Üye Girişi
Yeni Üye
Sıkça Sorulan Sorular
Sepetim
(0)
Yakında!
Konular
|
Çok Satanlar
|
Yeni Çıkanlar
|
Yayınevleri
|
Yazarlar
|
Yeni Çıkanlar Programı
|
Son Gezdiklerim
Heidegger ve Üniversite
İletişimde Model Olarak Hazreti Muhammed (s.a.v)
Prenseslerin Ağaçevi
Humeynizm
Fatma Aliye
Türkiye Türkçesi: Türkçe Öğretiminde Yeni Bir Yöntem
Kitap Kurtları İçin 1: Hayvanlar Alemi
Gerilla Savaşı
Cennetten Akan Irmak
İnsan ve Davranışı
Kitap
Everest Yayınları
Düşünce Dizisi
Kaan H. Ökten
Heidegger ve Üniversite
Heidegger ve Üniversite
Postmodern Hesaplaşmalar
Kaan H. Ökten
ŞİMDİ SATIN AL
Etiket: 4,00 TL
E-posta adresiniz:
Üyelik şifreniz:
Şifremi unuttum!
18107
Yayinevi:
Everest Yayınları
Baskı Tarih:
2002
Sayfa:
112
Bu kitaba oy verin:
Yorumları oku
Yorum Yaz
Paylaş
|
Bu kitaplar da ilginizi çekebilir
Kitap Hakında
Yorumlar
Yazarla Tanışma
Ürün Ayrıntısı
Yayinevi:
Everest Yayınları
Dizi:
Düşünce Dizisi
Baskı Tarih: 2002
Sayfa: 112
Boyut: 11cm x 17cm
Hamur: Ciltsiz
Etiket: 4,00 TL
Arka Kapak
Postmodern Hesaplaşmalar, milenyumdan psikanalize, kuantum kuramından kaçıklık kuramına kadar bir dizi temayı işleyen bir seridir. Bu kitapların her biri çağdaş düşüncenin keskin ucunda duran anahtar bir fikri ele almakta ve yirmi birinci yüzyıl düşüncesinin temellerini atmış paradigmatik düşünür ve beyinlerin yaklaşımlarını anlaşılır bir dille ortaya koymaktadır.
Başlangıcın hâlâ içindeyiz... Başlangıç çok eskilerde olup bitmiş bir şey olarak gerimizde değil, daha önümüzde duruyor...
(Heidegger)
Son Eklenen Yorumlar
2 kişiden 2'si bu yorumu beğendi:
EZEL'DEN EBEDİYET'E ZAMANDA HEIDEGGER VE ÜNİVERSİTE:
, 9 Nisan 2008
Gönderen:
Selim Çörekçi
(İstanbul / Türkiye)
YARATILIŞTA İSA MESİH'İN YENİDEN YAŞANMASI
“Phronesis – Phronimos*
"… denilebilir ki, Heidegger’in Aristoteles yorumu, onun onto-politik düşünüşünün temelini oluşturmaktadır. Bu temel, Aristoteles’in insan varlığını (Heidegger’in tabiriyle Dasein’ı) esas almaktadır. Heidegger’e göre Dasein, Varlık’ın kendini açınladığı hal olan “burada”dır (Da). Bu sebeple insanoğlunun insanlığı, açınlayış ya da keşf demek olan ve Aristoteles’ten alınıp “hakikat” olarak çevrilen aletheia’dır. Söz konusu açınlanış (ya da açığa çıkartma), sadece dil (logos) aracılığıyla olacağına göre, Varlık insanda dile gelir: zoon logon echon (“dile gelen canlı”). Dünyanın kendini insana açması logos’la olur. Bir başka deyişle logos, Dasein’’ı Varlık’ta barındırır.
