|
|
|
18.000 dw. tonluk Türk bandıralı bir dökme yük gemisi; yükünü Venedik, Portomarghare limanında boşaltmış ve boş olarak Odesaya intikale geçmişti. Gemi, Mora yarımadasının güneyinden Ege Denizine giriyordu. Bundan sonra rota bazı değişikliklerle, Çanakkale Boğazı girişindeki Mehmetçik Feneriydi. Dönüş tamamlanmış, rüzgar da pruvadan değil, iskele baş omuzluktan gelmeye başlamıştı. Hava nemli sayılırdı.
Bülent Kaptana kamara dar geliyor, lumbuzdan baş üstüne, ufuklara bakıyor, ama görmüyordu. Aşkın, tutkunun bu denli kendisini esir edeceğini, gönlünü Odesadaki Nadyaya kaptıracağını bilemezdi. Karısı Nilgün, oğlu ve evi Onun için şimdilerde bir şey ifade etmiyordu.
* * *
-Orta Egede; M/V MAVİ UFUKLARa Yunan Sahil Güvenliğin müdahalesi. -1997-98 tarihlerini kapsayan bir dönemde, gemi zabit salonunda bir Güven Erkaya tartışması; III.Kaptanın salondan kovularak işine son verilmesi. -30.Ocak.1985te, SığAacık Körfezinde batan tank çıkarma gemisi Ç-136da şehit olan 40 denizcinin, can yelekleri neden görev yapmadı? Suçlu kim? - Rembetika, Yunan kahvesi frappe, Theodoros Kolokotronis, Küçük Asya Felaketi, (Atina) Omonia Meydanı... -Novorosisk-Rio De Jenerio seyri (6447 deniz mili) (Bu seyirlerde pembe anı yok)
* * *
-Bahriyemizde harp edecek 50 gemi (yardımcılar hariç) yok; ama 50nin üzerinde amiral var , neden? -Kaptan Bülentin, Odesa, Oçekovdaki büyük aşkı Nadyanın yazlığında gördüğü; 3Nisan1915te Odesa açıklarında batan HAMİDİYE KRUVAZÖRÜne ait antik lumbuz kalıntısı sizi etkileyebilir, duygu sağanağına sokabilir. -M/V MAVİ UFUKLARda yaşayan 24 kişilik personelin şahsında; Türk ticaret bahriyesinin gemilerindeki personel yaşamı, beklentileri, zorlukları, psikolojik yapıları ve maaşları... -Okyanusa hiç çıkmamış amiraller ve Çetin ALTAN.
|
|
|
Ve konuşmasına devamla: İşte bu kişiyi tanıdıktan ve dinledikten sonra, ne zaman Egenin bu bölgesinden geçsem o kötü anılarım depreşir; sanki kendim de yaşamışım gibi duygulanırım. Bana anlatılanların ne kadarı doğru, ne kadarı eklenmiş bilmiyorum ama bir facia gerçeği var Bu facia eğer doğruysa hangi ihmaller tetikledi? Yoksa, her şey doğal akışında oldu da büyütülüyor mu? Kimbilir? Rota kuzeye döndüğü için Sakız Adasının batısına doğru ilerliyoruz. Adanın tam güneybatısındayız. Seferihisar-Doğanbey de denilen Sığacık Körfezi 48-55 mil doğumuzda. Tam da facianın olduğu bölgenin yakınlarında. Yıllar önce Deniz Kuvvetleri planlı tatbikatlarından Deniz Kurdu 1/85i icra etmeye devam ediyor. Tarih; 29 Ocakı 30 Ocak 1985e bağlayan gece sabaha doğru; hava berbat, çok kötü. Sayılı fırtınalardan, Ayandon fırtınası kasıp kavuruyor. O gece, içinde 51 kişi olan (bazı kaynaklar 50 diyor) bir tank çıkarma gemisi L.C.T. (Ç-136), sabaha doğru batıyor. Hava şartları çok sert, çevresindeki gemilerin yardımını zorlaştırıyor. 39-40 kişi -çoğu er- şehit oluyor. Denizden sadece iki ceset çıkarılıyor, diğerleri ise kayıp. On bir kişiden çoğunu, o tatbikatta bulunan çevredeki Hisar sınıfı gemiler kurtarıyor. Buraya kadar olan bilgiler, gazetelerden ve o günün olaylarını duyup bilenlerin anlattığı şeylerden oluşuyor. Ve onlarla, birebir örtüşüyor. Tanıdığım Faik Çarkçı; hatırlayabildiğim kadarıyla, bu konu açılınca aşırı bir üzüntüyle sarsılıyordu. Kim bilir, belki aile fertlerinden biri veya sevdiği bir dostunun, er oğlunun da ölenler arasında olabileceğini zannediyorum. O zaman aklıma gelmedi, keşke duyarlılık sebebini sorsaydım dediğim olur hep İşte onun kafaları karıştıran