Üye Girişi
Yeni Üye
Sıkça Sorulan Sorular
Sepetim
(0)
Yakında!
Konular
|
Çok Satanlar
|
Yeni Çıkanlar
|
Yayınevleri
|
Yazarlar
|
Yeni Çıkanlar Programı
|
Son Gezdiklerim
Heraclitus Üzerine Dersler
Son Şiirleri (1959-1963) - Şiirler 7
Sosyalist Mücadele Etiği
Hasan Ali Yücel ve Türk Aydınlanması
Vezirin Adaleti
Osmanlı İmparatorluğu'nda Alman Nüfuzu
İşten Ve Yaşamdan Zevk Almanın Yöntemleri
Pınar Küçük Veteriner
Ecevit ve Gizli Arşivi
Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı
Kitap
Kesit Yayıncılık
Felsefe Kitapları
Eugen Fink
,
Martin Heidegger
Heraclitus Üzerine Dersler
Heraclitus Üzerine Dersler
Eugen Fink
,
Martin Heidegger
Baskısı yok
E-posta adresiniz:
Üyelik şifreniz:
Şifremi unuttum!
Yayinevi:
Kesit Yayıncılık
Baskı Tarih:
Ekim 2006
Sayfa:
253
Bu kitaba oy verin:
Yorumları oku
Yorum Yaz
Paylaş
|
Kitap Hakında
Yorumlar
Yazarla Tanışma
Ürün Ayrıntısı
Yayinevi:
Kesit Yayıncılık
Dizi:
Felsefe Kitapları
Baskı Tarih: Ekim 2006
Sayfa: 253
Boyut: 14x21 cm
Hamur: 2
Etiket:
Baskısı yok
Arka Kapak
Büyük filozof Heideggerin Eugen Finkle birlikte Heraclitusun felsefi fragmanları üzerine yaptığı yorumlar, konuşmalar, düşünceler.. Felsefi değerlendirmelerin diyalog biçiminde yer aldığı bu eserde Yunan felsefesinin dikkat çekici isimlerinden Heraclitus, derinliğine irdeleniyor.
Heidegger, Batı felsefi geleneğine de önemli etkileri olan Heraclitusun bugüne kadar ulaşan fragmanları üzerinde kafa yorarken, aslında günümüzün felsefi sorunlarına ışık tutmaya, kökleri çok eskilerde olan felsefi problemlere cevaplar bulmaya çalışıyor.
(Arka Kapak)
Heraclitus'dan kalan fragmanlar, başından beri felsefî düşünceyi cezbetmiş ve etkilemiştir. Bu çeviri sayesinde okuyucular konuyla ilgili yapılagelen çalışmalardan haberdar olacaklardır.
Kitaba temel olan oturumlarda temel iki katılımcı Martin Heidegger ve Eugen Fink'tir. Bu ikisinden Heidegger daha iyi tanınmaktadır. Onun Heraclitus'u yorumu yönelimini hep logos ve gizli olmamak ile ilgili fragmanlardan hareketle belirlemektedir. Bu temalar onun Varlık ve Zaman, Metafiziğe Giriş gibi eserlerinde geçmektedir. Heidegger'in süregelen Heraclitus yorumuna ek olarak, bu çalışma, hem diğer düşünür ve şairlerin, özellikle de Hegel ve Hölderlin'in yorumlanması, hem de Heidegger'in kendini yorumlaması için de elverişli bir fırsattır.
Diğer katılımcı Eugen Fink ise felsefe dünyasında daha az bilinen bir kişidir. Gerçekleştirilen sohbetlerde onun rolü, fragmanlara ilk yorumu vererek tartışmaya "tenkitçi baskı ve hatta yıkım için bir zemin ve bir başlangıç alanı hazırlamak; söz konusu konuşma ile ilgili bize belirli bir ortak alan oluşturmaktır."
Kitap boyunca sohbetler canlılıklarını, Fink'in yönlendirmesinden alacaklardır. Yorumun en can alıcı teması, hen, tek bir ile ta panta bütün her şey kavramlarının ilişkisidir. Kitabın birçok değişik yerinde bu ilişki örneklendirilmiştir. Dahası konuşmalar bir bütün olarak, Heraclitus'un düşüncesindeki bu aslî temanın örneklerinden oluşan bir sohbet olarak da düşünülebilir. Zira, Heidegger, Fink ve seminer katılımcılarının birçok yorumları arasında bir gerginlik varsa da tartışmanın önemli noktalarında yorumlar birleşmektedir.
