|
|
|
Dehşet daima dışarıda bırakılmanın dehşetiyse, bizi dışarıda bırakan, bilgiyi kendi alanları içine hapseden uzmanlar "dehşet" konusunda uzman olabilirler mi? Birer uzman olan psikanalistler, bize dehşetlerimizden kurtulmamız için yardımcı olurken, kendileri de uzmanlıklarıyla o dehşetleri yeniden yaratmıyorlar mı? Adam Phillips, psikanalizi bir yandan kurumsal, toplumla uyum sağlamayı hedefleyen yönüyle, bir yandan da altüst edici, dönüştürücü kimliğiyle değerlendirerek, iki ayrı Freud sunuyor bize: Birincisi her şeyin bilinebileceğine, bilginin bizi ruhsal bozukluklarımızdan arındıracağına iman eden Aydınlanmacı Freud, diğeri ise "bilme" fetişizminin yeni bir kölelik ve ruhsal bozukluk biçimi olduğunu kavrayan, psikanalizin bize ancak öykülerimizi doğru dürüst anlatmakta yardımcı olabileceğini düşünen Freud-sonrası Freud...
|
|
|
Önsöz, s. 11-17 Iris Murdoch, herhangi bir filozofun çalışmalarını anlayabilmemiz için kendimize onun neden korktuğunu sormamız gerektiğini söylemişti. Bir psikanalistin gerek pratisyen gerek yazar olarak çalışmalarını anlayabilmek için kendimize onun neyi sevdiğini sormamız gerekir. Çünkü psikanaliz, ayrı tutmayı tercih ettiğimiz ama Freud'un ayrıştırılamaz olduğunu keşfettiği iki kavramla, aşkla ve kabul edilemez olanla ilgilenir. Eğer sahte bir görkem bahşetmeden psikanalizden bir skandalmişçesine söz etmek mümkünse, bunun en basit yolu, Freud'un aşkın, dışlaması gereken her şeyle sinsice akraba olduğunu keşfettiğini söylemektir. Başka türlü söylemek gerekirse ki edebiyatın büyük kısmı bu başka türlü söyleyişlerdir aşkın uzmanı yoktur. Ve aşk başka pek çok şeyin yanı sıra, dehşettir. Freud'a göre ilk aşklarımız hem yasaklayıcı hem de yasaktır. Ebeveynlerimiz (ya da bize bakan kişiler) bizi açlık, soğuk, terk edilmenin yıkımları gibi çocukluğun olağan felaketlerinden korumalı ve aynı zamanda onlara karşı beslediğimiz cinsel arzuyu sınırlandırmalıdır. Oidipus kompleksinin mantığı gereğince hayatta kalmayı başaran kişi, hüsran yoluyla bir âşığa dönüşecektir. Dünyanın haşinliği ile içgüdülerinin acilliği arasında sıkışıp kalan çocuk, doğduğu andan itibaren dehşete kapılmaya hazırdır. Psikanaliz, insan olmanın başa çıkılamaz bir yönü bulunduğunu ve insanı insan yapanın tam da bu olduğunu iddia eder. Bebeğin öfkesi, çocuğun huysuzlukları ya da fobileri, yeniyetme mahcubiyetinin paniği: Şeytani olan her şey, yabancı anlamların ruhumuzu ele geçirişi, evde başlar. Korku daima akrabamızdır. Çocuk hüsrana tahammül etmeyi, yetişkin ise etmemeyi öğrenmek zorundadır. (Bu sırayı takip etmek şarttır.) Ancak psikanalitik bakış açısından arzu ile yasak, cinsellik ile ele geçirilemez arasında kaçınılmaz bir yakınlık vardır. Haz, kendi kendinin cezasıdır. Psikanaliz, kendi kendimize fazla geldiğimiz öyküsüyle başlar. Yani bir anlamda duygularımızın aşırılığından, arzunun olanaksızlığından dehşete düşeriz. Ve bizi uzmanların kucağına iten de hep dehşet olmuştur. Philip Larkin'in "Days" (Günler) şiirinde yazdığı gibi dehşet, "Papazla doktoru getirir / uzun paltolarıyla / tarlaları aşarak". Tıp ve din gibi psikanaliz de paniği anlama dönüştürür. Korkuyu ilginçleştirerek dayanılabilir hale getirir. Dahası bunu en sıradan yöntemle, konuşma yoluyla yapar. Freud'un hâlâ yeniliğinden bir şey yitirmemiş olan bu tedavisi, "başkaları bunun için vardır, fark yaratmak için," demektedir. Konuşmak, olaylara başka türlü bakmamızı sağlar. Başka bir deyişle Freud, temel bir soruyu hiçbir zaman gözden kaçırmamıştır: İnsanlar ne işe yarar? Dolayısıyla, psikanalistte insanın ihtiyaç duyabileceği ya da kullanabileceği ne vardır? Uzmanlarla ilişkimiz, ihtiyaç duyma biçimimizin tablosudur. İnsanlar uzmanlara başvurup onlara inandıklarında ne yapmakta, neye kalkışmaktadırlar? Ya da daha önemlisi insanlar, kavramın tüm çapraşık tarihini yüklenerek kendilerini bir uzman olarak görmeye başladıklarında ne yapmakta, neye kalkışmaktadırlar? Oxford İngilizce Sözlüğü "uzman"ın iki anlamı olduğunu söyler. Hem "denenmiş, deneyimle kendini kanıtlamış... otorite, mütehassıs," demektir hem de "ilişkisi olmayan, ...dan mahrum, ...dan özgür". Freud bu tür çift anlamlı kelimelerin bizim için ne işler başardığını göstermiştir.
|