Üye Girişi
Yeni Üye
Sıkça Sorulan Sorular
Sepetim
(0)
Yakında!
Konular
|
Çok Satanlar
|
Yeni Çıkanlar
|
Yayınevleri
|
Yazarlar
|
Yeni Çıkanlar Programı
|
Son Gezdiklerim
Hegel
Tutiname
Zülkarneyn
Kara Çığlık
Bulantı
Baba ve Piç
Livar
Swing Sayı: 46
Ethica
Falaka
Kitap
İdea Yayınevi
Felsefe Tarihi Dizisi
Frederick Copleston
Hegel
Hegel
ÇAĞDAŞ FELSEFE CİLT 7 BÖLÜM 1c
Frederick Copleston
ŞİMDİ SATIN AL
Etiket: 12,00 TL
NetKitap Ederi:
9,60
TL
E-posta adresiniz:
Üyelik şifreniz:
Şifremi unuttum!
16168
Yayinevi:
İdea Yayınevi
Baskı Tarih:
2000
Sayfa:
120
Indirim:
%20
Bu kitaba oy verin:
(5 oy)
Yorum Yaz
Paylaş
|
Bu kitaplar da ilginizi çekebilir
Kitap Hakında
Yorumlar
Yazarla Tanışma
Ürün Ayrıntısı
Yayinevi:
İdea Yayınevi
Dizi:
Felsefe Tarihi Dizisi
Baskı Tarih: 2000
Sayfa: 120
İndirim: %20
Boyut: 11cm x 19cm
Hamur: Ciltsiz
Etiket: 12,00 TL
NetKitap Ederi: 9,60 TL
Arka Kapak
Yöntem söz konusu olduğunda, felsefenin karşılaştığı en yaygın ve en engelleyici önyargı onun da tıpkı bir fizik gibi, bir matematik vb. gibi usun doğalişleyişi yoluyla öğrenilebileceği, Gerçekliğin hiçbir özel düşünme yöntemi gerekmeksizin her tür önyargıya izin veren sıradan uslamlamalar yoluyla anlaşılabileceği sanısıdır. Eytişimi anlamayan bilinç için felsefe henüz yalnızca boş bir hedeftir. Ya da prag-matik bir sorundur ki, bilincine düşüncesinin kurgul devimini bilmeyi yasaklayarak Gerçekliğe karşı, Erdeme karşı, ve Bilime karşı nihilist bir içerleme, analitik bir laçkalık, giderek pozitivist bir düşmanlık yaratır. Doğal bilinç doğal mantığı ile düşünür, kavramların kendiliğinden ya da içgüdüsel işlemlerinde kuramsal, törel, politik vb. görüngüler oluşturarak ve bunlara deneyim diyerek onlarda, aslında kaba duyuların kendilerinde yanılmaz gerçeklik ve pekinlik ölçütünü bulduğunu sanır. Ve aynı ürkek bilinç yine aynı ölçüte dayanarak, düşüncesini hayvana özgü sezgi ve duyunun üstüne yükseltemeden "felsefe" yapmaya başlar başlamaz, duyulur-olmayan yasalar ve ilkeler kapsadığı için tüm Bilime ve tüm Felsefeye öfke duyar, Gerçekliği ruhundaki ve beynindeki nihilist boşluğuna atar.İşin olumsuz yanı budur. Olumlu yana gelirsek, felsefe insan varoluşunun en temel sorunlarının yalnızca ussal düşünce ile anlaşılabileceğinin ve çözülebileceğinin bilinciyle, Usa güvenen bir yürek, ve Yüreğe güvenen bir Us ile bağlar. Tüm ansal etkinlikler içinde yalnızca felsefe özgür düşünceye dayanarak Gerçekilk ile ilgilenir, ve düşünmenin bilinçsiz kendiliğindenliğini küçümseyen özgür ussal düşünce işleyişinin her adımının kendisinin tanıtlama almasını ister çünkü Gerçeklik bir oyun değildir. Çünkü Gerçeklik insanı insan yapan ve yapacak alan Değerdir. Çünkü gerçeklik en yalın anlamı içinde tanıtlanmışlıktan, özbilinçi bir mantıksallıktan başka birşey değildir. Ama tanıtlama da kendini tanıtlamalı, varsayımsız başlangıcıyla varsayımsız bir ilerleme olduğunu göstermelidir. Gerçek anlamı içinde tanıtlama düşüncenin en iç doğasındaki arı deviminden başka birşey değildir,bir ilkeden bir başkasına dışsal ya da olumsal bir sıçrayış değil, ama bir kavramın kendisinden zorunlu olarak ürettiği bir ikiniciye ilerleyiştir. Bu sayıltısız devim ancak verili olanın (1) o denli de kendisi olmayan birşey, ya da kendi karşıtı (2) olmasıyla olanaklıdır, ve bu