Logos sahibi insanoğlu, ses (phone) sahibi canlılar gibi değildir. İnsanoğlu, ile-olmak'tır, yani diğerleriyle-birarada-olandır (Mit-sein). Aristoteles'e göre, diğerleriyle-birarada-olan insan, bir birlikletlik ya da beraberlik oluşturur (koinonia). Bu birliktelik, Dasein'da zoon logon echon kadar aslidir. Bu sebeple topluluk halinde birarada olan insanoğlu, ancak polis (kent veya toplum) içinde insandır (zoon politikon). Kent ya da toplum içinde varolup, özelliği konuşan varlık olan insan, Varlık'ı bizatihi kendinde açınlar. O halde hayatın amacı ne'lik değil nasıl'lıktır. Nasıl'lık ise "iyi" olana dairdir (euzoia: iyi yaşam, eudaimonia: mutlu /huzurlu olma).
Varlık'ın insanın dünyada-olma'sıyla burada'lığını logos aracılığıyla açınlayışı, insan tarafından anlaşılıp kavranabilir bir şeydir. Aristoteles'e göre insan, dünyayı beş araç ya da yolla keşfeder:
1) tekhne - yapıp etmeyi bilme (Heidegger bu kavramı Sich-Auskennen-im-Besorgen olarak tercüme etmektedir).
2) episteme - bildik anlamda "bilim" (Heidegger: Wissenschaft).
3) phronesis - pratik hikmet ya da yapıp etmenin derin bilgisi (Heidegger: Umsicht, Einsicht, umsichtige Einsicht).
4) sophia - müdrik olma, bilgelik (Heidegger: Verstehen).
5) nous - duyumsal düşünme, zihinsel içgörü (Heidegger: vernehmendes Vermeinen).
Bu yollardan sophia ve episteme, değişmezin (aei on) teorik bilgisini, tekhne ve phronesis ise olduğundan farklı olabilenin, yani pratiğin bilgisini açığa çıkartırken, nous bunların dördünde de ortaktır, çünkü hepsi noein (idrak) ve dianoein'in (düşünce) birer formudur. Burada asıl olan boule, yani istişareye dayanan akıl yürütmedir. Boule'nin ise eubolia olması gerekir: yani sağ akıl yürütme.
Burada Heideger kendine şöyle bir soru sormaktadır: Acaba Varlık'ı kusursuz biçimde açınlayan phronesis mi yoksa sophia mıdır? Aristoteles bu konuda tavrını sophia yönünde koyar. Ama Heidegger bunun tam tersini düşünmektedir: Varlık'ı açınlayan sophia'dan ziyade phronesis'tir. Zira phronesis tüm canlılarda bulunandır. Onların kendilerini idame ettirmelerini, hâkim kılmalarını, "iyi" yaşamalarını sağlayan phronesis'tir. Bu anlamda phronesis, yapıp edişlerimizin nasıl iyi olacağını (eupraxia) tayin eder: Bu, Umsicht, yani yapıp etmelerin kapsamlı derin bilgisiyle ve Sorge'nin (tasa ya da kaygı veya "zatına iyi bakma"nın) yanı sıra "şümullü iyi bakma"yla olmaktadır.
Phronesis'le görülen ya da tecrübe edilenler, kalıcı birer hikmet halini alırlar, çünkü bu "görme lahzası"nda (Augenblick) herhangi bir tikel bilgi değil, Varlık'ın derin hükmedişi aşikâr olur. Ancak phronesis'in önünde önemli bir engel bulunmaktadır: Bu engel, düşüncelerimizin günlük hayatın gölgesi altında kalıyor olmasıdır. O halde phronesis'e dayanan pratiğin hikmet tecrübesi, olsa olsa bir prohairesis'le mümkündür. Heidegger bu kavramı Entschlossenheit olarak çevirir: Bu, hem kararlılık ya da azim, hem de kapalı olmama veya kapalı olanı açma (Entschließen) demektir. Prohairesis'le insan, dünyanın gündelik hayattaki görünümünü açıp, kendini phronesis'in hikmetine kararlı biçimde teslim eder.
