 |
 |
|
 |
 |
Konular:
Kişiler ve Yayınevi:
|
 |
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Baba ve Piç
Baba ve Piç, İstanbul-San Francisco hattında gidip geliyor: Müslüman-Türk Kazancı ailesiyle Ermeni asıllı Amerikalı Çakmakçıyanların 90 yıla yayılan öyküleri iç içe. Kederli bir geçmişi tamamen unutmak mı daha doğru, geçmiş bilincini beraberinde taşımak mı? Diğer yandan da bir kadınlar romanı Baba ve Piç: Erkeklerin apansız ve açıklamasız ölüverdiği, geriye hep kadınların kaldığı bir sülaleden dört kuşak kadının hikayesi. Anneannelerin, ciciannelerin, teyzelerin hafızalarıyla can bulan bu romanı severek okuyacaksınız.
Şekerşerbet Hanım: "İnsan taifesinin geçmişlerini öğrenmeleri gerçekten hayırlı bir şey mi? Beşer ki kolay kolay tatmin olmaz, ya sonra daha fazlasını bilmek ister ise? Ve daha, daha? Nereye kadar?"
Asya Kazancı: "Beni en çok çileden çıkaran bu. Düşünsene belki de karşılaştık babamla. Belki günün birinde bir yerde burun buruna geleceğiz, bilmeden yanından geçip gideceğim..."
Cicianne: "Ah, gitti bir kem göz daha, bardaktan çıkan sesi duydunuz mu? Çat diye inledi valla! Oh yüreğimi titretti! Allah bilir kimin kem gözüydü, çatladı da gitti, iyi oldu!"
Rose: "Keşke o cadı babannen benim bugün bir Türk'le flört ettiğimi görseydi. Tüyleri diken diken olurdu eminim. Nasıl dehşete kapılırdı düşünebiliyor musun? Mağrur Çakmakçıyan sülalesi için bundan beter kâbus düşünemiyorum...!"
Güvercin Yavrusu: "Ama söz vermiştin hüzünlü bir hikâye anlatmayacağına. Seni uyarmıştım. Acıklı bir hikâye duyarsam kanatlanıp uçarım demiştim."
Feride Teyze: "Sen geç dalganı. Daha bugün gazetede bir haber vardı. On sekiz yaşında bir çocuk, sapasağlam, sıhhatli ama sokakta karşıdan karşıya geçerken pat diye dizlerinin üzerine düşüp ölmüş. Nazar değilse ne şimdi bu."
Gülsüm Nine: "Bu ne densizlik, ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu senin? Nerden çıktı şimdi türban mürban? Yok bizim ailemizde böyle bağnazlıklar."
Armanuş: "Yürümüşler, yürümüşler. Ninemin annesi yolda ölmüş, çok geçmeden yaşlılar da ölmeye başlamış. Bakacak akrabaları olmayan küçük çocuklar o karmaşada birbirlerini kaybetmişler. Ama aylarca ayrı kaldıktan sonra erkek çocuklar mucizevi bir biçimde Lübnan'da Katolik misyonerlerin yardımıyla bir araya gelmiş. Hayatta olan tek kayıp kardeşleri Şuşan Ninemmiş. Kimse başına ne geldiğini bilmiyormuş..."
Zeliha Teyze: "Matem de bekaret gibidir, öyle her önüne gelene verilmez, hak edene saklamak gerek."
Banu Teyze: "Cinimi omzumdan indirmiyorum Asyacım, çünkü insanın hayatında öyle anlar gelir ki iyilik de yetmez iyiler de. Kötülerin yardımına ihtiyaç duyuverirsin."
Dikran Dayı: "O masum kuzu ilerde ne söyleyecek arkadaşlarına? Babamın ismi Barsam Çakmakçıyan, büyük dayımın ismi Dikran İstanbuliyan, benim adım Armanuş Çakmakçıyan, bütün soyağacım Filanca Falancıyan... Amma velakin Mustafa adında bir Türk tarafından büyütüldüğüm için köklerime ihanet etmeyi öğrendim...