kendinde kendi olumsuzu olma, ya da kendinde-o-denli-de-kendi-karşıtı-olma sözcüğün gerçek anlamıyla eytişim denilen şeydir. Ama ortadan kaldırılanın onu ortadan kaldıranda saklanması, karşıtların bu biricik ussal birliği (3), bu yeni kavram düşüncenin sürekli deviminden başka birşey değildir. Ve bu birlik gerçekte o denli de çelişki olduğu, ama çelişkinin gerçeği kendini ortadan kaldırmak olduğu için, eytişimin bu kez ortaya koyduğu şey tüm dolaylılığın ortadan kaldırılışı ve bir kez daha dolaysızlık olarak yeni ve daha yüksek bir başlangıca yükseliştir. Kuramsal/kurgul düşüncenin çözümlemesi, anlak için sunuluşu budur. Düşünce bu deviminde varsayımdan saltık olarak özgürdür, ve çıkarsama ya da tanıtlama olan bu arı eytişimin her kıpısı gerçeğin kendisidir. Gerçekte bu süreç insan usunda, onun en özsel doğasında kendindebiteviye işleyen gelişimin kendisidir, ve felsefe yalnızca bu devimi düşüncede insan için saptama ve onu doğa ve insan dünyasındaki şekillenişi içinde ortaya çıkarma, gerçek ve bütün insan bilincini üretme etkinliğidir; ya da, bu düşünme etkinliğinin adı felsefedir.
İçindekiler
BÖLÜM BİR
1. Yaşam ve Yazılar
2. Erken Tanrıbilimsel Yazılar
3. Hegel'in Fichte ve Schelling ile İlişkileri
4. Saltığın Yaşamı ve Felsefenin Doğası
5. Bilincin Görüngübilimi
BÖLÜM İKİ
1. Hegel'in Mantığı
2. İdeanın ya da Kendinde Saltığın Varlıkbilimsel Konumu ve Doğaya Geçiş
3. Doğa Felsefesi
4. Tin olarak Saltık: Öznel Tin
5. Hak Kavramı
6. Ahlak
7. Aile ve Yurttaş Toplumu
8. Devlet
9. Hegel'in Politik Felsefe Düşüncesi
10. Savaşın İşlevi
11. Tarih Felsefesi
12. Hegel'in Tarih Felsefesi Üzerine Yorumlar
BÖLÜM ÜÇ
1. Saltık Tin Alanı
2. Sanat Felsefesi
3. Din felsefesi
4. Din ve Felsefe Arasındaki İlişki
5. Hegel'in Felsefe Tarihi Felsefesi
6. Hegel'in Etkisi ve Sağ Kanat ve Sol Kanat Hegelciler Arasında Bölünme
Kısa Bir Kaynakça
Dizin
Sözlük
Notlar
Parça
BÖLÜM BİR
1. Yaşam ve Yazılar
GEORG WILHELM FRIEDRICH HEGEL, Alman idealistlerinin en büyüğü ve batı felsefecilerinin en ünlülerinden biri, 27 Ağustos 1770de Stuttgartta doğdu.1 Babası bir devlet memuruydu. Stuttgartdaki okul yıllarında geleceğin felsefecisi özel bir yolda kendini göstermedi, ama ilkin bu dönemdedir ki Yunan dehasının çekiciliğini duydu ve özellikle Sofoklesin oyunlarından, hepsinden önce Antigoneden etkilendi.
1778de Hegel Tübingen Üniversitesinde Protestan tanrıbilim vakfına öğrenci olarak kabul edildi ve burada Schelling ve Hölderlin ile arkadaşlık ilişkileri geliştirdi. Birlikte Rousseauyu incelediler ve Fransız Devriminin idelleri için ortak bir coşkuyu paylaştılar. Ama okuldaki durumuna bakıldığında Hegel hiç de olağanüstü bir yetenek izlenimini vermiyordu. Ve 1793de üniversiteden ayrıldığı zaman bitirme belgesi iyi karakterinden, tanrıbilim ve filolojideki orta karar bilgisi ile yetersiz felsefe kavrayışından söz ediyordu. Hegelin düşünsel gelişimi, Schellingin tersine, zamanından önce gelişmiş değildi: olgunlaşmak için daha uzun bir zamana gereksinimi vardı. Bununla birlikte, tablonun bir başka yanı daha vardır. Hegel daha şimdiden dikkatini felsefe ve tanrıbilim arasındaki ilişkiye çevirmeye başlamıştı, ama notlarını herhangi bir yolda dikkate değer görünmeyen ve kendilerine hiç kuşkusuz pek güven duymadığı hocalarına göstermedi.
