(29 Eylül, 1547 - 23 Nisan, 1616) Cervantes 1547 yılında, yoksul bir ailenin çocuğu olarak Madrid'de doğdu. Ailenin yedi çocuğundan biri olarak düzenli bir şekilde okula gidemedi ve eğitimini kendi kendine tamamladı. Vergi tahsilatçısı olarak çalışırken, bir rivayete göre hapse düşmemek için Osmanlılara karşı düzenlenen Haçlı seferine katıldı ve İnebahtı Savaşı'nda kolunu kaybetti. Dönüş yolunda Türk korsanlara esir düştü ve Cezayir'de beş yıl esir hayatı yaşadı. İstenen fidyenin ödenmesi üzerine ülkesine döndü, donanmada memur olarak çalışmaya başladı. Yazarlık hayatı burada başladı. Önceleri tiyatro ile ilgilendi. Bir çok oyun yazdıysa da, bugüne yalnızca "El trato de Argel" ve "La Numanica" ulaşabilmiştir. Ardından ilk romansı "La Galatea"yı tamamladı, kitabın getirisi ile de evlendi. Bu evlilik ona huzurdan çok geniş bir ailenin sorumluluğunu yüklemiş; bakması gereken insan sayısı artmış, evin geçimi zorlaşmıştı. Tekrar memuriyete döndü. Donanmanın ambar memuruydu ama hesapları iyi tutamadığı için kasa açık verdi ve Cervantes yeniden hapse düştü.
Don Kişot'u hapiste tasarladı. 1605 tarihinde kitap yayınlandı ve sevildi. İlk birkaç hafta içinde piyasaya kaçak olarak üç baskısı daha sürüldü. Ancak, Cervantes Lemos kontunun himayesi altına girene dek parasızlık derdinden kurtulamadı. Geçimi kont tarafından sağlanan Cervantes, artık rahatça yazabilirdi öykülerini. 1613 yılında basılan "Novajeles ejampleres"te 13 öyküsü yer alır. 1614 tarihli "Vaje del Parnaso" ise yergi şiiridir. "Don Kişot"un ikinci bölümünü, bazılarının kitabı kendilerine mal etmeleri üzerine 1615'de yazdı. 1616'da tamamladığı son yapıtı "Los trabojos de Persiles Sigusmunda"nın -(Persiles ve Sigismunda'nın Seyahatleri)- yayımlanmasından bir süre önce de öldü.
Don Quijote
Cervantes'in başyapıtı olarak kabul edilen Don Kişot (Don Quijote), günümüzden tam 400 yıl önce 1605 yılında ilk kez yayımlanmıştı. Mançalı Don Kişot 1605 yılında bir sabah uyandı ve köhnemiş dünyanın kötülükleriyle savaşmak üzere, paslanmış zırhını giyerek yola koyuldu. Don Kişot yaşlı bir İspanyol soylusudur ve kendisini okuduğu romanlardaki şövalyelerle özdeşleştirmiştir. Yaşlı bir şövalye olarak paslı zırhını giyer, sevgili atı Rossinante'ye biner ve kötülüklerle savaşmak üzere yola koyulur. Ne Orman Şövalyesi'ni ne de devleri yenebilir ama ne geçmişin erdemli günlerinden vazgeçer ne de idealistlikten. Bu haliyle okuyucunun gönlünde taht kurduğu gibi, sözlüklere de "Don Kişot'luk" ya da "Don Quichottisme" olarak geçer. Türk Dil Kurumu Sözlüğü'nde Don Kişotluk "Ortada gereklilik olmadığı halde kahramanlık göstermeye çalışmak" şeklinde açıklanmış. Oxford İngilizce Sözlüğü'nde "Gerçek olamayacak hayaller peşinde koşan" açıklamasıyla yer almış. Petit Larousse Illustre'ye göre "Gönlübol, idealist, erdemli, hayattaki haksızlıklara karşı savaşan ve bunları düzeltmeye çalışan davranış biçimi" olarak tanımlanmış.
Don Kişot 400 yıl boyunca hep konuşuldu, unutulmadı. Don Kişot'tan esintiler taşıyan operalar yazıldı, müzikaller yapıldı, Dostoyevski "Budala"sında, Gustave Flaubert "Madame Bovary"de ona atıfta bulundu. Pablo Picasso'dan Branko Bahunek'e uzanan yelpazede ünlü ressamlar tarafından resmedildi. Hakkında şiirler yazıldı. Bu şiirlerden biri de Nazım Hikmet'e aittir. Nazım dizeleriyle şöyle seslenmektedir Don Kişot'a:
"Ölümsüz gençliğin şövalyesi / ellisinde uydu yüreğinde çarpan aklına, / bir Temmuz sabahı fethine çıktı / güzelin, doğrunun ve haklının: / önünde mağrur, aptal devleriyle dünya, / altında mahzun, fakat kahraman Rosinant'ı. / Bilirim / hele bir düşmeye gör hasretin halisine, / hele bir de tam okka dört yüz dirhemse yürek, / yolu yok Don Kişot'um benim, yolu yok, / yeldeğirmenleriyle dövüşülecek. / Haklısın, elbette senin Dülsinya'ndır en güzel kadını yeryüzünün, / Sen, elbette bezirganların suratına haykıracaksın bunu, / alaşağı edecekler seni / bir temiz pataklayacaklar. / Fakat sen, yenilmez şövalyesi susuzluğumuzun, / sen, bir alev gibi yanmakta devam edeceksin / ağır, demir kabuğunun içinde / ve Dülsinya bir kat daha güzelleşecek..."
|