Cevriye Teyze: "Bizim sorunumuz sürekli yanlış anlaşılmak. Batılı zannediyor ki Türkler'de Araplara benzer. Niye? Biz kendimizi gösteremediğimiz için. Bir kişi bir kişidir demeden anlatacağız. kendimizi Batılara."
Nihilizm Manifestosu'ndan: "İnsanların ezici çoğunluğu asla düşünmez, düşünenler de olsa ezici çoğunluk olmaz. Ayrımı gör! Tarafını seç!"
Jinekolog: "Yapmayın böyle... her şey yolunda gidecek merak etmeyin. Sadece uyku. Uyuyacaksınız, rüya göreceksiniz, daha rüya bitmeden biz sizi uyandıracağız ve sonra evinize gideceksiniz. Bir daha hiçbir şey hatırlamayacaksınız."
Nar ağacı: "Merak etme. Anlatacağım hikâye hazin gelebilir ilk başta ama mutsuz sayılmaz..."
Şuşan Nine: "Ancak bir Ermeni sayıca böylesine azalmanın, azıcık kalmanın ne manaya geldiğini anlayabilir. Budanmış bir ağaç gibi küçüldük... Rose özgürdür elbette, istediği adamla çıksın, hatta evlensin, bizi alakadar etmez. Ancak Barsam'ın evladı Ermenidir ve Ermeni gibi yetiştirilmelidir."
Gassal: "Kadın sen aklını mı kaçırdın? Bizim dinimizde yok öyle herkes görsün diye alıp eve götürmeler! Komşularnız illa da rahmetliyi görmek istiyorsa, gidip mezarını ziyaret etsinler."
Nüfus Memuru: "Madem öyle, münasip gördüğünüz ilk isme de saygıda kusur etmeden ufak bir değişiklik yapalım. Levon'a yakın bir isim gene ama bariz surette müslüman olsun. Levent nasıl mesela?"
Ohannes İstanbuliyan: "Lütfen oku. Eğer iyi değilse yak hepsini. Söz veriyorum sana sebebini bile sormayacağım. Ama eğer beğenirsen, Şafak Matbaasındaki Garabed Efendi'ye götür."
Ağulu Bey: "Ama hikâyenin en önemli kısmını kaçırdınız. Onu da öğrenmek isterseniz söyleyin yeter çünkü biz gulyabaniler her şeyi biliriz. Oradaydık."
İkinci Şoför: "Olmaz öyle şey. Cenaze arabasının önüne kadın oturtmam."
376 sayfa, 2. hamur, ISBN: 9753425538; Boyut: 13,5x19,5cm; Baskı Tarihi: Mart 2006 Özgün Dili: Türkçe
TÜKENDİ
Yazarın Diğer Kitapları |
 |
 |
 |
| |
Araf, Metis Yayınları |
Araf , Doğan Kitapçılık |
Aşk, Doğan Kitapçılık |
Aşk (Gri Kapak), Doğan Kitapçılık |
Baba ve Piç, Metis Yayınları |
Baba ve Piç, Doğan Kitapçılık |
Beşpeşe, Metis Yayınları |
Bit Palas, Metis Yayınları |
Bit Palas, Doğan Kitapçılık |
Kağıt Helva, Doğan Kitapçılık |
Kem Gözlere Anadolu, Evrensel Basım Yayın |
Mahrem, Metis Yayınları |
Mahrem, Doğan Kitapçılık |
Med-Cezir, Metis Yayınları |
Med-Cezir, Doğan Kitapçılık |
Pinhan, Metis Yayınları |
Pinhan, İletişim Yayınları |
Pinhan, Doğan Kitapçılık |
Siyah Süt, Doğan Kitapçılık |
Şehrin Aynaları, Metis Yayınları |
Şehrin Aynaları, İletişim Yayınları |
Şehrin Aynaları, Doğan Kitapçılık |
|
|
 |
|
 |
|
|
|
|
Bu kitaplar da ilginizi çekebilir |
|
|
| soykırım | Gönderen: erhan özdemir 2 Aralık 2006 Cuma - İstanbul / Türkiye | | elif şafak ın ilk defa bir kitabını okuyorum kitabı icerik olarak cok begendım.uslubu cok iyiydi olay örgüsü de cok başarılı kitabı okurken öbür sayfada ne olacak diye merak ediyorsunuz.tabi elif safak ermeni soykarımını savunan biri zaten turk ailesini anlatırken ailenin icine her türlu sapık ilişki, uyusturucu, büyücü ve falcı, dindar, militarist ne bulduysa koymus ermeni ailesine toz kondurmamıs ve turkler tarıfından katlima ugradıkları ve tarihte cok acı çektikleri üstüne basa basa vurgulanıms bu yuzden okurken kimi yerlerde sinirlenmemek pek munkun olmuyor.. |