Yorumların çeşitliliğiyle ilgili olarak şunu belirtmek gerekir ki elinizdeki bu kitap, konuşmaların kaydından ibarettir ve tek bir yazar tarafından tamamlanan bir çalışma değildir. Kitabı diğer güncel yorumlamacı eserlerden ayıran özellik sadece diyalogsal bir temele dayanıyor olması değildir. Bu eser bir de, en azından kısmen, yorumların hayalî ve deneysel karakterini açıklamaktadır. Konuşmalarda biz, konuştuğumuz kişilerin nasıl karşılık vereceklerini çok ender olarak kestirebiliriz. Eğer muhatabımız bize karşı çıkarsa, çoğunlukla daha önce üzerinde düşünmediğimiz alanlara hayalî ve deneysel bir adım atmaya mecbur kalırız. Bu durumda sonuç, metne dair önceden planlanmış düşünce ile hayalî, doğaçlama bir karşılığın karışımından ibaret olacaktır. Şüphesiz, her deneyimsel çalışma işe yarayacak diye bir kural yoktur. Nitekim Fink'in kendisi de açılış sözlerinde bunu ön görmüş, metin boyunca da aynı görüşü devam ettirmiştir.
Heraclitus üzerine yazılmış bilimsel çalışmaları ve yorumları yakından takip eden okurlar bu konuşmaların spekülatif metodunu dikkatsiz veya tedbirsiz görebilir. Kimisi, katılımcılardan birisiyle "fragmanlar yorumlanırken, onların içerdiklerinden daha fazlası söylenmiştir" fikrini tartışabilir. Veya okuyucu da Heidegger gibi, spekülatif uygulamayı "cüretkâr" ve hatta "tehlikeli" olarak kabul edebilir. Ne kadar çok fragman örneği olursa, o derece fazla dikkatli olmamız ve o derece de hayalimizin spekülatif havalanmalarından kaçınmamız gerektiği söylenebilir.
Bu eser bir kişini ürünü olmayıp, eserin hazırlanışı ve gerek Türkçe baskı için esas alınan İngilizce çevirisi gerekse kitabın yazıldığı orijinal dil olan Almanca baskısı hazırlanırken birçok eserden yararlanılmış, çevirmenler terimlerin Yunanca karşılıklarını bulmak, kavramları yerli yerine oturtmak, ifadelerin doğru karşılıklarını vermek için konu ile ilgili hazırlanan bir çok eserden yararlanmışlardır. Heraclitus'un kendisine ait fragmanların çevirileri tek tek elden geçirilirken Heraclitus üzerine yayınlanmış olan çalışmalar da incelenmiştir. Kitapta Heraclitus'a ait fragmanların Türkçe çevirisinde ise daha doğru olduğu düşünülen çevirilere başvurulmuş, Yunanca kavramların Türkçe karşılıkları karşılaştırılmalı eserlerden de yararlanılarak doğru bir şekilde verilmeye çalışılmıştır.
(Tanıtım Bülteninden)
Son Eklenen Yorumlar
2 kişiden 1'si bu yorumu beğendi:
NIETZSCHE'NİN HERAKLITUS'U YANLIŞ YORUMLAMASIYLA FAŞİST OLUŞ:
, 11 Nisan 2008
Gönderen:
Selim Çörekçi
(İstanbul / Türkiye)
HEIDEGGER'DE BİR'İN İYİLİĞİNDEN HERŞEY'İN KÖTÜLÜĞÜNE
1)a) "1936'dan başlayarak, 1945'e kadar süren ve çok daha açık bir tarzda bir manevî direniş bildirgesi olan Nietzsche üzerine derslere başladım. Hakikatte, Nietzsche'yi Nasyonal Sosyalizm'e özümsemek adil bir şey değildir, -onda temel olan şeyden ayrı olarak- Nietzsche'nin anti-semitizme düşmanlığını ve Rusya'ya olumlu tavrını gözardı eden bir özümsemedir bu. Ancak daha yüksek bir düzeyde, Nietzsche'nin metafiziğiyle tartışma, faşizmin siyasal biçimi altında kendisini artan bir açıklıkla tezahür ettirdiği şekliyle nihilizmle bir tartışmadır."