Üniversiteden ayrıldıktan sonra Hegel yaşamını bir aile öğretmeni olarak sürdürdü,ilkin İsviçrede Bernede (1793-6) ve daha sonra Frankfurtda (1797-1800). Görünüşte olaysız geçmiş olsalar da, bu yıllar Hegelin felsefi gelişiminde önemli bir dönem oluşturacaklardı. O sıralar yazdığı denemeler ilk kez 1907de Herman Nohl tarafından Hegelin Erken Tanrıbilimsel Yazıları (Hegels theologische Jugendschriften) başlığı altında yayımlandılar. Bunların içeriklerine daha sonraki bölümde değineceğiz. Aslında eğer elimizde salt bu denemeler olmuş olsaydı, daha sonra geliştirmiş olduğu felsefi dizgeye ilişkin hiç bir şey düşünmezdik, ve bir felsefe tarihinde Hegele yer ayırmak için ciddi bir neden bulunmazdı. Bu anlamda denemeler pek önemli değildir. Ama Hegelin erken yazılarına gelişmiş dizgesinin bilgisi ışığında dönüp baktığımız zaman, sorunsallarında belli bir sürekliliği bulup çıkarabilir ve dizgesine nasıl vardığını ve yol gösterici düşüncesinin ne olduğunu daha iyi anlayabiliriz. Gördüğümüz gibi erken yazılar tanrıbilimsel olarak nitelendirilmişlerdir. Ve hiç kuşkusuz Hegel bir tanrıbilimci değil ama bir felsefeci olmuş olsa da, felsefesi belli bir anlamda her zaman bir tanrıbilimdi, çünkü konusu, kendisinin de açıkça direttiği gibi, tanrıbilimin konusuyla aynıydı, eş deyişle Saltık ya da, dinsel dilde, Tanrı, ve sonlunun sonsuz ile ilişkisi.
1801de Hegel Jena Üniversitesinde bir görev elde etti ve yayımlanmış ilk çalışması olan Fichte ve Schellingin Felsefi Dizgelerinin Ayrımı (Differnez des Fichteschen und Schellingschen Systems) da aynı yıl çıktı. Bu çalışma her şeye karşın onun bir Schelling izleyicisi olduğu izlenimini yarattı. Ve bu izlenim Eleştirel Felsefe Dergisinin (1802-3) yayımlanışında Schelling ile işbirliği tarafından güçlendirildi. Ama Hegelin içinde bulunduğumuz yüzyıldan önce yayımlanmamış olan Jena dersleri onun daha o sıralar kendine özgü bağımsız bir konumu geliştirmekte olduğunu gösterirler. Ve Schellingden uzaklaşması ilk büyük çalışmasında, 1807de çıkan Tinin Görüngübiliminde (Phänomenologie des Geistes) açıkça günışığına çıktı. Bu dikkate değer kitaba bu bölümün beşinci kesiminde ayrıntılı olarak değineceğiz.
Üniversite yaşamını sona erdiren Jena savaşından sonra Hegel kendini aşağı yukarı tam bir yoksunluk durumu içinde buldu ve 1807den 1808e dek Bambergde bir gazetenin yayımcılığını üstlendi. Daha sonra Nürnbergde Gymnasiumun müdürlüğüne atanarak 1816ya dek bu konumda kaldı (1811de evlendi). Gymnasiumun müdürü olarak Hegel eski klasiklerin incelenmesine ağırlık vermiş olsa da, bunu, söylendiğine göre, öğrencilerin ana dillerine zarar verecek bir yolda yürütmedi. Ayrıca öğrencilerini felsefenin temelleri konusunda da bilgilendiriyor, ama görünürde bunu felsefeyi okul izlencesi kapsamına getirme politikası için duyulan herhangi bir kişisel istekten çok üstü Niethammerin dileğine uyarak yapıyordu. Ve öğrencilerden pek çoğunun Hegelin demek istediklerini anlamada büyük güçlüklerle karşılaşmış oldukları düşünülebilir. Aynı zamanda felsefeci kendi çalışmalarını sürdürerek düşüncelerini derinleştiriyordu. Ve Nürnbergdeki kalışı sırasındadır ki başlıca çalışmalarından biri olan Mantık Bilimini (Wissenschaft der Logik, 1812-16) üretti.
Bu çalışmanın ikinci ve son bölümünün çıktığı yıl Hegel bir felsefe kürsüsü kabul etmesi için Erlangen, Heidelberg ve Berlin olmak üzere üç ayrı yerden çağrı aldı ve Heidelbergden gelen çağrıyı kabul etti. Genel öğrenci kitlesi üzerindeki etkisinin çok büyük olmuş olduğu söylenemez, ama bir felsefeci olarak ünü giderek artıyordu. Ve bu 1817de Ana Çizgilerde Felsefi Bilimler Ansiklopedisinin (Enzyklopädie der philosophischen Wissenschaften im Grundrisse) yayımlanışı ile pekişti. Bu çalışmasında Hegel dizgesinin Mantık [Bilimi], Doğa Felsefesi ve Tin Felsefesi başlıklarını taşıyan üç ana bölümünün bir taslağını verdi. Yine belirtebiliriz ki Hegel estetik üzerine derslerini de ilkin Heidelbergde verdi.