 | Bu yorumu doğru buluyor musunuz? |  |  |
| 43 kişiden 37'si bu yorumu beğendi. |
| Edebi değeri olmayan dikkat çekici bir kitap |  | Çetin Dolmayan 28 Aralık 2006 Çarşamba - İstanbul / Türkiye | | Elif Şafak'ın kitabı ilginç bir propaganda taktiği kullanıyor. Yazar doğrudan bir tarafı tutmuyor ve propaganda yapmıyor. Ama romandaki karakterlere yaptırıyor bunu. Türk tarafı Türk tezini savunurken, Ermeni tarafı da Ermeni tezini savunuyor. Kitabın özeti bu. Duygusallıktan uzak, birer devlet (ya da lobi) temsilcisi gibi görünen karakterlerin bana kalırsa sıkıcı diyaloglarıyla örülü, insana "bir edebiyatçının anlatması gereken başka konu mu kalmadı" diye sordurdan bir kitap. |
 | Bu yorumu doğru buluyor musunuz? |  |  |
| 38 kişiden 24'ü bu yorumu beğendi. |
| çok iyi bir roman... | Gönderen: lütfiye emin 18 Haziran 2006 Cumartesi - Kırıkkale / Türkiye | | elif şafak'ın hangi kitabını alırsanız alın elinize, az çok o kitapla hangi dünyalara yolculuk yapacağınızı, o kitaptan neler öğreneceğinizi bilirsiniz.ben kitabı okumaya başlamadan önce, kitapta tasavvuf, büyü, cinler, ruhani bir alemle başbaşa kalacağımı biliyordum ve bir o kadar da çarpıcı gerçeklerle...yine zekice örülmüş bir roman örgüsü, yine bir sürü şaşırtmaca.ve ermeni sorunu tabi. şimdiye kadar getirilmiş en değişik, en yumuşak ve en uzlaşmacı bakış açısını sunduğunun farkında mı acaba elif şafak? |
 | Bu yorumu doğru buluyor musunuz? |  |  |
| 25 kişiden 15'i bu yorumu beğendi. |
| harika bir kitap | Gönderen: Filiz Ozari 26 Ekim 2006 Çarşamba - / ABD | | Elif Safak'in okudugum ilk kitabi.. Elimden birakamadigim kitaplardan bir tanesi haline geldi. Butun arkadaslarim sirada bekliyor okumak icin. Herkese tavsiye ederim.. |
 | Bu yorumu doğru buluyor musunuz? |  |  |
| 27 kişiden 12'si bu yorumu beğendi. |
| Bravo! | Gönderen: Zeynep Sila Sönmez 13 Nisan 2006 Çarşamba - / Finlandiya | | Bu kitap tek kelimeyle muhtesem!Bu kadar birbirinden farkli kavramlar bir kitapta ancak bu kadar guzel toparlanabilir.Tum karakterler hem cok siradisi hemde cok tanidik,karakter analizleri cok guzel.Ayrica kitapta gecen olaylarin hic birinde ne insanlari ne de olaylari yargilamak yok,sadece durum anlatiliyor.Elif Safak gercekten cok ilginc,surukleyici,doyurucu bir roman yazmis yine,tebrikler... |
 | Bu yorumu doğru buluyor musunuz? |  |  |
| 14 kişiden 7'si bu yorumu beğendi. |
| öz eleştiri zamanı........ |  | sevinç çomoğlu 1 Mayıs 2006 Pazar - İstanbul / Türkiye | | Bu bir romanın ötesinde birşey...Bizi yani bu topraklar üzerinde yaşamış ve yaşamakta olanları nede güzel anlatmış.Hatta bizim anlayamadıklarımızı ve anlatamadıklarımızı da...Kim kime neden düşman edilmişti,bu kadar bir aradayken nasıl olupta nar taneleri her biryana saçılmıştı.Zamanda yolculuk, birazda öz eleştiri ve araf...... |
 | Bu yorumu doğru buluyor musunuz? |  |  |
| 11 kişiden 5'i bu yorumu beğendi. |
| müthiş | Gönderen: adem erkmen 23 Haziran 2006 Perşembe - Kars / Türkiye | | Elif şafak.
