Netkitap
Üyelik Sipariş İzleme Alışveriş Sepetim Favorilerim
Sepetim (0) 
Kitap e-Kitap Kelepir Topluluk
ara
Kitap   Sel Yayıncılık   Edebiyat Dizisi   Yılmaz Erdoğan   Bana Bir Şeyhler Oluyor
 
Bana Bir Şeyhler Oluyor  
Yılmaz Erdoğan
ŞİMDİ SATIN AL
Etiket: 7,00 TL
NetKitap Ederi: 5,60 TL
telefondan alışveriş 55908

Yayinevi/DiziYayinevi: Sel Yayıncılık
Baskı Tarih: Mayıs 2005
Sayfa: 128
Indirim: %20

Bu kitaba oy verin: (6 oy)
Yorum Yaz


Bu kitaplar da ilginizi çekebilir

 
Kitap Hakında
 
Yorumlar
 
Yazarla Tanışma
Ürün Ayrıntısı
Yayinevi: Sel Yayıncılık
Dizi: Edebiyat Dizisi

Baskı Tarih: Mayıs 2005

Sayfa: 128

İndirim: %20

Boyut: 13,5x19,5 cm

Hamur: 2

Etiket: 7,00 TL

NetKitap Ederi: 5,60 TL


Arka Kapak
HİLMİ - Dedim ya Tanrı'yla konuşuyorum. Ama şimdi konuştuklarımızı herkese anlatabileceğimi söyledi. (seyirciye döner) Hepinize… Anlatacaklarım var! Vaaz vermek değil niyetim, duyduğumu söylemek. Söylemeye değer şeyler duyuyorum zira. Belki hayatı daha yaşanır kılmak için ya da belki sadece ama sadece anlatmak için… Sen anlat dedi Tanrı bana, anlaşılsın diye değil, hiçbir mükafat beklemeden anlat… Çünkü bu mükafattır anlatıcıya, doğru düzgün anlaşılmak! Sen anlat dedi… Sen sadece anlat! Umudu hatırlatsın diye umutsuzluğu, çareye yol açsın diye çaresizliği anlat… Ders verme dedi kimseye, çünkü hoca denmez öğrenmesini bitirene! Çırakları olan bir çıraktır usta, olsa olsa… Sen anlat dedi bana Tanrı, sen sadece anlat…