iddialarından bende kalanlar: Anadoludan getirilen, belki de hiçbiri yüzme de bilmeyen, bu karacı erler nasıl seçilerek o Ç-136ya kondu? Şehit olanların; daha sonra yapılan kontrollerde, can yeleklerinin görev yapmadığı, hemen su aldığı, son kullanma tarihlerinin geçtiği tespit edildi mi? Bu tip can yeleklerinin; o tarihten sonra donanmadan toplanıp, bir daha kullanılmadığı doğru mu? Kurtulanların can salında oldukları için yaşadıkları söylendi; gerçeklik payı ne? 9-10 şiddetindeki havaya; bu tip çıkarma gemilerinin dayanmama ihtimali olduğu hiç hesaplanmadı mı? İlla facia mı yaşanmalı ki ders alınsın Açılan soruşturmada amirallik sırası bekleyen Komodorun, daha sonra emekli olduğu söyleniyor, diğer sorumlular için dava açıldı mı? Açıldı ise sonuç ne? O tarihte Mersinde olan, Çıkarma Filosu Komutanı Amiral terfi etti; sonra yine terfi etti ve Deniz Kuvvetleri Komutanı oldu. Burada sual sormuyorum; biliyorum, oldu. Merak eden gazetelere, arşivlere bakabilir, dedi. Faik Çarkçı, bunlar gibi araştırdığı, ama cevaplandıramadığı birkaç sual daha sordu; ama zaman hafızamdan sildiği için şimdilerde hatırlamıyorum.
***
İlk kontratlarım Arjantinin Buenos Aires ve Uruguayın Montevideo limanları ile, Uzak Doğuda Çinin Şanghay ve Hindistanın Bombay(Mumbai) limanları arasındaki bitmek tükenmek bilmeyen uzun seferlerdi. Güney yarımkürede Arjantinden aldığınız yük ile Atlas Okyanusu, Güney Afrikanın güneyi ve Singapur üzerinden Çin limanlarına ulaşıyorsunuz. O günler, geceler bitmek bilmiyor. Güneş doğuyor, batıyor; siz hala gidiyorsunuz. Ekvator çizgisindeki seyirlerde, hem sıcak ve hem de aşırı bir nem oluyor. Bu, aylara ve mevsimlere göre de farklılıklar gösteriyor. Ki sizin tabiata karşı, denizde ve geminin makine dairesinde gösterdiğiniz dirençle bazen kesişiyor, bazen de sigortalarınız daha fazla yük kaldırmıyor ve atıyor. Bazen birkaç ayda aşırı zayıflıyor, bazen de beklenmedik şekilde, -bünyeniz sürekli değişen iklim şartlarına ayak uyduramadığından- aşırı kilo alıyorsunuz. İlk kontratım 6.5 ay sürdü. Hala gördüğümde saygılarımı sunduğum ve kendisinden hayat dersi de aldığım, mektepli, dünya iyisi bir Süvari vardı. Personel uyumlu, hem işbirliği içinde hem de arkadaşça kaynaşmış, tam bir uzak sefer personeliydi. Bu canlı ve uyumlu uzun seferlerde zamanın nasıl geçtiğini anlamıyordunuz. Yorulsanız da, üzülseniz de, evinizden iyi haber alamasanız da çok zor gelmiyordu.
***
Diğer iki kontrat ise sıkıntılıydı. Dönüp geriye baktığımda hatırladığım: boktan geçen günler, geceler, fırtınalı havalar; sert denizlerin kendini hissettirdiği, insanın haletiruhiyesini ezdiği berbat aylar.
***
35 sene denizde çalrsan olaca bu Acaba eve gittiim zaman da böyle krc m oluyorum? Beni aylarca özlemle, hasretle bekleyen eim ve çocuklarm da üzüyor muyum? Öf
Skldm, yoruldum, çekilmez bir insan oldum çktm. Hanm: "Sen uzun seyirlerden döndüün zaman evin içini iki üç gün baka bir koku kaplyor; bunlar denizden getirdiin kirli çamarlarn kokusu ile izah edilemez. Baka bir ey olmal. Bizden uzak kaldn aylarda bu kokunun tekrar gelmesini ben ve çocuklar çok istiyoruz, özlemle bekliyoruz," der hep. Tabii, o kokuda ben varm, geminin ve benim gemiden, kamaramdan sinmi ve eve kadar uzanm kokum var. Yosun kokusu var
Ve evet denizin üzerime, eyalarma sinmi kokusu var. Zira ben aylarca ak gemisi Love Boatta çalmyorum. Bunu anlamak için 5-6 ay denizlerde, okyanuslarda dolamak, frtnalara boulmak ve psikolojisi bozuk insanlar tanmak, bilmek gerek.
|