tesadüfen med cezir yazılarını okudum ve müptelası oldum. baba ve piç gerçekten başucu olacak bir kitap. Herkese tavsiye ediyorum. Sevgiyle kalın |
 | Bu yorumu doğru buluyor musunuz? |  |  |
| 16 kişiden 5'i bu yorumu beğendi. |
| kurgusu iyi |  | ebru ikiz 6 Aralık 2006 Salı - İzmir / Türkiye | | Elif Şafak'ın okuduğum ilk kitabı. Elinizden bırakamıyosunuz çok sürükleyici anlatımı var merak ediyosunuz bir sonraki bölümü. Diğer okurlar gibi bana göre de rahatsız edici tarafı ermenileri çok üste çıkarması ve iki kardeş arasındaki sapık ilişki. Okunması gerektiğini düşünüyorum. Yazarın diğer kitaplarını da en kısa zamanda okuyacağım.
|
 | Bu yorumu doğru buluyor musunuz? |  |  |
| 13 kişiden 5'i bu yorumu beğendi. |
| Gönderen: zehra 6 Ocak 2007 Cuma - / Türk ve Caicos Adaları | | Ben kitabı okurken kendimden çok şey buldum, özellikle de Zeliha ve onun kopyası kızından. Elif Şafak gerçekten "var" ile "yok" arasında çok güzel bir köprü kurmuş aslında.. Tabi romanı dikkatli okuyup ayrıca kendi yaşantısından da bir şeyler bulabilenler görebiliyor. Betimlemeleri ve olaylar örüsünü çok zekice tamamlamış. Ermeni yönünü tabi biraz fazlaya kaçmış ama objektif bir bakışla bakılırsa kendince çok güzel yorumlar getirmiş. Herkese okumasını tavsiye ederim. |
 | Bu yorumu doğru buluyor musunuz? |  |  |
| 20 kişiden 5'i bu yorumu beğendi. |
| bu yazarı mutlaka okumalı | Gönderen: cuneyt kucuk 16 Haziran 2006 Perşembe - İstanbul / Türkiye | | kitap bi başyapıt şiir gibi,hiç bitmesini istemeden okudum,kullanılan dil olsun üslup ve tabi olay örgüsü mükemmel
tek eksiği türkçe yazılmamış olması
gerçi türkçeye çevrilirken yazar son kontrolleri yapmış çeviriye yön vermiş olsada Elif Şafak'ın daima edebiyatta Türkçe yazmasını isteyenlerdenim ha şunu yapabilir
ingilizce çevirileinde çevirmene yardımcı olabilir diye düşünüyorum
ama ser ingilizce yazılmışta olsa kendini okuturuyo,kalemine saglık diyor herkese iyi okumalar diliyorum |
 | Bu yorumu doğru buluyor musunuz? |  |  |
| 10 kişiden 3'ü bu yorumu beğendi. |
| evet..bu.. | Gönderen: özlem poşul 20 Ocak 2007 Cuma - İstanbul / Türkiye | | kitabın konusu,olayların bağlantı örgüsü,yazarın üslubu,kitap karakterleri..her şey olması gerektiği gibi ve yerli yerinde.bu kitaptan sonra Elif Şafak'ın müptelası olacağım sanırım.okuyun,okutun :) |
 | Bu yorumu doğru buluyor musunuz? |  |  |
| 15 kişiden 3'ü bu yorumu beğendi. |
| güzel bir kitap | Gönderen: azra engin 12 Mart 2007 Pazar - / Almanya | | ya ben begendim kitabi nasil yorum yapabilirim bilmiyorum ama güzel etkileyici bi kitapti... |
 | Bu yorumu doğru buluyor musunuz? |  |  |
| 16 kişiden 3'ü bu yorumu beğendi. |
Kitap hakkında yapılmış tüm eleştirileri okumak için tıklayın!
