1914'te İstanbul'da doğan Dağlarca 1933'te Kuleli Askeri Lisesi'ni, 1935'te Harp Okulu'nu bitirdi; 1950'ye kadar Anadolu'nun çeşitli yerlerinde subay olarak görev yaptı. 1950' de ordudan ayrıldı, Ankara' da Basın Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğü'nda çalıştı. 1952' de İstanbul'a geldi, Çalışma Bakanlığı'nda iş müfettişi olarak görev aldı. 1959'da emekliye ayrıldı ve Aksaray'daki Kitap kitabevi ni kurdu; Türkçe adlı aylık bir dergi çıkardı. 1970'ten sonra kitabevini kapattı, yalnız şiirle uğraştı. Uzun yıllar Türk Dil Kurumu'nun yönetim kurulu üyeliğinde bulundu. Kurumun 12 Eylül 1980'deki askeri darbeden sonra kapatılması üzerine arkadaşlarıyla birlikte Türk Dili dergisini çıkardı. 1935' te yayımladığı ilk kitabı Havaya Çizilen Dünya' da, Türk şiirine, Cemal Süreya'nın deyişiyle, "yeni bir döl" kazandıran Dağlarca Çocuk ve Allah'ta "büyük bir yapı" kurdu; "ortaklaşa dilin dışında, şiirinin özüne uygun, hatta bu özün yarattığı bir biçim" kullandı. Bilinen bir felsefeye yaslanmadan, sezgi yoluyla, insan-doğa- Tanrı ilişkilerinin metafiziğine eğildi. İnsanın, evrenin büyüklüğü karşısında duyduğu ürküntü, merak ve hayranlığı anlatırken bir arayış simgesi olarak Tanrı kavramını da işledi. Çocuk dünyasının derinliklerini ve gizlerini, çocuğun bilinmezliklerle dolu evren içindeki şaşkınlık ve korkusunu kendi çocukluğuna dönerek, bir çocuk duyarlığı içinde dile getirdi. Cemal Süreya, Dağlarca'nın şiirinde iki dönem gördüğünü söyler. İlk iki kitaptan sonra çıkardığı Daha (1943), Çakırın Destanı (1945) ve Taş Devri'ni (1945) kapsayan "sezgici" dönemi ve 1955'te yayımladığı Asu'dan bu yana çıkan bütün şiirlerini kapsayan "akılcı" dönemi. Bu iki dönem arasındaki Üç Şehitler Destanı (1949), Toprak Ana (1950), Aç Yazı (1951), Sivaslı Karınca (1951), Anıtkabir (1953), İstanbul Fetih Destanı (1953) gibi kitaplarını ise geçiş döneminin ürünleri sayar. Türk şiirindeki özgün yerini daha çıkış yıllarında alan, kendinden önceki şairlerden etkilenmediği gibi, Garip akımından da etkilenmeyen Dağlarca Asu' dan itibaren dilde arılaşma kavgasına katıldı, bunun sonucu olarak da aklın ağır bastığı bir şiire yöneldi. Ulusaldan evrensele uzanan çizgide, özü ve söyleyiş sağlamlığıyla belirginleşen, taklit edilemez, tek kişilik bir şiirin kurucusu oldu. Ahmet Oktay'ın da vurguladığı gibi, sayısı 60'ı geçen şiir kitaplarında el atmadık konu, denenmedik biçim ve biçem bırakmadı. 1970'ten sonra daha çok, çocuklar için şiir yazmaya yöneldi. Yaşama sevinci, dünya birliği özlemi temalarına ağırlık verdiği Kuş Ayak (1971), Arkaüstü (1974), Yazıları Seven Ayı (1980) gibi kitaplarında naif bir duyarlık yaratmak istedi. Yurtiçinde pek çok ödül alan Dağlarca'nın şiirleri çeşitli yabancı dillere çevrildi. 1967' de Amerika'nın Pittsburgh kentindeki "Uluslararası Şiir Forumu" tarafından "Yaşayan En İyi Türk Şairi" seçildi. 1974'te Yugoslavya'da yapılan 13. Struga Şiir Şenliği'nde Altın Çelenk Büyük Odülü'nü aldı. Bugün de ürün vermeyi sürdüren bu benzersiz şairin kitaplarından bazıları şunlardır: Delice Böcek (1957), Batı Acısı (1958), Özgürlük Alanı (1960), Cezayir Türküsü (1961), Yedi Memetler (1964), Çanakkale Destanı (1965), Vietnam Savaşımız (1966), Hollandalı Dörtlükler (1977), Çukurova Koçaklaması (1979), Yunus Emre'de Olmak (1981), Uzaklarda Giyinmek (1990), Dildeki Bilgisayar (1992). |