çakmakçıyanlar da yine kadınların hâkim olduğu bir aile. Babaanne Şuşun, kızları Surpun, Zaruhi, Varsenig ve tek oğulları Barsam...
Bu iki ev arasında yaşananlar bir yana, Türkiye'deki 'entel' tayfanın kendini hapsettiği o dar alanı simgeleyen, müdavimleri Alkolik Karikatürist, Aşırı Milliyetçi Filmlerin Gayri Milliyetçi Senaristi, Gizli Gay Köşe Yazarı ve Olağanüstü Yeteneksiz Şair tarafından ikinci ev bellenen Cafe Kundera'nın da romana eklenmesiyle Baba ve Piç'de yine bir 'ev' romanına dönüşüyor. Jale Parla'nın dediği gibi, bir metne ev teması girdi mi, beklentimiz ya bir kaçış, ya da hapsoluş; ya bir sürgün, ya da eve dönüş öyküsü okumaktır. Tümü de bir arafta sıkışmışlığı yaşayan kahramanlarımız da evden ne denli uzağa giderlerse gitsinler, evi içinde taşırlar; ne denli eve yerleşirlerse o denli sürgündürler.
Zeliha'nın kürtaj için doktora gidişi, ancak başaramayıp bu babası belirsiz, uğursuz bebeği doğurmasıyla başlıyor roman. 'Deli kadınlar evi'nin yeni üyesi Asya, Araf'ta da bahsi geçen 'dasein'in (dünyaya fırlatılmış olmanın, istem dışı var olmanın ağırlığı altında düşen insan) bir örneği. Annesi Zeliha'ya asla anne diyemeyen dört teyzesi ile yaşayan ve Cafe Kundera'da, benzerleri arasında kimliğini arayan Asya ile Çakmakçıyanlar'ın torunu Armanuş'un kaderi kesişince, her iki ailenin de yıllardır sakladığı sırlar su yüzüne çıkar, lanetler tekerrür eder. Geçmiş şimdide canlanır, zaman halkası nihayetine ererek yine kendine döner. Nurlar Risalesi der ki: hakikat, sürekli olarak bir yüzden ötekine geçiştir, onun manevi ve maddi; mutlak ve nisbî; nuranî ve zulmanî çift yüzü vardır. "Bu kitapta ben yine kendimden kendime hitap etmeye ve kendimden yola çıkarak yine kendime dönmeye devam ediyorum. Geçsem de daha böyle nice halden nice hale ben; varoluş içinde başkası değilim ben benden," diye yazar Arabî. Keza kendinden çıkarak kendine döner Elif Şafak bu romanında da. Çünkü zaman hep döner.
...
Hande Öğüt
"Hafızanın kapılarını kırmak"
Radikal kitap Eki, 10 Mart 2006
İlgili Konular
Edebiyat - Türk Edebiyatı
Edebiyat - Roman
İlgili Konulardan Kitaplar
Hüzn-ü Aşk
Aşk-ı Şahanem
Günaha Kürek Çekenler
Yayınevinin Diğer Kitapları
Metis Yayınları
için
949
yapıt bulunmaktadır.
Aynı Diziden:
Rüyanın Öte Yakası
Seferis ile Üvez
Trendeki Yabancılar
Titrek Bacanak Beş Öykü
Murathan Mungan Şiirleri 12 Kitap Takım
Şeytanın Saati
Daha
Edebiyat
Roman
Roman ve Öykü
Türk Edebiyatı
Tarihi Roman
Çocuk Kitapları
Hikaye ve Öykü
Eğlenceli Eğitim Kitapları
7 ile 11 yaş arası
Masallar
Tarih
Araştırma ve İnceleme
Uygarlık Tarihi
Anı ve Seyahatname
Politika
Siyasi İdeolojiler
Siyasi Tarih
Devlet Yönetimi
Devlet Güçleri ve İstihbarat Örgütleri
İnsan ve Toplum
Kişisel Gelişim
Kişilik ve Zeka
Psikiyatri ve Psikanaliz
Psikoloji
Felsefe ve Düşünce
İslam Felsefesi
Deneme
Antik Felsefe
Akademik
Yabancı Dil Eğitimi
Diğer
Gramer ve Dilbilgisi
Çocuk Eğitimi
Ekonomi ve İş Dünyası
Kariyer
Pazarlama ve Satış
İşletme/ Muhasebe/ Pazarlama
Reklamcılık
Genel Konular
Büyü, Gizem. Parapsikoloji ve Kehanet
Doğu Dinleri ve Düşünceleri
Biyografi ve Otobiyografi
Aile ve İnsan
Aşk ve Yaşam
Çocuk
Ebeveyn
Anne Baba Kitapları
İslam
Kuran ve Kuran Üzerine
Tasavvuf/ Mezhepler/ Tarikatlar
Alevilik
İslam Tarihi
Kültür Sanat
Tiyatro
Sinema
Müzik Eğitimi ve Öğretimi
Din
Dinler Tarihi
Din Felsefesi
Mitolojiler
Tasavvuf
Sağlık ve Tıp
Beslenme ve Diyet
Sağlıklı Yaşam
Yoga ve Meditasyon
Meditasyon ve Yoga
Bilim
Popüler bilim
Matematik ve Geometri
Teknoloji ve Mühendislik
Referans
Kişisel Gelişim
Kaynak Kitap
Yöneticilik
Yaşamöykü/ Anı/ Mektup
Sosyal Bilimler
Toplumsal İncelemeler
İnsan ve Toplum
Siyasal Düşünceler
İnceleme ve Araştırma
Kampanyalar
Sağlıklı Yaşam
Türk Düşünürleri
Tatil Kitapları
Anasafya
Yeni Çıkanlar
Çok Satanlar
Konu Başlıkları
Yayınevleri
Topluluk
Üyelik
Favori Listem
Alışveriş Sepetim
Sipariş İzleme
Sıkça Sorulan Sorular
Çok Satanlar RSS
Yeni Çıkanlar RSS
NetKitap'ta belli başlı tüm kredi kartlarıyla peşin ve taksitli, kapıda ödeme veya banka havalesi/eft ile alışveriş yapabilirsiniz.
Destek için lütfen üyelik bölümündeki formu kullanın.
Sıkça sorulan sorulara
ulaşmak için tıklayınız.
Netkitap
Babıali Caddesi No:14 Cağaloğlu/İstanbul - Türkiye
Tel : (0212) 527 79 36 - (0212) 527 79 82
Fax : (0212) 513 29 71
© Netkitap 1998-
2012