| |
|
|
Yazar Hakkında 1971 yılında Strasbourg'da doğdu. ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümünü bitirdi, yüksek lisansını aynı üniversitede Kadın Çalışmaları Bölümünde yaptı. "Bektaşi ve Mevlevi Düşüncesinde Kadınsılık-Döngüsellik" konulu master tezi Sosyal Bilimler Derneği'nce ödüllendirildi. İlk (öykü) kitabı Kem Gözlere Anadolu 1994 yılında, ilk romanı Pinhan 1997'de (1998 Mevlânâ Büyük Ödülü), ikinci romanı Şehrin Aynaları 1999'da, Mahrem (Türkiye Yazarlar Birliği Roman Ödülü) 2000'de, Bit Palas ise 2002 yılında yayımlandı. Yazarın İngilizce olarak kaleme aldığı, 2004 yılında yayımlanan son romanı Araf ABD'nin öndegelen yayınevlerinden Farrar, Straus Giroux'nun 2004 yayın programında yer alıyor.Şafak, ABD'de yaşıyor ve Michigan Üniversitesi'nde "Ortadoğu'da Marjinal Kimlikler" ve "Kadın ve Edebiyat" dersleri veriyor.
Kitabın İçinden "Bu ne felakettir başımıza gelen!" diye haykırarak salona daldı Dikran Dayı. Teselli bulabilmek umuduyla etrafı taradı heyecandan pörtlemiş kara gözleri, "Duyduklarım doğru değil di mi? Biri bana doğru olmadığını söylesin!" Pos bıyığının altından görünen iki ön diş yüzünden en kızgın olduğu anlarda bile mütebessim izlenimi veriyordu. Dikran İstanbuliyan. Şu halde bile mütebessim.
"Dayıcım sakin olun lütfen, otursanıza şöyle, yüreğinize inecek" diye mırıldandı Surpun Hala, Çakmakçıyan kız kardeşlerin en küçüğü. Ailede Barsam'ın Rose'la evlenmesini açıktan açığa destekleyen tek kişi olarak tüm bu olan bitenden sonra kendini suçlu hissediyordu. Oysa zerre kadar alışkın değildi kendi kendine kızmaya. California Berkeley Üniversitesi'nde Beşeri Bilimler profesörü olan Surpun Çakmakçıyan, dünya üzerindeki her meselenin taraflar arası diyalog, sükûnet ve düz mantıkla müzakere edilebileceğine inanan, kendine güveni tam, feminist bir akademisyendi. Böylesine duygusal ve tepkisel bir ailede, bu özellikleri yüzünden kendini yalnız hissettiği oluyordu zaman zaman.
Dikran İstanbuliyan'ın içini çekip bıyıklarını kemirerek en yakındaki boş iskemleye yöneldi. Bütün aile üzeri tıkabasa yiyecek dolu antika maun masanın etrafında toplanmıştı, ama olağan şüpheliler dışında kimse yemek yiyormuş gibi görünmüyordu. Varsenig Hala'nın ikiz bebekleri sakin sakin divanda uyuyorlardı. Kaliforniya Körfez bölgesindeki Ermeni Gençlik organizasyonu'nun düzenlediği sosyal bir etkinliğe katılmak üzere Minneapolis'ten gelen uzak-kuzen Kevork Karaoğlanyan da buradaydı. Son üç aydır Kevork bu grubun düzenlediği bütün etkinliklere katılmıştı -Ermenistan için yardım konserlerine, yıllık büyük pikniğe, Noel partisine, Cuma Gecesi Işık Partisi'ne, Kış Galası'na, Pazar Brançları'na ve Erivan'da ekoturizm yararına düzenlenen rafting yarışına sektirmeden katılmıştı. Ne var ki Dikran Dayı yakışıklı yeğeninin ta Minneapolis'ten kalkıp da zırt pırt San Francisco'ya uçmasının ardında sadece hayır işlerine düşkünlük yatmadığını tahmin ediyordu. Bir erkek durup dururken bir hayır derneğine bu kadar kaptırmışsa kendini, işin içinde bir kadın vardır muhtemelen. Kevork da henüz açılamadığı bir kıza abayı yakmış olmalıydı.
