Netkitap
Üyelik Sipariş İzleme Alışveriş Sepetim Favorilerim
Sepetim (0) 
Kitap e-Kitap Kelepir Topluluk
ara
Kitap   Yapı Kredi Yayınları   Edebiyat Dizisi   Ayşe Sarısayın Necatigil   "Çok Şey Yarım Hala"
 
"Çok Şey Yarım Hala"  
Ayşe Sarısayın Babası Behçet Necatigil'i Anlatıyor
Ayşe Sarısayın Necatigil
Baskısı yok

Yayinevi/DiziYayinevi: Yapı Kredi Yayınları
Baskı Tarih: 2002
Sayfa: 152

Bu kitaba oy verin:
Yorum Yaz


 
Kitap Hakında
 
Yorumlar
 
Yazarla Tanışma
 
Basın Bülteni
Ürün Ayrıntısı
Yayinevi: Yapı Kredi Yayınları
Dizi: Edebiyat Dizisi

Baskı Tarih: 2002

Sayfa: 152

Boyut: 13cm x 21cm

Hamur: Ciltsiz

Etiket: Baskısı yok


Arka Kapak
Türk şiirinin doruklarından Behçet Necatigil şiirlerinde evleri, en çok evleri yazdı. "Neden?" diye soranlara "Ev, yani aile, hayatımızdır. Bizi bir biçime, bir kalıba sokan ev ve ailedir," diyordu. "Merkezkaç bir kuvvet bizi uzaklara atsa bile, ince lastiğe takılı yoyo gibi, dar çevremizin yönetimine bağlıyız. Evler, eşler, çocuklar, yakın akrabalar. Çok şey evlerde olur. İnsanı saran her hacim, her mekan, her barınak bir evdir. Evsizler ev peşindedir, evliler evi ayakta tutabilme çabasında."

Bu kitapta kızı Ayşe Sarısayın, babası Necatigil'i anlatıyor. Anlatılan önce büyük bir şairdir. Daracık bir odada çalışmaktan hoşlanan, düzenli, titiz, mütevazı, sözcük toplayan, yazılı kağıtları biriktiren bir büyük şair. Ama bir babadır da, çocuklarına Cimbil adında bir farenin masallarını anlatan...

"Sevgili Ayşe,
Cebimden bir fare çıkınca çok korktum, / Bağırdım. / Geminin doktoru / Geldi, baktı. / "Korkma" / Dedi "bu, cansız fare." / O zaman anladım / Bu fareyi sen / Koymuşsun cebime

Seni gidi seni / Korkuttun beni / İşte farenin resim."




Kitabın İçinden
Babamın çalışma odasından, elimde bir "parmak çikolata" ve yüzümde bir zafer edası ile, oturma odasına geri dönüyorum. --Şimdi de var mı o çikolatalar, bilmiyorum. Renkli yaldız kâğıtlara sarılı, parmak uzunluğunda çikolatalardı. Yaldızları çok güzeldi, özenle açılır, düzeltilir, kullanılmayan bir defterin sayfaları arasında biriktirilir ve o parlak renklere bakılarak düşler kurulurdu. Benim çocukluk yıllarımda düşler vardı ve günler, ancak düşlerle birlikte kolayca geçiverirdi. Bugünün çocukları için de düşler hâlâ var mı acaba?-- Sonra anneme ve ablama anlatıyorum: "Babama gittim. 'Baba' dedim. 'Mahmah var mı?' dedim. 'Var' dedi, verdi". Ve annemin sesi: "Kızım, ben sana çalışırken babanı rahatsız etme demiyor muyum?"
Doğruydu, annem bu sözleri çok sık söylüyordu. Ablama ve bana ilk öğretmeye çalıştığı şeydi belki de bu. Ama ben, evin en küçüğü olmanın ve babamdan da destek görmenin verdiği rahatlıkla, bu yasağı en sık delen kişiydim. Bunda, çikolataya olan düşkünlüğümün de payı vardı mutlaka! Babam tarafından hiçbir zaman eli boş geri çevrilmeyişimde ise, onun kötü geçen çocukluğunun derin izleri.
Babam Behçet Necatigil, 16 Nisan 1916'da İstanbul'da, Fatih'te Atik Ali Paşa'da doğmuş. Kastamonulu olan babası Mehmet Necati Gönül, dersiam vaizmiş. Uzun yıllar İstanbul'da, Beyoğlu ilçesinde müftülük yaptıktan sonra Sarıyer müftülüğünden emekli olmuş.
Annesi Fatma Bedriye Hanım, Geyveli müderris hafız İbrahim Hakkı Efendi'nin kızıymış. İbrahim Hakkı Efendi İstanbul'da Fatih ve Dolmabahçe camilerinde başimamlık yapmış, "Tetkik-i mesahif ve müellefat-ı şer'iyye meclisi" üyesi olmuş, 1913 yılında Sinop'a sürgün edilmiş ve 1920 yılında ölmüş.
İbrahim Hakkı Efendi, medresede öğrencisi olan Mehmet Necati Efendi ile kızını evlendirmiş, bu evlilikten bir yıl sonra da babam doğmuş.
Fatma Bedriye Hanım (1896-1918), sanatkâr ruhlu, duyarlı ve çok zarif bir hanımmış. Kısacık yaşamına olağanüstü güzellikte nakışlar, işlemeler sığdırmış.

Babaannem Bedriye Hanım hakkında çok az şey biliyoruz. Çocukluğumda ondan kalan ve annemin kullanmaya kıyamayıp "çeyiz sandığı"nda yıllarca sakladığı iğne oyası işlemeli örtüleri, dantelleri arada bir çıkarıp hayranlıkla seyrederdik ablamla. Yıllar sonra, "eskiye rağbet" arttıkça ve el işleri "moda" olup değerlendikçe, bu örtüler de gizlendikleri karanlık sandıklardan günışığına çıkıp evimizin duvarlarını süslemeye başladı. Özellikle, ipek böceği kozaları üzerine işlediği ve yedi yılda tamamladığı olağanüstü güzellikteki bir levha (tablodaki çiçek figürlerini aslına uygun yapabilmek için, her mevsim sabırla sözkonusu çiçeklerin açmasını beklediği anlatılır), bizim yaşantımıza tanıklık etti asılı olduğu duvarda.


 
İlgili Konular
İlgili konu bulunamadı.
 
İlgili Konulardan Kitaplar
 
Yayınevinin Diğer Kitapları