Netkitap
Üyelik Sipariş İzleme Alışveriş Sepetim Favorilerim
Sepetim (0) 
Kitap e-Kitap Kelepir Topluluk
ara
Kitap   Metis Yayınları   Edebiyat Dizisi   Engin Geçtan   Dersaadet'te Dans
 
Dersaadet'te Dans  
Engin Geçtan
ŞİMDİ SATIN AL
Etiket: 17,00 TL
NetKitap Ederi: 13,60 TL
telefondan alışveriş 7914

Yayinevi/DiziYayinevi: Metis Yayınları
Baskı Tarih: 1996
Sayfa: 243
Indirim: %20

Bu kitaba oy verin: (1 oy)
Yorum Yaz


Bu kitaplar da ilginizi çekebilir

 
Kitap Hakında
 
Yorumlar
 
Yazarla Tanışma
Ürün Ayrıntısı
Yayinevi: Metis Yayınları
Dizi: Edebiyat Dizisi

Baskı Tarih: 1996

Sayfa: 243

İndirim: %20

Boyut: 13,5x19,5cm

Hamur: 2

Etiket: 17,00 TL

NetKitap Ederi: 13,60 TL


Arka Kapak
Dersaadet'te Dans, nasıl ve ne zaman girildiği bilinemeyen bir çağın baş döndürücü dansından öylece seçilivermiş, sıradan bir mikrokozmosun masalı. Bir şeylerin sürekli öğütülüp yenilerinin varedildiği, gitgide hızlanarak, kaosun düzenle buluşup ayrıldığı yerde, kaosun kenarında sürüp giden bir dans. Korkuya kapılıp yadsınmaya çalışıldıkça içinde daha çok sürüklenip savrulunan bir çağ; uzun bir uykudan bu çılgın dansın ritmine uyanıverip bu yeni çağın dünya merkezlerinden biri olmaya aday bir kent. Çıplak özseverliğin giderek tırmandığı bir dünyada birlikte ya da tek başına yaşanmaya başlanan "yalnız kültürü".
Toprakla bağını koparmış çaresizlerin gözlerini kozmosa çevirdiği ve alışılagelmiş sistemlerin geçerliğini hızla yitirdiği bir dünyanın öyküsü Dersaadet'te Dans. Kültürel birikimiyle teknolojinin sentezini başarıyla gerçekleştirip, kendini kendi içinde kilitlenmeye mahkûm eden yakın tarihin egemen güçlerinin düzenine ayrıksı bir kentin öyküsü. Geleceğin provasının yapıldığı, kültürlerin yerini enformasyon ağının dinamiklerine bırakmaya başladığı bir dünyanın masalı.

Parça
Açılış bölümü, s. 7-12

Konu yaşamın kendisi olduğunda hikâyeye neresinden gireceğiniz önemli olmayabilir. Yaşam sinema filminden farklıdır. Bir film başından izlenmediğinde, karakterleri tanımakta, olayları kavramakta zorlanırız. Oysa birbirimizin hayatına aradan bir yerden giriveririz. Şimdiki zaman, geçmiş ve gelecek, birlikte, hemen orada yaşanmaya başlar ve sürekli yeni hikâyeler yaratılır. Bazı durumlar dışında, insana kendi hikâyesini yaratma hakkı tanınmıştır. Hikâyesini yaratanın kendisi olduğunu kabul etmemekte direndiğinde, hikâyesi tragedyasızlığın tragedyası olur.
Yaşamların hikâyeleri anlatılmak istendiğinde, hikâyeler de kendilerini yaratırlar. Bir yerinden girildikten sonra neler anlatılacağını hikâyenin kendi bilir, ama yine de, yaşamları anlatan hikâyeler, yaşamın kendisinden daha mantıklı olmak zorundadırlar. Yaşamların mantığı olmadığı gibi, mantıklı yaşanmaya çalışıldığında daha da mantıksızlaşırlar. Birazdan okuyacağınız hikâyeye başlarken, zaman, mekân ve oyuncular rasgele seçildi. Başlangıç için seçilen mekân ruh yoksunu yeni yapılardan biri. Daha keyifli mekânları sonraya saklamak için aslında. Zaten orada öyle uzun kalınmayacak. Yılın iyi bir zamanı. Yaz başında bir öğle sonrası. Sabahları hikâye başlatacak yaşantılar azdır, geceler bazen yorgun. Önce bir kadın ve bir erkek yeterli. Diğerleri sonra katılırlar.
Neler anlatılacağını hikâyenin kendisi bilecek tabii!
On altı haziran salı öğleden sonra üç!
Kestane ağaçlı sokağın gölgesinden sıyrılıp çıkan yüksek, beyaz bir bina. Dünyanın orasında ya da şurasında olabilirdi. Şu anda burasında. Yine de, işlemeli demir kapısı ve girişteki bankonun ardında oturmuş, yüzü filozof bakışlı köpekleri hatırlatan kapıcısıyla etkileyici bir sunuluşu olduğunu kabul etmek gerek. En azından binaya girilirken.
Ötede, mermer zeminli holde, asansörün gelmesini bekleyen bir kadın ve bir erkek. Erkek yirmi sekiz, kadın on iki saniye önce geldi. Tanışmadıkları belli. Erkek, otuz yaşlarında, siyah saçlı, spor giyimli. İlk bakışta yumuşak, hatta sevimli. Kadın gergin, sabırsız. Açık kumral saçlı, makyajsız, sade giyimli. Çekici görünmemek için gösterilmiş özenin çekiciliğiyle. Kırk yaşlarında gibi. Asansör kapısının önüne geldiğinde bir an göz ucuyla genç adama baktı, sonra yine kendine dönük.
Asansör geldi. Boş! Önce kadın, sonra erkek bindi. Genç adam nazik bir tavırla sordu:
– Hangi katta ineceksiniz?
Kadın onun yüzüne bakmadan uzanıp üzerinde dört yazan düğmeye bastı. Genç adam sekize. Hareket ettiler. Kabinde gerilim kokusu. Üçüncü katı geçerken asansör birden durdu. Adam, ifadesiz bir yüzle duran kadına baktı.
– Sanırım uzun sürmez.
Kadın karşılık vermedi. Gözlerini asansör kabininin tavanına dikip sağ ayağını hızlı bir tempoyla zemine vurmaya başladı. Adam bir süre imdat düğmesine bastı. Sonra kadının ayakkabısının çıkardığı sesler kesildi ve bir bekleyiş başladı. Adam tekrar imdat düğmesine bastı. Sonra yine sessizlik, hareketsizlik. Bir süre sonra, kadın omuzundaki askılı çantayı alıp yavaşça yere koydu ve hızla soyunmaya başladı. Bedeninin muntazam hatlarını utanmazca sergileyerek. Üzerinde ayakkabılarından başka bir şey kalmadığında eğildi ve çantasını alıp tekrar omuzuna astı. Genç adam şaşkın.