Basından
“Anlatacaklarım var! Vaaz vermek değil niyetim, duyduğumu söylemek. Söylemeye değer şeyler duyuyorum zira. Belki hayatı daha yaşanır kılmak için ya da belki sade, ama sade anlatmak için... Sen anlat dedi Tanrı bana, anlaşılsın diye değil, hiçbir mükafat istemeden anlat... Çünkü bir mükafattır artık bir anlatıcıya doğru düzgün anlaşılmak! Sen anlat dedi... Sen sade anlat! Umudu hatırlatsın diye umutsuzluğu, çareye yol açsın diye çaresizliği anlat... Ders verme dedi kimseye, çünkü hoca denmez öğrenmesini bitirene. Çırakları olan bir çıraktır usta, olsa olsa... Sen anlat dedi bana Tanrı, sen sade anlat....
Yılmaz Erdoğan, "Bana Bir Şeyhler Oluyor" oyununun kahramanı Hilmi Duran’a söylettiği bu sözlerle, yazar olarak neden böyle bir oyun yazmak zorunda kaldığını açıklamakla kalmıyor, aynı zamanda kahramanının da kimliğini ele veriyor. Peki kimdir Hilmi Duran? Neden Yılmaz Erdoğan’ı ilgilendirmiş? Hilmi Duran’a benzer birçok adam yaşar yaşadığımız mahallerde. Halim selim, süklüm püklüm, girdiği hiçbir işte dikiş tutturamamış, bütün umudunu piyangoya, talih oyunlarına, at yarışlarına, bir yerlerden çıkıp gelecek bir mucizeye ve en önemlisi serbest piyasada olup bitenlere bağlamış küçük adamlar... Bir yerlerde küçük bir birikimleri varsa, üstüne karısının, annesinin kolundaki bilezikleri de satarak bir şeyler katmış ve hepsini borsaya yatırmış bu tür adamların başına gelen felaketler, çoğunlukla gazetelerin üçüncü sayfalarında küçük bir haberdir. Başka bir dünyadır o dünya, çoğumuzun içinde yaşadığı, ama bir o kadar yabancısı olduğumuz orta sınıf insanın yaşadığı... Düş kurarlar, üstelik kurdukları düşlerde de öyle ahım şahım şatafatlı bir hayat olmaz. En çok, kuracakları bir tezgahla, günün rızkını çıkarmayı diler onlar. Bugün veren Allah yarın Kerimdir desturuna sıkı sıkıya bağlı, azla yetinen, ama olsa da hiç fena olmaz diyen bu dünyanın insanı, bu memleketin mutsuz çoğunluğudur. Örneğin televizyon dizilerinin reytinglerini, kimin iktidara geleceğini onların oyları belirler, ama oralarda kazanılan paradan hemen hemen hiç pay almadıkları gibi, iktidarın da nimetlerinden yararlanamazlar. Şatafatlı hayatın seyircileridir onlar, başlarına gelen trajik hadiseleri de, onlara bir seyir dünyası kurmuş olanlar haber yapar. Yine aynı haberleri de bu kez kendileri tüketirler. Bir kısır döngüdür orta sınıf hayatların dünyası. Ne şehirli olabilmişler, ne de geleneksel hayatın dar kalıplarına sığmışlar. İki arada bir derede, çoğunlukla şehrin varoşlarında, "Viyadük altlarında" kurulmuş, "Yeni Mahalle" gibi sıfatlarla adlandırılmış yerlerde yaşarlar. İşte Hilmi Duran, böylesi bir mahallede yaşayan, ne memur, ne işçi, ne de serbest meslek sahibi olamamış bir küçük adamdır. Oyunda "şeytanı" temsil eden beyaz eşya tüccarı Adnan’ın teşvikiyle bütün parasını borsaya yatırmış, "kafasındaki rakama ulaştığı" anda da, "ev yemekleri" yapan bir lokanta açma ve bir "devre mülk" sahibi olmak düşü kuran, ama her birkaç yılda bir üzerimize gelen geleneksel ekonomik krizlerimizden birine tosladığı andan itibaren şoka giren, girdiği şokla birlikte ortaya yerde "kalakalan", gelen "kal"dan ancak elektro şokla kurtulan, kurtuluşuyla birlikte o zamana kadar hiç duymadığı "uhrevi bir sesi" duymaya başlayan ve o andan itibaren anlattıkça anlatan bir adam... Tanrıdan duyduğu sesi insanlara anlatma vazifesini üstlenir Hilmi Duran. Bir süre sonra anlattıkları birçok insana dinlenebilir şeyler olarak gelmeye başlar. O anlattıkça dinleyenleri çoğalır. Amacı "yaralara merhem sürmek" değildir kelimelerle. O, "sadece anlatır"... Memlekette olup bitenleri, hayatı, düzensizlikleri, sakatlıkları, bu böyle olmamalı dediğimiz her şeyi... Kalabalıklar oluşur çevresinde. Ancak giderek görülür ki, "kalabalık arttıkça artmaya başlar yalnızlık", bir kader gibi... Ve her Musa’nın bir de Firavun’u vardır. Para edecek her şey satılabilir zihniyetinin temsilcisi Adnan burada da devreye girer ve Hilmi’nin konuşmalarını dinleyenlerden para toplanan bir düzen oluşturur. Trajik bir hayat, daha büyük bir trajediye doğru yol almaya başlamıştır.

Yılmaz Erdoğan, "Bana Bir Şeyhler Oluyor" oyununda, her gün televizyonlarda hikayelerini seyrettiğimiz, gazetelerde trajedilerini okuduğumuz insanları anlatıyor bir kez daha, o benzersiz bakışı ve üslubuyla... Bir de sözün gücünü gösteriyor yeniden... Hani en kadim kutsal kitap Tevrat’ta kayıt düşülmüş ya: "Önce söz vardı!" diye... Para etmeyen sözün söz olarak kabul görmediği bir çağda, "komik bir masal anlatıcısı", bizi ağlayalım mı, gülelim mi ikileminde bırakan çok trajik, çok komik bir masal anlatıyor. Ama eşliğinde uykuya yatalım diye değil...


- bkmonline.net