Öte yandan sophia, saf noein'e odaklandığı için insanın tecrübe demeyeceği bir hal ya da aşamadır. Yani sophia, insani olanla değil, Tanrısal olanla ilgilidir. Buna theorein (kendini aşmış bakış/nazar) denir. zaman içindeki (fani) insan, böyle bir sophia-theorein tecrübesini, yani bizatihi En İyi'yi (arete) yaşayamaz, tanıyamaz. Oysa phronesis, insan için En İyi'yi amaçlar. İnsan için En Yüce İyi'yse şimdi ve buradaya, lahzaya göredir. Yani phronesis, arkhai'leri (birinci ilkeleri) değil, eskhata'ları (son uçtaki tekilleri) açınlar.
Phronesis'i tecrübe eden Dasein, eylem veya edimin imkânlarını kavrar, olguların, zaman ve mekânın öneminin idrakine varır. Tüm bunlar, phronsis'le saf biçimde, oldukları gibi, kendilerini bizatihi gösterdikleri halleriyle kavranır. O halde tüm akıl yürütmeler, neticede birer aisthesis, yani duyumsama ya da algıdır. Phronesis içindeki bu duyumsama, nous'un ta kendisidir. Demek oluyor ki phronesis, logos'un egemenlik alanına (topos) girmeyen saf bilme ya da hikmettir.
Sonuç olarak denilebilir ki, eylem ve edime ilişkin aldığımız kararlar logos'la (akıl, söz) değil, phronesis'e dayalı sezgi ya da içgörüyle mümkündür. Sophia, en genel genellik olarak nous iken, phronesis en uç somutluk olarak nous'tur ve bu haliyle logos'un ötesindedir.
Bu noktada karşımıza bir ayırım çıkar: Varlık ve varolan özdeş değildir. …
Bu “gerçek”, siyasetin ne olduğuna ve siyasal eylemin ne demek olduğuna dair önemli bir işarettir. Heidegger’e göre, herhangi bir sahih siyasal örgütlenme biçimi, sanatı ya da tekniği yoktur. Teoriye dayalı sahih bir siyaset bilimiyse hiç yoktur. Ne ideoloji, ne dünya görüşü ne de değerler sistemi siyasete bir temellendirme sağlayabilir. … Sahih bir siyaset, olsa olsa ve ancak phronesis’e dayalı olabilir: karşılaşılan lahzada neyin yapılması gerektiğinin pratik hikmetine yani.
Heidegger ile Aristoteles’in yolu burada ayrılır ve Hitler ile Nasyonal Sosyalizm’e varacak güzergâha girilmiş olunur. Phronesis’i tarihsel bir bakışla ele alan Heidegger, Dilthey’in çözümleme yolundan da yararlanarak kendini zaman içinde, ama zaman ufku karşısında var eden Tarihsel Dasein’ı merkeze alır ve böylece phronesis’i nous’un değil, Varlık’ın insanda açık hale gelişinin (Lichtung) kararına dönüştürür. Bu noktada Heidegger’in eylem ve edim kararı, bir tür mistik ilham halini alır. Burada’lığın metafiziği içinde phronesis, görme ve karar verme lahzası olur.
Dasein’ın sahih varoluşu işte bu phronesis lahzasında açınlanır. Siyaset bir tür phronesis açınlanışı, Varlık’ın açık hale gelişi durumunu alır. Görme lahzasında görülenler, daima biriciktir. Bu görme lahzası içinde Dasein, dünyayı dünyalar (welten). Böylece somut burada’lık, “zaman içinde gelecek” anlamındaki geleceğe açılmaya, kadere irsal olmaya dönüşür. O halde söz konusu görme lahzası, nasıl yaşanması ve ne yapılması gerektiğinin cevabını vermektedir.