Bunları zihninden geçirerek masadaki yiyeceklere yöneldi Dikran Dayı. Bir sürahi ayran vardı önünde -tepeleme buzla doldurularak sulandırılmış, Amerikanlaştırılmış bir ayran. Onun yanında çeşitli ebatlarda renkli toprak kaplarda fassoulye pilaki, kadinbudu kofte, karniyarik, fırından yeni çıkmış churek ve en önemlisi, ah, en dayanılmazı, bastirma vardı. Dikran İstanbuliyan bayılırdı pastırmaya. Öyle ki derdini tasasını unutuverdi bir an için de olsa. Hele masanın öbür ucunda yer alan burma tatlısını görünce hepten eridi hiddeti. Karısının sımsıkı diyet gözetimi altında olmasına rağmen Dikran Dayı her geçen yıl meşhur göbeğine bir yağ tabakası daha eklemeyi başarmıştı, tıpkı her sene büyüme halkalarına bir yenisini ekleyen ağaç gövdeleri gibi. Ne bodurluğundan ne şişmanlığından şikâyet eden bodur ve şişman bir adamdı şimdi. İki yıl önce bir makarna reklamında oynatmışlardı onu. Şen bir aşçıyı canlandırmıştı orada; karısı onu terk ettiğinde dahi morali bozulmayan, çünkü mutfağında mutlu mesut makarna pişirmeye devam edebileceğini bilen bir aşçıyı. Dikran Dayı aynen reklamdaki gibi biriydi gerçek hayatta. Her daim muhafaza ettiği neşesi öylesine dikkat çekici, o kadar gıpta edilesiydi ki, çok sayıda ahbaplarından biri, ne zaman şişman insanların daha neşeli oldukları klişesini kanıtlamak istese hemen onun adını zikrederdi. Ne var ki her daim cıvıl cıvıl neşe saçan Dikran Dayı bugün hiç de benzemiyordu aslına.
"Barsam nerede peki?" dedi Dikran Dayı tepeleme köfte dolu bir tabağa çatalını daldırırken. "Karısının ne haltlar karıştırdığını biliyor mu?"
"Eski karısının!" diye düzeltti Zaruhi Hala. Gün boyu birbirinden haylaz çocuklarla boğuşan tecrübeli bir anaokul öğretmeni olarak, etrafta duyduğu her hatayı anında düzeltmek gibi bir huyu vardı.
"Evet elbette, eski karısı! Ama hatun bunun farkında değil ki! O kadın kafayı yemiş. İnadımıza yapmıyorsa ne olayım! Bile bile yapıyor. Yanılıyorsam, Rose cadısı bu işi sırf bizi sinir etmek için yapmıyorsa, bana da Dikran demesinler. Başka isim bulsunlar!" "Başka isme ihtiyacın olmayacak dayıcım," diye teselli etmeye çalıştı Carsenig Hala. "Besbelli bile bile yapıyor..."
"Ne yaparsa yapsın, kendi hayatıdır bizi ilgilendirmez. Ama torunum başka. El kadar biçare çocuk. Derhal Armanuş"u kurtarmamız lazım bu beladan" diye araya girdi bir ses. Büyükanne Şuşan'dı bu. Ağır, sakin adımlarla masadan kalkıp koltuğuna yöneldi. Harika bir aşçı olduğu halde hiçbir zaman iştahlı olmamıştı, hele son zamanlarda günde bir tastan fazla yemeden yaşamanın yolunu bulduğundan endişe ediyordu kızları. Kısa boylu, kemikli yapılı, sert hatlı, dal gibi incecik bir kadındı. Tuhaf bir iktidar hâlesi yayardı etrafına; en çetrefil engeller karşısında dahi direncini, metanetini yitirmeyenlere has bir hâle. Ne olursa olsun yenilgiyi kabul etmezdi Büyükanne Şuşan. Hayatın zaten başlıbaşına bir varoluş mücadelesinden ibaret olduğuna inanırdı, ama eğer Ermeniysen, üç kat fazla zorlu olduğunu iddia ederdi, üç kat daha çetin. Kararlılığı ve karşılaştığı herkesin gönlünü fethetme becerisi aile efradını oldum olası hayrete düşürürdü.