(Martin Heidegger, "Freiburg Üniversitesi Rektörüne Mektup 4 Kasım 1945", Heidegger ve Nazizm, Der. ve Çev. Ahmet Demirhan, Vadi Yay. s. 70.)
b) “Hölderlin’in yanında ve başka bir bakımdan, Sokrates öncesi felsefenin yeniden uyandırılması konusunda teşekkür borçlu olduğumuz Nietzsche bile, temel soruyu yeniden sorması gereken 19. yüzyılın yanlış yorumuna saplanıp kalmıştır. Kendi metafiziğinin temel kavramları olan Var-lık ve Oluş’u felsefenin başlangıcından –ama yanlış yorumuyla- devşirdiği için, bengi-döngü öğretisinin çıkmaz sokağına girer. Bu, Var-lık ve Oluş’u eşit derecede özlü bir biçimde birlikte düşünme yolunda zorlu bir denemedir. Fakat, 19. yüzyılın, artık temelini yitirmiş kategorileri içinde kımıldanan ve Var-lık’a yönelik ilk sorunun yeniden soruluşuna dönüş yolu bulamayan bir denemedir.” (s. 356)
(Martin Heidegger, "Avrupa ve Alman Felsefesi", (Keiser-Wilhelm Enstitüsü'nde sunulan bildiri, Bibliotheca Hertziana, Roma, 8 Nisan 1936), Çevirenler: Ömer Albayrak- Tayfun Salcı, Avrupa'nın Krizi: Fenomenolojik Sorun Olarak Avrupa'nın Dönüşümü, Derleyenler: Önay Sözer-Ali Vahit Turhan, Dost Kitabevi, Ankara, 2007 içinde, s. 348-358)
c)"Bütün felsefe tarihi boyunca Platon'un düşünmesi, değişik biçimlerde kesin kalır. Metafizik, Platonizm'dir. Nietzsche kendi felsefesini tersine çevrilmiş Platonizm olarak nitelendirir. Karl Marks'ın metafiziği tersine çevirmesi ile birlikte felsefenin en uç olanaklılığına ulaşılır. Felsefe, son devresine girmiştir. Buna karşın, felsefi düşünmeye hala girişildiği ölçüde, o, sadece epigonal bir rönesansa ve bu rönesansın çeşitlemelerine ulaşmayı sağlar. O halde felsefenin sonu, her şeyden önce kendi düşünme tarzının kesintiye uğraması değil midir? Bu sonuca varmak bir erken doğum olur." (s. 69)
"… Ancak, Descartes'tan beri, idea, perceptio anlamına gelir. Varlığın kendine ulaşması spekülatif diyalektikte ortaya çıkar. Yalnızca ideanın hareketi, yöntem, sorunun kendisidir. "Şeyin kendisine" çağrısı buna uygun bir felsefi yöntemi gerektirir.
Yine de felsefenin sorununun ne olması gerektiğine baştan karar verildiği varsayılır. Metafizik olarak felsefenin sorunu varolanların Varlığı, onların tözsellik ve öznellik biçimindeki mevcudiyetleridir." (s. 74)
"… Şimdi neredeyiz? Biz, "şeyin kendisine" çağrısından dolayı, felsefeyi kendi sorunu olarak ilgilendiren şeyin baştan belirlendiği görüşüne ulaştık. Hegel ve Husserl'in bakış açısından – ve sadece onların bakış açısından da değil – felsefenin sorunu öznelliktir. …" (s. 76)
(Martin Heidegger, "Felsefenin Sonu ve Düşünmenin Görevi", Zaman ve Varlık Üzerine içinde, Çev. Deniz Kanıt, A Yayınevi, Ankara, 2001.)
d) "Batı felsefesini Platonculuk olarak anlayan Nietzsche için metafizik sona ermiştir. Nietzsche, kendi felsefesini metafiziğe, yani ona göre Platonculuğa karşı bir akım sayıyordu.