1818de Hegel Berlinden gelen yeni bir çağrıyı kabul etti ve 14 Kasım 1831de koleradan ölümüne dek üniversitede felsefe kürsüsünde kaldı. Bu dönem sırasında yanlızca Berlinin değil ama bir bütün olarak Almanyanın felsefe dünyasında karşı rakipsiz bir konuma erişti. Belli bir düzeye dek bir tür resmi felsefeci olarak görülüyordu. Ama bir öğretmen olarak etkisi hiç kuşkusuz hükümet ile olan bağlantılarından kaynaklanmıyordu. Ne de bunun nedeni dili kullanmadaki çarpıcı yeteneği idi. Bir konuşmacı olarak Schellingden daha gerideydi. Etkisi dahaçok arı düşünceye olan açık ve ödünsüz bağlılığı ve bunun yanısıra geniş bir bilgi alanını eytişiminin erim ve derinliği içersine almadaki gözalıcı yeteneğinden kaynaklanıyordu. Ve öğrencileri hiç kuşkusuz onun eğitimi altında insanın tarihini, politik yaşamını ve tinsel başarımlarını da kapsamak üzere olgusallığın iç doğasının ve sürecinin bilinçleri önüne serilmekte olduğunu duyuyorlardı.
Berlinde felsefe kürsüsündeki görevi süresince Hegelin yayımladığı çalışmalar göreli olarak azaldı. Tüze Felsefesinin Anaçizgileri (Grundlinien der Philosophie des Rechts) 1821de çıktı ve Ansiklopedinin yeni düzenlemeleri 1827 ve 1830da yayımlanıyorlardı. Ölümüne doğru Hegel Tinin Görüngübilimini yeniden gözden geçiriyordu. Ama hiç kuşkusuz bütün bu dönem boyunca dersler vermekteydi. Ve derslerinin metinleri, belli bir ölçüde öğrencilerinin karşılaştırmalı notları üzerine dayalı olarak, ölümünden sonra yayımlanacaklardı. Bunların İngilizce çevirilerinde sanat felsefesi üzerine dersler dört cilt, din felsefesi ve felsefe tarihi üzerine olanlar üçer ve tarih felsefesi üzerine olanlar bir cilt oluşturur.
Hölderlinin görüşünde Hegel dingin, düz kafalı bir insandı. En azından gündelik yaşamında hiçbir zaman taşkın bir dahi izlenimini vermiyordu. Özenli, yöntemli, duyunçlu, toplumcul özyapısı ile, bir bakış açısından en çok onurlu bir burjuva üniversite profesörü, iyi bir devlet memurunun değerli oğluydu. Aynı zamanda evren ve insan tarihinin devim ve imlemine yönelik derin bir sezgiden [vision] esinleniyordu ve yaşamını bu tarihin anlatımına verdi. Bu demek değildir ki Hegelin kişiliğinde sezgici [visionary] olarak nitelendirilebilecek bir boyut vardı. Gizemli sezgilere [mystical intuitions] ve duygulara başvurmak her ne olursa olsun felsefe söz konusu olduğu sürece onun için tiksinti verici birşeydi. Biçim ve içeriğin birliğine sarsılmaz bir inancı vardı. İçeriğin, gerçekliğin felsefe için ancak dizgesel kavramsal biçimi içinde varolduğuna inanıyordu. Olgusal ussaldır ve ussal olgusaldır; ve olgusallık ancak ussal yeniden kuruluşu içinde anlaşılabilir. Ama Hegelin gizemli içgörülere başvurarak bir bakıma kestirmeden gitmiş olan felsefeler için ya da, onun görüşünde, dizgesel bir kavrayıştan çok ruhsal yüceltmeyi amaçlayan felsefeler için küçümseyici bir hoşnutsuzluk göstermiş olmasına karşın, insanlığa felsefe tarihinde karşılaşılacak en görkemli ve etkileyici Evren tablolarından birini sunmuş olduğu olgusu ortadadır. Ve bu anlamda büyük bir sezgici idi.