Burada Heidegger’in teoloji geçmişi kendini dışa vurur: Görme lahzası, bir tür mistik hâl olmakta, Augustinus ve Luther’in yanı sıra Meister Eckhardt’ın düşünceleri Aristoteles’inkilerden daha önemli bir duruma gelmektedir. Bu anlamda “görme lahzası”, Hristiyan teolojisi ve kristolojisinde geçen kairos olur. Kairos, yaratılışın İsa Mesih’te yeniden cereyan etmesi, dünyanın İsa Mesih eliyle dünyalanması, ezelden ebediyete uzanan bir zamanın açılması anlamındadır. Görme lahzası, kairos’tan şu kadar farklıdır ki, burada hiçten varetme diye bir şey yoktur. Görme lahzasında dünya, yeni bir anlam ve önem kazanır, geçmiş ve gelecek başka bir “ışık” altında görülecek biçimde açılır (lichten).” (* “Bu bölümün tamamı, Gillespie’nin olağanüstü makalesine dayanmakta olduğundan ayrıca ayrıntılı bir dipnotlandırmaya gidilmemiştir. Söz konusu makale için bkz. Michael Allen Gillespie, “Martin Heidegger’s Aristotelian National Socialism”, Political Theory, Cilt 28, Sayı 2 (Nisan 2000), s. 140-167.”) (Kaan H. Ökten, Heidegger ve Üniversite, Everest Yayınları, İstanbul, 2002, s. 16-24.)
B) 1. "Heidegger, Batı düşüncesinin on yedinci yüzyıl ve Descartes'ten beri -bununla birlikte, gerçekte çok daha büyük bir hedef olarak Eski Yunan'da Batı düşüncesinin doğmasından bu yana- içinde geliştiği çerçevenin bizatihi kendisini değiştirmeyi hedeflemektedir."
(William BARRETT, What is Existentialism?, 2nd. Ed., Grove Pres Inc., 1964, p. 118.)
2. “Heidegger’in düşüncesinde bilinmeyen-lisanla-varlık-bulur (physis-is-logos) anlayışı Heraklit’teki şekline yeniden döner ve bize mitsel dünya ile bir daha karşılaştığımız hissini verir.”
(Vincent VYCINAS, Philosophy and Greatness: An Inquiry into Western Thought, The Hague 1966, Martinus Nijhoff, s. 55 ve s. 53.)
3. "Düşünmek, hiçbir şey yapmamak değildir; fakat düşünmek, bizzat kendisi olmak suretiyle dünyanın kaderi [Weltgeschick] ile diyalog içinde harekete geçerek etkin olan bir aksiyondur."
(M. Heidegger, Der Spiegel Söyleşisi'nden) (Çev.)
4. “Varlığın ancak eskatolojisi olabilir.” [M. Heidegger]
(Bkz. Zeynep Direk, Başkalık Deneyimi: Kıta Avrupası Felsefesi Üzerine Denemeler, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2005, s. 199.)
5. “‘Physis şeylerin özü değildir, fakat (bir inzal edilme sürecinde) şeylerin özü physis olarak sözü vaz’eder (meselâ, 16. Fragman)’.” (Heidegger, 1954b, s. 271). [Heidegger, M., 1954b, Vom der Wesen der Wahrheit, Frankfurt aM.]
(Kaynak: Gareth Jones, Bultmann: Towards a Critical Theology (Bultmann: Eleştirel Bir Teolojiye Doğru), Polity Press, Cambridge, UK, 1991, s. 112 )
***
C) BİR İNSAN OLARAK TANRI’NIN KELİMESİ HZ. İSA’NIN RİSALET BEYANIYLA HRİSTİYANLIĞIN VAHYİ
1. "Bultmann’ın teolojisinde, Semaya Yükselen Resul’ü sadece İlâhi Mesaj ile bilerek tanımak mümkün olduğundan, bu bölümün bundan sonraki kısımlarında Bultmann’ın bu meseleleri tahlil ve izah eden ‘Yeni Ahid ve Mitoloji’ isimli risalesi üzerinde yoğunlaşılacaktır. (Bultmann, 1948, ss. 15-53) Bu risaleyi, Martin Heidegger’in en temel bazı eserleri ile olan köklü bağlantısı içinde ele alacağız ki, Heidegger’in bu eserlerinde fenomenolojik mahiyetiyle hakikat problemi, yani aletheia, vahye dayalı bir bakış açısıyla en net bir şekilde açıklığa kavuşturulmuştur. Bu eserler şunlardır: Varlık ve Zaman’ın 44. Bölümü, ‘Dasein, Zahir Oluş ve Hakikat’ (Heidegger, 1962a, ss. 256-273), ‘Hakikatin Özü Üzerine’ (Heidegger, 1976a, ss. 171-202), ‘aletheia (Heraklit’in 16. Fragmanı)’ (Heidegger, 1954b, ss. 257-282), ‘logos (Heraklit’in 50. Fragmanı)’ (Heidegger, 1954b, ss. 207-229), ‘Platon’un Hakikat Öğretisi’ (Heidegger, 1976a, ss. 203-238) ve ‘Aristoteles’in Fizik’inde B,1 –Physis Kavramının Özü Üzerine’ (Heidegger, 1976a, ss. 239-301). Ümidimiz odur ki, bu çalışma, Bultmann’ın Allah’a iman meselesini izah ediş tarzı üzerinde Heidegger’in nasıl orijinal ve büyük bir etkisi olduğunu ve Bultmann teolojisinin kendine has yapısını hem ilk defa ve hem de bütün bundan sonrası için açık bir şekilde ortaya koyacaktır."