Gelgelelim, Nietzsche'nin felsefesi, yalnızca bir karşı hareket olarak, zorunlu olarak, bütün karşılar gibi özünde, karşı çıktığı yere bağlıdır."
(M. Heidegger, Nietzsche'nin Sözü Öldü ve Dünya Resimleri Çağı, Çev. Levent Özşar, Asa Kitabevi, 2001, Bursa, s. 18.)
2) PARMENİDES VE HERKLİTUS ARASINDA HAKİKİ OLMAYAN ZITLAŞMA: Grekler Üzerine Nietzsche'ye Karşı Martin Heidegger /Daniel FIDEL FERER:
Heidegger, Nietzsche'nin Grekler hakkındaki gerçek anlayışının ne olduğu üzerine olağanüstü açık, keskin ve muhkem bir eleştirel yorum yazmış bulunmaktadır, Heidegger'in beyanı yayınlamış olduğu bir kitaptır. Heidegger şunu der: "Tabii, şu kesindir ki, Nietzsche, Parmenides ve Heraklit arasında bir manada avami olarak genel geçer bir anlayış haline gelmiş olan ve tamamen gerçekdışı olan bir zıtlığın varlığını kabul etme yanlışına düşmüştür. Bu durum, onun metafiziğinin niçin hiçbir zaman en temel soruya yönelme yolunda gidememiş olduğunun en temel sebeplerinden biridir; fakat buna rağmen, Nietzsche, gerçekten Grek Dasein'inin bütünlüğü içindeki başlangıç çağını hakikaten öylesine bir derinlikle kavramıştır ki, bu anlayış bir anlamda sadece Hölderlin tarafından aşılabilmiştir. (yeni İngilizce tercüme, sayfa 133) . Metafiziğe Giriş. (GA 49).
Biraz sıradan bir anlayışla genel geçer kabul edilen zıtlığa göre, Parmenides için Varlık tektir ve hiçbir zaman değişmezdir ve Heraklit içinse, Varlık oluştur ve daima bir akış içindedir. Tarihçilere göre Heraklit ve Parmenides taban tabana zıt kabul ediliyorlardı. Heidegger, bu anlayışın doğru olmadığını dile getirmiş ve bunun genel geçer-sıradan veya gerçekle ilgisi olmayan bir zıtlık olarak nitelemiştir.
Nitezsche, kendi hayatının otobiyografisi olan İşte İnsan'da, olağanüstü açıklayıcı bir pasajda kendi felsefesinin Heraklit'le olan ilişkisini ana hatlarıyla ortaya koymaktadır. Nietzsche şöyle der,
"Bir tek Herakleitos üzerinde kuşkum var; zaten onun yakınında kendimi her yerden daha sıcak, daha rahat duymuşumdur hep. Yokuluşun, yokedişin olumlanması –ki Dionysosca bir felsefenin can alıcı noktasıdır–, karşıtlıklara, savaşa ve "varlık" kavramını kökünden yadsıyarak oluşa evet deyiş: Şimdiye dek düşünülenler içinde ban en yakın olarak bunları buluyorum şüphesiz. "Bengi dönüş" öğretisi, yani sınır tanımadan, sonsuza dek herşeyin durmadan yokolup yeniden doğması, Zerdüşt'ün bu öğretisi daha o zamandan Herakleitosca da öğretilmiş olabilirdi." ("Trajedinin Doğuşu, 3. Bölüm) (Çeviren: Can Alkor)
Bu paragrafta, Nietzsche bize, Heraklit ve Dionysius'a olan yakınlığını, Zarahustra ile olan bağlarını ve aynı olanın ebedi dönüşü doktrinini ortaya koymuş olmaktadır; ancak Heidegger'e göre, Nietzsche için en önemli olan düşünce şudur ki, Heraklit, bizzat Varlık (Sein) kavramının "radikal inkârla reddedilmesine" ( radikaler Ablehnung, reddetme) dahil edilmektedir. İşte bu nokta, açıkça Heidegger ile Nietzsche arasında varlığın reddedilmesi veya nefyedilmesi konusunda bir ihtilaf veya ayrılmanın ortaya çıktığı noktayı ele vermektedir; Heidegger'e göre Varlık, muhittir veya vacibtir ve boş veya bir fiksiyon değildir.