2. Erken Tanrıbilimsel Yazılar
Hegelin daha okul yıllarında Yunan dehasının çekiciliğine kapıldığını görmüştük. Ve üniversitede bu çekim Hıristiyan dinine karşı tutumu üzerinde belirgin bir etki yarattı. Tübingende hocalarından dinlediği tanrıbilim büyük ölçüde Aydınlanmanın düşüncelerine uyarlanmış Hıristiyanlık, daha açık bir deyişle İncildeki doğaüstücülüğün belli bir düzeyde katıldığı ya da renklendirdiği ussalcı bir tanrıtanırcılık idi. Oysa Hegelin deyişiyle bu anlak dini ona yalnızca kuru ve yavan değil, ama onun kuşağının tininden ve gereksinimlerinden de kopmuş olarak görünüyordu. Böylece onu Yunan halkının tininde kökleşmiş ve ekininin bütünleyici bir parçasını oluşturmuş olan Yunan dini ile olumsuz bir karşılaştırma içine soktu. Ona göre Hıristiyanlık bir kitap diniydi, ve söz konusu kitap, eş deyişle İncil ise yabancı bir ırkın ürünü olarak Alman ruhuna bağdaşmıyordu. Hegel hiç kuşkusuz Hıristiyanlık yerine sözcüğün gerçek anlamında Yunan dininin geçirilmesini önermiyordu. Demek istediği şey Yunan dininin bir Volksreligion olmuş olmasıydıbir din ki halkın tin ve dehasına içten bağlıyken ve bu halkın ekininin bir öğesini oluştururken, Hıristiyanlık ise, en azından ona hocaları tarafından sunulduğu biçimiyle, dışarıdan dayatılan birşeydi. Dahası, düşünüyordu ki Hıristiyanlık insan mutluluğuna ve özgürlüğüne düşman ve güzelliğe ilgisizdi.
Hegelin Yunan dehası ve ekinine yönelik erken coşkusunun bu anlatımı çok geçmeden Kantı incelemesi ile belli bir değişime uğradı. Yunan tini için duyduğu hayranlığı bir yana bırakmazken, onu ahlaksal derinlik açısından eksik olarak görmeye başladı. Onun görüşünde bu ahlaksal derinlik ve dürüstlük öğesi Kant tarafından sağlanıyordu. Kant aynı zamanda törel bir din açıklamıştı ki, inaklar ve İncil tapınmaları gibi yüklerden kurtulmuştu. Açıktır ki, Hegelin ahlaksal derinliğin doğuşu için insanlığın Kantın zamanını beklemesi gerektiğini söyleme gibi bir amacı yoktu. Tersine, Hıristiyanlığın kurucusunun da ahlak üzerine Kantınkine benzer bir vurgu getirdiğini düşünüyordu. Ve Bernede bir aile öğretmeniyken yazdığı İsanın Yaşamında (Das Leben Jesu, 1795) İsayı yalnızca bir ahlak öğretmeni olarak ve aşağı yukarı Kant törebiliminin bir açımlayıcısı olarak çizdi. Gerçekten de, İsa kişisel ödevi üzerinde diretmişti; ama Hegele göre yanlızca Yahudilerin tüm dinleri ve ahlaksal içgörüleri bildirilmiş olarak, tanrısal bir kaynaktan geliyor olarak düşünmeye alışmış olmaları nedeniyle böyle davranmak zorunda kalmıştı. Bu yüzden Yahudileri ne olursa olsun onu dinlemeye kandırmak için kendini Tanrının elçisi ya da iletmeni olarak sunmak zorundaydı. Oysa gerçekte kendini Tanrı ile insan arasındaki biricik aracı yapma ya da indirilmiş inaklar dayatma niyetinde değildi.
Öyleyse Hıristiyanlık nasıl yetkeci, kiliseci ve inakçı bir dizgeye dönüştü? Hegel bu soruyu Hıristiyan Dininin Olumluluğunda (Die Positivität der christlichen Religion) ele aldı. Çalışmanın ilk iki bölümü 1795-6da ve üçüncüsü ise bir süre sonra 1798-9da yazıldı. Bekleyebileceğimiz gibi, Hıristiyanlığın dönüşümü büyük ölçüde İsanın havarilerine ve daha başka izleyicilerine yüklenir. Ve dönüşümün sonucu insanın gerçek kendisinden yabancılaşması olarak betimlenir. İnakların dayatılması ile düşünce özgürlüğü yitirildi, ve dışarıdan dayatılan bir ahlak yasası anlayışı ile ahlaksal özgürlük yok edildi. Dahası, insan Tanrıdan yabancılaşmış olarak görülüyordu. Ancak inanç yoluyla ve, en azından Katoliklikte, Kilisenin ayinleri ile kurtulabilecekti.