(Gareth Jones, Bultmann: Towards a Critical Theology (Bultmann: Eleştirel Bir Teolojiye Doğru), Polity Press, Cambridge, UK, 1991, s. 110.)
2. “...tüm anlatımlar, lisanın kendisinden türediği geleneksel standart tarza önceden başvuruda bulunurlar. Lisanın tüm doğasına dair mevcut sabit görüş bu sayede sağlamlaştırılır. Lisanla ilgili bilginin büyük ölçüde gelişmiş ve değişmiş olmasına karşın, lisan fikrinin, gramer, mantık, dilbilim ve lisan felsefesinde ikibinbeşyüz yıldır aynı kalmasının nedeni budur.” “... Girişim, yalnızca kaynak sorununu rasyonel-mantıksal bir açıklamanın prangalarından azade kılmak için değil, fakat aynı zamanda lisanın bütünüyle mantıksal tanımının sınırlarını yıkmak için de gerçekleştirilmiştir. Kavramlar olarak kelime-anlamlarının özel nitelendiriminin aksine, lisanın mecazi ve sembolik niteliği ön plana çıkarılmaktadır. Bu durumda, biyoloji, felsefi antropoloji, sosyoloji, psikopatoloji, teoloji ve şiiriyatın hepsi, linguistik fenomenleri daha kapsamlı olarak tanımlamaya ve açıklamaya davet edilmektedirler.” (s. 45)
“Tefekkür evrensel olarak lisanın ne olduğu hususunda bir fikir elde etmek için çalışır. Her şey için geçerli olan evrensel, o şeyin özü veya doğası olarak isimlendirilir. Evrensel olarak doğru olan şeyi evrensel olarak temsil etmek, yaygın görüşlere göre, düşüncenin temel özelliğidir. Bu yüzden, lisanı ciddi bir şekilde ele almak, lisanın doğası hakkında bir fikir vermek ve bu düşünceyi diğer düşüncelerden layıkıyla tefrik etmek anlamına gelecektir....
Lisanı tartışmak, ne olduğunu tespit etmek, onun yerini tayinden çok kendi yerimizi tayin etmemiz, kendi kendimizi tanımamız anlamına gelir.
... lisan üzerine düşünmek, lisanla beraberliğimizi sürdürmek için lisanın konuşmasının içine, yani bizimkinin değil onun kendi kendisinin konuşmasının içine girmemizi gerektirmektedir.... Konuşmayı lisana havale ediyoruz. Biz, lisanı Lisanın kendisi dışındaki herhangi bir şeye dayandırmak istemediğimiz gibi lisan vasıtasıyla başka şeyleri açıklamak da istemiyoruz.” (s. 43-44)
(Martin HEIDEGGER, “Lisan”, çev. Hatip YETİMOĞLU, Yönelişler: Aylık Sanat Ve Kültür Dergisi, Sayı 48, Temmuz 1990, s. 43-58.)
3. "Düşünmek, hiçbir şey yapmamak değildir; fakat düşünmek, bizzat kendisi olmak suretiyle dünyanın kaderi [Weltgeschick] ile diyalog içinde harekete geçerek etkin olan bir aksiyondur."
