Edebi öfkenin çocuksuz babalarından Thomas Bernhardın ilk romanı Donda, Schwarzachta bir tıp öğrencisi, yanında staj yaptığı asistan tarafından Weng köyüne gönderilir. Görevi asistan Strauchun erkek kardeşi ressam Strauchu gözlemlemektir. Bu çukurlukta, coğrafyanın ışık-gölge arası gelgitlerinde, karanlığın hakikatı ve hakikatın karanlığıyla yüzleşmek zorunda kalır. Hayvan, hayvan leşi, ölüm, insanca, barbarca, et, ete kemiğe bürünmemiş olgular ve olasılıklarla Weng bir şoktur. Ressam Strauchun fikir silsileleri, bir parçalanma ürününe dönüşme sürecinde deliliğin (?), çılgınlığın(?) katalizörü müdür? Strauchun konuşmasında düzen aramak yersizdir, bütün üniformalılar onun asabını bozmaktadır, belik Bernhardın da(!) Dünya ışığın aşama aşama kısılmasıdır der ressam Strauch ve doğanın karanlığıyla insan cehennemi arasında kıyametin diliyle konuşur, onun için herşey dehşet vericidir.
Bireyin buzul çağı parçalanışı bir dehşet sahnesi oluştururken, Bernhardın personalarıyla hakikat tiyatrosu ve korkaklık tiyatrosu arasında salınan giyotunun imtihanına soyunmak keskingörüşlülük isteyecek, bilesiniz.
Nihayetinde, don Dünyanın sonu anlamına gelebilir...