Bununla birlikte, Frankfurt dönemi sırasında Hegelin Hıristiyanlığa karşı tutumu belli bir değişime uğradı ve bu değişim Hıristiyanlığın Tini ve Yazgısı (Der Geist des Christentums und sein Schicksal, 1800) başlıklı çalışmada anlatıldı. Bu denemede Yahudilik yasacı ahlakı ile yapıtın kötü kişisidir. Yahudiler için tanrı efendi ve insan ise efendisinin istencini yerine getirmesi gereken köle idi. İsa için Tanrı insanda yaşayan sevgidir; ve insanın Tanrıdan yabancılaşması da, tıpkı insanın insandan yabancılaşması gibi, sevgi birliği ve yaşamı ile yenilecektir. Kantın yasa ve ödev üzerinde diretmesi ve tutku ve dürtünün yenilmesi üzerine vurgusu şimdi Hegele yetersiz bir ahlak kavramını anlatıyor ve kendilerine özgü bir yolda yine Yahudi görüşünün ırasalı olan efendi-köle ilişkisinin kokusunu taşıyor olarak görünür. Oysa İsa hem Yahudi yasacılığının hem de Kantçı ahlakçılığın üzerine yükselir. Hiç kuşkusuz ahlaksal savaşımı tanır, ama ideali ahlakın bir yasaya boyuneğme sorunu olmaya son vermesi ve kendisi sonsuz tanrısal yaşamın parçası olan bir yaşamın kendiliğinden anlatımı olmasıdır. İsa ahlakı içeriği açısından ortadan kaldırmaz, ama yasaya boyun eğme güdüsü yerine sevgi güdüsünü geçirerek onu yasacı biçiminden kurtarır.
Belirtmek gerek ki, Hegelin dikkati daha şimdiden yabancılaşma temalarına ve yitik bir birliğin yeniden kazanılmasına yönelmiştir. Hıristiyanlığı Yunan dini ile birincinin zararına karşılaştırmakta olduğu zamanlarda daha şimdiden tanrısal olgusallığı uzak ve salt aşkın bir varlık olarak alan görüşlerden hoşnutsuzluk duyuyordu. Bernede kalışının son sıralarında yazmış olduğu ve Hölderline adadığı Eleusis başlıklı şiirde sonsuz Bütünlük için duygularını anlatır. Ve Frakfurtda İsayı sevgi yaşamı yoluyla insan ve Tanrı, sonsuz ve sonlu arasındaki uçurumu yenmek için dua ederken betimler. Saltık sonsuz yaşamdır, ve sevgi bu yaşamın birliğinin, sonsuz yaşamın kendisi ile birliğin, ve başka insanlar ile bu yaşam yoluyla birliğin bilincidir.
1800de, henüz Frankfurtda iken, Hegel Hermann Nohlun daha sonra Dizge Parçası (Systemfragment) başlığını verdiği bazı notlar yazmıştı. Hegelden Schellinge bir mektuptaki anıştırmanın gücüne dayanarak, Nohl ve Dilthey henüz yitmemiş olan notların tamamlanmış bir dizgenin taslağını temsil ettiklerini düşünüyorlardı. Bu vargı biraz elverişsiz bir kanıta dayalı gibi görünür, en azından dizge sözcüğü Hegelin gelişmiş felsefesinin terimlerinde anlaşılırsa. Aynı zamanda notlar oldukça ilginçtir ve sözleri edilmeye değer.
Hegel karşıtlıkların ya da karşısavların, herşeyden önce sonlu ve sonsuz arasındaki karşıtlığın üstesinden gelme sorunu ile uğraşır. Eğer kendimizi seyirci konumuna koyarsak, yaşam devimi bize sonlu bireylerin sonsuz bir örgütlü çoklukları olarak, eş deyişle Doğa olarak görünür. Gerçekten de, Doğa derin-düşünce ya da anlak için koyulmuş yaşam olarak betimlenebilir. Ama örgütlenişleri Doğa olan bireysel şeyler geçici ve yiticidirler. Öyleyse kendisi bir yaşam biçimi olan düşünce şeyler arasındaki birliği sonlu bireyleri etkileyen ölümlülükten özgür olan sonsuz, yaratıcı bir yaşam olarak düşünür. Ve salt kavramsal bir soyutlama olarak değil ama türlülüğü kendi içersinde taşıyor olarak düşünülen bu yaratıcı yaşama Tanrı denir. Bu ayrıca Tin (Geist) olarak da tanımlanmalıdır. Çünkü ne sonlu şeyler arasındaki dışsal bir halkadır, ne de salt soyut bir yaşamın kavramı, soyut bir evrenseldir. Sonsuz yaşam tüm sonlu şeyleri bir bakıma içerden birleştirir, ama onları ortadan kaldırmaksızın. O türlülüğün dirimli birliğidir.