(Martin Heidegger, Der Spiegel Söyleşisi'nden) (Çev.)
4. "Dil, dünyayı-dönüştüren-Söyleyiş olarak, bütün ilişkilerin ilişkisidir." ("Language is, as world-moving Saying, the relation of all relations."
(Martin Heidegger, (1971). The nature of language. In M. Heidegger, On the way to language. (P.D. Hertz, trans.) New York: Harper & Row, p. 107, Çev.)
5. “Hz. İsa’nın bu dünya üzerinde geçirmiş olduğu tarihi (historiche) hayatın hakiki manâ ve ehemmiyetini kavramak için, birinci olarak O’nun ontolojik açıdan öncelik taşıyan kendi varlığını anlamak mecburiyeti vardır. Yuhanna İncili’nde yer alan şu ayetleri kelâmi açıdan Bultmann şöyle yorumlamaktadır: ‘Başlangıçtaki Sözdü ... ve Söz beden oldu.’ (Yuhanna,1.1; 1.14)
... Bultmann, “Allah Hakkında Vahye Uygun Bir Beyanda Bulunabilme Nasıl Mümkün Olabilir?” ... isimli ünlü makalesinde, teolojik metodun temel suali çerçevesindeki asıl mesele mevzuunda, kendisinin karakteristik fikir beyan etme yolu olduğu üzere, doğrudan doğruya ve açık bir üslupla şunları söylemektedir: ‘Bizim Allah hakkında beyana ait bir söz söylememiz, ancak ve ancak O’nun bize bildirdiği Vahyi Kelâmı (Sözü) ile yine kâinatta tecellileriyle bizi yaratan ve yaşatan O’nun fiilleri hakkında konuşuyorsak mümkündür.’ Hristiyan İlâhiyatı (Christoloji), ancak ve ancak “İsa Mesih Allah’ın Kelimesi” (“Jesus Christ as God’s Word”) kabul edildiği takdirde bütün bir Bultmann teolojisinin merkezi noktasını teşkil eder. ... (s. 20)
... Bultmann’ın kanaâti odur ki, Hristiyanlık Nasıralı İsa’nın (Vahyen beyan edilen) kıssasıyla temsil edilen lisanında şimdiye kadar hiç olmadığı biçimde kendisini yeni baştan keşfetmek mecburiyetindedir.” (s. 124)
(Tecümenin yapıldığı kaynak: Gareth Jones, Bultmann: Towards a Critical Theology (Bultmann: Eleştirel Bir Teolojiye Doğru), Polity Press, Cambridge, UK, 1991.)
Yanıtla
Bu yorumu doğru buluyor musunuz?
Yanıt:
Bilgisiniz
Adınız:
E-posta:
Bulunduğum Yer:
Kaan H. Ökten
Yazarın diğer kitapları
Ölüm Kitabı
Derrida ve Tarihin Sonu Postmodern Hesaplaşmalar
Cogito Sayı: 53 Fanatizm: Ya Bizdensin Ya Öteki Özel Sayı
Varlık Ve Zaman Kılavuzu
Varlık Ve Zaman
Fichte
Muallakta Var Olmak
Heidegger Kitabı
Baba Ben Niye Faşist Oldum?
Reformasyon Dönemi Siyasal ve Dinsel Düşünce Tarihine Giriş
İnsan Doğasının Geleceği
Düşmanını Arayan Savaş
Foucault ve Kaçıklık Kuramı
Rüyalar, Masallar, Mitoslar
Fiziğin Taosu
Yazarın bütün(25) kitaplarını göster
Yaşam Öyküsü
1933'te Almanya'nın Stuttgart kentinde doğdu. Hukuk, tarih ve siyaset bilimi okuduktan sonra 1963-71 yılları arasında Frankfurt am Main üniversitesinde Iring Fetscher'in asistanlığını yaptı. Doktorasını Jurgen Habermas'ın yanında tamamladı. Ardından Göttingen üniversitesine siyaset bilimi profesörü olarak atandı. Halen aynı üniversitede 'emeritus' statüsünde çalışmalarına devam etmektedir. Evli ve iki çocuk babasıdır.