"Mühim olan torunumun selameti, gerisi ne gam." Büyükanne Şuşan bu sözü söyledikten sonra kalın şişlerini eline alıp örgüsüne koyuldu. Şişlerden camgöbeği bir bebek battaniyesinin ilk sıraları sarkıyordu; köşesine A. Ç. harfleri işlenmiş: Armanuş Çakmakçıyan. Aile efradı örgü şişlerinin dansını seyrederken bir an sessizlik oldu. Büyükanne Şuşan'ın örgüsü grup terapiye benzerdi adeta. Onu örgü örerken seyretmek rahatlatırdı etrafındakileri. Sanki o bu işi sürdürdüğü müddetçe dünya daha yaşanılası bir yer olacak, korkacak bir şey kalmayacaktı.
"Haklısın, zavallı Armanuşçuk" dedi Dikran Dayı. Metanet abidesi kız kardeşiyle anlaşmazlığa düşmenin ne manaya geldiğini gayet iyi bildiğinden, bütün meselelerde Şuşanın tarafını tutardı. Ağzına bir biber dolması daha atarken, söylendi: "O masum kuzucuğa ne olacak?"
Kimsenin cevap vermesine fırsat kalmadan bir anahtar şıngırtısı duyuldu kapıda ve beti benzi atmış halde Barsam içeri daldı. "Hah! Kim gelmiş! Barsam Bey, Barsam Bey, bir tanecik evladın var, onu da Türkler yetiştirecek. Senin kılını kıpırdattığın yok... Amot!"
"Ben ne yapabilirim ki?" Barsam Çakmakçıyan çökmüş gözlerle dayısına döndü. Ama anında kenara kaydı bakışları ve duvardaki devasa Martiros Saryan röprodüksiyonuna odaklandı. Aradığı cevap tabloda gizliymiş gibi uzun uzun oraya baktı: Çiçek Açmış Elma Ağaçları, 1912. Ama tablodan da teselli bulamamış olacaktı ki, tekrar konuştuğunda sesinde sadece umutsuzluk vardı. "Karışmaya hakkım yok. Rose onun annesi." "Aman! Ne anne!" Dikran İstanbuliyan kıkırdadı. Onun cüssesinde bir adam için pek tiz bir kahkahası vardı -genelde fazlasıyla farkında olduğu ve kontrol edebildiği bir ayrıntıydı bu ama gerilimli durumlarda tümüyle unuturdu.
"O masum kuzu ileride ne söyleyecek arkadaşlarına? Babamın ismi Barsam Çakmakçıyan, büyük dayımın ismi Dikran İstanbuliyan, onun da babası Varvant İstanbuliyan, benim adım Armanuş Çakmakçıyan, bütün soyağacım Filanca Falancıyan... bütün akrabalarını 1915'te kasap Türklerin ellerinde kaybetmiş soykırımzede bir sülalenin torunuyum, amma velakin Mustafa adında bir Türk tarafından büyütüldüğüm için köklerime ihanet etmeyi öğrendim, soykırımı inkâr etmek üzere yetiştirildim! Fıkra gibi valla... Ah, marnim khalasim!"
Dikran İstanbuliyan hiddetle sustu ve sözlerinin etkisini tartabilmek için kaşlarını çatıp yeğenine baktı. Ama Barsam taş gibi hareketsizdi.
"Koş durdur bu işi Barsam!" diye ekledi Dikran Dayı, bu sefer daha yüksek sesle: "Bu gece Arizona'ya uç ve çok geç olmadan bu komediye bir son ver. Karınla konuş. Haydeh!"
Kitap Forumu:
| Konu | Yanıt | Son İleti
| | Henüz bir konu açılmadı. | |
| |
|
Kitap Forumları bir kitap hakkında Soru sormak ve Fikir paylaşmak içindir...
|
|