Hegel böylece bir terimi, gelişmiş felsefesinde büyük bir önem taşıyan Tin sözcüğünü getirir. Ama şu soru ortaya çıkar: acaba kavramsal düşünce yoluyla sonsuzu ve sonluyu terimlerden hiçbiri ötekinde çözülmeden ama aynı zamanda bunlar gerçekten birleştirilerek birleştirebilir miyiz? Ve Dizge Parçası denilen yapıtta Hegel bunun olanaklı olmadığını ileri sürer. Başka bir deyişle, sonlu ve sonsuz arasındaki uçurumu yadsımakla kavramsal düşünce kaçınılmaz olarak onları ayrım olmaksızın kaynaştırmaya ya da birini ötekine indirgemeye yönelir, ama birliklerini onaylarken kaçınılmaz olarak ayrımlarını yadsıma eğilimine girer. İçinde birliğin ayrımı dışlamadığı bir bireşim için zorunluğu görebiliriz, ama onu gerçek anlamda düşünemeyiz. Çokun Bir içersinde birincinin çözülüşü olmaksızın birleştirilmesi ancak onu yaşayarak, eş deyişle, insanın sonludan sonsuz yaşama öz-yükselişi ile başarılabilir. Bu dirimli süreç dindir.
Bundan şu çıkar ki felsefe dinin gerisinde kalır ve bu anlamda dine altgüdümlüdür. Felsefe bize sonlu ile sonsuz arasındaki karşıtlığın yenilmesi için neyin isteneceğini gösterir, ama kendisi bu istemi yerine getiremez. Bunun yerine getirilmesi için dine, daha doğrusu Hıristiyan dinine dönmemiz gerekir. Yahudiler Tanrıyı sonlunun üzerinde ve dışında koyulmuş bir varlık olarak nesnelleştirdiler. Ve bu yanlış bir sonsuz düşüncesi, kötü bir sonsuzluktur. Bununla birlikte, İsa sonsuz yaşamı kendi içersinde düşüncesinin ve eyleminin kaynağı olarak buluyordu. Ve bu ise sonsuzun doğru düşüncesidir: sonluda içkin olarak ve sonluyu kendi içersinde kapsıyor olarak sonsuz. Ama bu bireşim ancak İsanın onu yaşadığı gibi yaşanabilir: bireşim sevgi yaşamıdır. Sonlu ve sonsuz arasındaki aracılığın örgeni sevgidir, düşünce değil. Gerçekten, çalışmada Hegelin daha sonraki eytişimsel yönteminin önbildirimi denebilecek bir pasaj vardır, ama aynı zamanda tam bireşimin düşünceyi aştığı ileri sürülür.
Gene de felsefenin kendi koyduğu karşıtlıkların üstesinden gelinmesini istediği varsayılırsa, beklenecek tek şey felsefenin kendisinin bu istemi yerine getirmeye çalışmasıdır. Ve sevgi yaşamının, dinsel yaşamın bu istemi yerine getirdiğini söylesek bile, felsefe dinin ne yaptığını ve bunu nasıl yaptığını anlamaya girişecektir. Böylece Hegelin çok geçmeden daha önce olanaksız olarak ileri sürmüş olduğunu düşünme yoluyla başarmaya çalışmasında yadırganacak birşey yoktur. Ve bu görevin yerine getirilmesi için gerek duyduğu şey yeni bir mantık biçimidir, bir mantık ki yaşam devimini izlemeye yeteneklidir ve karşıt kavramları üstesinden gelinemez bir karşıtlık içinde bırakmayacaktır. Bu yeni mantığın benimsenmesi tanrıbilimci Hegelden felsefeci Hegele geçişi, ya da, daha iyisi, dinin en yüksek olduğu ve felsefenin onun gerisinde kaldığı görüşünden kurgul felsefenin en yüksek gerçek olduğu görüşüne geçişi anlatır. Ama bu dönüşüme karşın sorun aynı kalırsonlunun sonsuz ile ilişkisi. Ve Tin olarak sonsuz düşüncesi de yine değişmeksizin kalır.
Henüz kimse kitap hakkında yorum yapmadı. İlk yorum sizden gelsin!
Yanıt:
Bilgisiniz
Adınız:
E-posta:
Bulunduğum Yer:
Frederick Copleston
Yazarın diğer kitapları
Platon Copleston Felsefe Tarihi Yunan ve Roma Felsefesi Cilt: 1 Bölüm 1b
Sartre - Modern Felsefe
Leibniz Copleston Felsefe Tarihi Çağdaş Felsefe Cilt: 4 Bölüm c
Kant: Copleston Felsefe Tarihi Çağdaş Felsefe/Cilt 6 Bölüm 2 Cilt: 6 Bölüm 2
Alman İdealizmi - Fichte, Schelling, Schleiermacher
Aydınlanma: Copleston Felsefe Tarihi Çağdaş Felsefe/Cilt 6 Bölüm 1 Cilt: 6 Bölüm 1
Ön-Sokratikler ve Sokrates
Helenistik Felsefe
Berkeley - Hume
Hobbes-Locke
Descartes
Helenistik Felsefe
Leibniz
Aristoteles
Kant
Yazarın bütün(24) kitaplarını göster
Yaşam Öyküsü
1907-1994 yılları arasında yaşayan, aslında cizvit papazı olan ingilizyazar ve filozof. alman idealizmi, yararcılık ve pragmatizm ve 9 ciltten oluşan felsefe tarihi en önemli eserlerinden bazıları.