İlgili Konular
Felsefe ve Düşünce - Varoluşçuluk
Felsefe ve Düşünce - Düşünce Tarihi
İlgili Konulardan Kitaplar
Yaşam Sanatı
Ateistin Kutsal Kitabı
Ölülerin Diyalogları
Yayınevinin Diğer Kitapları
Everest Yayınları
için
1066
yapıt bulunmaktadır.
Aynı Diziden:
Derrida ve Tarihin Sonu Postmodern Hesaplaşmalar
Umberto Eco ve Futbol
Ekoloji ve Postmodernliğin Sonu
Edward Said ve Tarih Yazımı
Foucault ve Kaçıklık Kuramı
Darwin ve Fundemantalizm
Daha
Edebiyat
Roman
Roman ve Öykü
Türk Edebiyatı
Tarihi Roman
Çocuk Kitapları
Hikaye ve Öykü
Eğlenceli Eğitim Kitapları
7 ile 11 yaş arası
Masallar
Tarih
Araştırma ve İnceleme
Uygarlık Tarihi
Anı ve Seyahatname
Politika
Siyasi İdeolojiler
Siyasi Tarih
Devlet Yönetimi
Devlet Güçleri ve İstihbarat Örgütleri
İnsan ve Toplum
Kişisel Gelişim
Kişilik ve Zeka
Psikiyatri ve Psikanaliz
Psikoloji
Felsefe ve Düşünce
İslam Felsefesi
Deneme
Antik Felsefe
Akademik
Yabancı Dil Eğitimi
Diğer
Gramer ve Dilbilgisi
Çocuk Eğitimi
Ekonomi ve İş Dünyası
Kariyer
Pazarlama ve Satış
İşletme/ Muhasebe/ Pazarlama
Reklamcılık
Genel Konular
Büyü, Gizem. Parapsikoloji ve Kehanet
Doğu Dinleri ve Düşünceleri
Biyografi ve Otobiyografi
Aile ve İnsan
Aşk ve Yaşam
Çocuk
Ebeveyn
Anne Baba Kitapları
İslam
Kuran ve Kuran Üzerine
Tasavvuf/ Mezhepler/ Tarikatlar
Alevilik
İslam Tarihi
Kültür Sanat
Tiyatro
Sinema
Müzik Eğitimi ve Öğretimi
Din
Dinler Tarihi
Din Felsefesi
Mitolojiler
Tasavvuf
Sağlık ve Tıp
Beslenme ve Diyet
Sağlıklı Yaşam
Yoga ve Meditasyon
Meditasyon ve Yoga
Bilim
Popüler bilim
Matematik ve Geometri
Teknoloji ve Mühendislik
Referans
Kişisel Gelişim
Kaynak Kitap
Yöneticilik
Yaşamöykü/ Anı/ Mektup
Sosyal Bilimler
Toplumsal İncelemeler
İnsan ve Toplum
Siyasal Düşünceler
İnceleme ve Araştırma
Kampanyalar
Sağlıklı Yaşam
Türk Düşünürleri
Tatil Kitapları
Anasafya
Yeni Çıkanlar
Çok Satanlar
Konu Başlıkları
Yayınevleri
Topluluk
Üyelik
Favori Listem
Alışveriş Sepetim
Sipariş İzleme
Sıkça Sorulan Sorular
Çok Satanlar RSS
Yeni Çıkanlar RSS
NetKitap'ta belli başlı tüm kredi kartlarıyla peşin ve taksitli, kapıda ödeme veya banka havalesi/eft ile alışveriş yapabilirsiniz.
Destek için lütfen üyelik bölümündeki formu kullanın.
Sıkça sorulan sorulara
ulaşmak için tıklayınız.
Netkitap
Babıali Caddesi No:14 Cağaloğlu/İstanbul - Türkiye
Tel : (0212) 527 79 36 - (0212) 527 79 82
Fax : (0212) 513 29 71
© Netkitap 1998-
2012