İlgili Konular
Felsefe ve Düşünce - Kıta Felsefesi
Felsefe ve Düşünce - Alman Felsefesi
Felsefe ve Düşünce - Ussalcılık
Felsefe ve Düşünce - Çağdaş Felsefe
Felsefe ve Düşünce - İdealizm
Felsefe ve Düşünce - Felsefe Tarihi
İlgili Konulardan Kitaplar
Diyalektik Düşüncenin Tarihi - Marksizm ve Dil - Felsefenin Başlangıç İlkeleri - Komünist Partisi Manifestosu
On Yedinci Yüzyıl Felsefesi Tarihi
Batı Felsefesi Tarihi 1 : Klasik Düşünce
Kitapla İlgili kişiler
Aziz Yardımlı (Çeviren)
Geçtiği diğer
89
yapıtı görmek için Tıklayın.
Yayınevinin Diğer Kitapları
İdea Yayınevi
için
112
yapıt bulunmaktadır.
Aynı Diziden:
Hobbes-Locke
Descartes
Helenistik Felsefe
Leibniz
Aristoteles
Kant
Daha
Edebiyat
Roman
Roman ve Öykü
Türk Edebiyatı
Tarihi Roman
Çocuk Kitapları
Hikaye ve Öykü
Eğlenceli Eğitim Kitapları
7 ile 11 yaş arası
Masallar
Tarih
Araştırma ve İnceleme
Uygarlık Tarihi
Anı ve Seyahatname
Politika
Siyasi İdeolojiler
Siyasi Tarih
Devlet Yönetimi
Devlet Güçleri ve İstihbarat Örgütleri
İnsan ve Toplum
Kişisel Gelişim
Kişilik ve Zeka
Psikiyatri ve Psikanaliz
Psikoloji
Felsefe ve Düşünce
İslam Felsefesi
Deneme
Antik Felsefe
Akademik
Yabancı Dil Eğitimi
Diğer
Gramer ve Dilbilgisi
Çocuk Eğitimi
Ekonomi ve İş Dünyası
Kariyer
Pazarlama ve Satış
İşletme/ Muhasebe/ Pazarlama
Reklamcılık
Genel Konular
Büyü, Gizem. Parapsikoloji ve Kehanet
Doğu Dinleri ve Düşünceleri
Biyografi ve Otobiyografi
Aile ve İnsan
Aşk ve Yaşam
Çocuk
Ebeveyn
Anne Baba Kitapları
İslam
Kuran ve Kuran Üzerine
Tasavvuf/ Mezhepler/ Tarikatlar
Alevilik
İslam Tarihi
Kültür Sanat
Tiyatro
Sinema
Müzik Eğitimi ve Öğretimi
Din
Dinler Tarihi
Din Felsefesi
Mitolojiler
Tasavvuf
Sağlık ve Tıp
Beslenme ve Diyet
Sağlıklı Yaşam
Yoga ve Meditasyon
Meditasyon ve Yoga
Bilim
Popüler bilim
Matematik ve Geometri
Teknoloji ve Mühendislik
Referans
Kişisel Gelişim
Kaynak Kitap
Yöneticilik
Yaşamöykü/ Anı/ Mektup
Sosyal Bilimler
Toplumsal İncelemeler
İnsan ve Toplum
Siyasal Düşünceler
İnceleme ve Araştırma
Kampanyalar
Sağlıklı Yaşam
Türk Düşünürleri
Tatil Kitapları
Anasafya
Yeni Çıkanlar
Çok Satanlar
Konu Başlıkları
Yayınevleri
Topluluk
Üyelik
Favori Listem
Alışveriş Sepetim
Sipariş İzleme
Sıkça Sorulan Sorular
Çok Satanlar RSS
Yeni Çıkanlar RSS
NetKitap'ta belli başlı tüm kredi kartlarıyla peşin ve taksitli, kapıda ödeme veya banka havalesi/eft ile alışveriş yapabilirsiniz.
Destek için lütfen üyelik bölümündeki formu kullanın.
Sıkça sorulan sorulara
ulaşmak için tıklayınız.
Netkitap
Babıali Caddesi No:14 Cağaloğlu/İstanbul - Türkiye
Tel : (0212) 527 79 36 - (0212) 527 79 82
Fax : (0212) 513 29 71
© Netkitap 1998-
2012