Fakat Nietzsche, Heraklit'in düşüncesini gerçekten ne kadar biliyordu ve onu ne kadar derin araştırarak tetkik etmişti? Bir anlamda Nietzsche, Grek filozoflarının deyilerini bir kolleksiyonda bir araya getirecek kadar hiç bir zaman disiplinize olmamıştı. Bu boşluk, Herman Diels tarafından gerçekleştirilen bir çalışmayla doldurulmuş ve eser "Die Fragmente der Vorsokratiker, griechisch und deutsch" ismiyle 1903 'te yayınlanmıştır. Heidegger'in de işaret ettiği gibi, bu çalışma, her ne kadar büyük bir Grek akademisyeni olmasa da Wilhelm Dilthey'e ithaf edilmiştir. Aslında Nietzsche de, prestijli filoloji dergisi Rheinisches Museum fgür Philologie için bir Index üzerinde çalışmıştır. Bu indeksleme çalışması ve çağdaş filolojinin genel olarak gözden geçirilmesi girişimi, Nietzsche'ye kendi zamanındaki filoloji araştırmalarının daha iyi anlayabilmesi yolunda bir bakış kazandırmıştır. Bu anlamda aslında Nietzsche, Grek felsefesine dalmadan önce, daha çok bilhassa Grek filolojisi üzerine çalışmıştır. Ancak, Nietzsche'nin felsefi tutumunu belirleyen onun Platonizm üzerine geliştirdiği derin bakışı olmuştur. Tabii bu bakış, kısmen Nietzsche'nin Sokrates'i ancak arapsaçı gibi karmaşık bir şekilde anlayabilmiş olmasının da bir parçasıdır. Her ne kadar Nietzsche, metafizik problemlere ve ilgilere sahip olmuş bulunsa bile; öyle görünmektedir ki, onun düşüncesindeki temel yönlendirici kuvvet, metafizik veya ontolojiden daha çok moralite konularında tezahür etmiştir. Tekrar edersek, Heidegger, Nietzsche'nin İşte İnsan'da kendi hayat felsefesi üzerine dile getirdiği cümlelerindeki okkalılığı okuyan bir yoruma yeni bir ayar verme ile ilgilenmemektedir. Fakat bunun ötesinde, Nietzsche'de Heidegger'in düşüncesi için provakatif olan nedir.
Nietzsche'nin hiçbir zaman sormayı başaramadığı soru veya aslına ulaşamadığı hayati mesele neydi? Tabii eski bir metafizikçi olarak Nietzsche, "Mevcudiyetin (Seiendheit) doğası nedir?" sorusunu sormaya yönelebilirdi. Veya, "Bir şey neden vardır da, hiçbirşey neden yoktur?" sorusunu sorabilirdi. Nietzsche'nin kendi metafizik eleştirisi bir anlamada kendi kendini bizatihi sınırladığından; maalesef Nietzche bu yolda sonuna kadar ilerleyememiştir. Aslında işte tam da bu menzilde, Nietzsche'nin Heidegger ile aynı ligde bulunmakta ve onların her ikisinin de konumu kendi tarzlarında "anti-metafizikçi" olarak tezahür etmektedir. Ancak Heidegger, bir adım daha öteye gitmek suretiyle basit bir "anti-" metafizikçi olarak kalmanın aldatıcı ağına takılıp kalmak istememektedir. Bizim buradaki sorunumuz, Heidegger'in hakikaten yeni bir yolun başında durup durmadığının anlaşılmasıyla ilgilidir. Biz, ebatılı ref ve iptal ile metafiziği özgürleştirdikten ve saflaştırdıktan sonra, yine metafizikle nasıl bir irtibat kurabiliriz? Heidegger'in tarihsel dersleri, kendisinin geçmişteki filozofları yeniden ele alma girişimiyle bir yol açmakta; yani, onları günümüz adına bir anlam
ifade edecek tarzda yeniden gündeme getirmektedir. Hatta, bu filozoflar Hegel'in dediği gibi şöyle kabul edilmektedir: "… felsefenin en derin özü nazarı dikkate alınırsa, ne halefler, ne de selefler vardır." ( Fichte ve Hegel'in Felsefi Sistemleri Arasındaki Fark, e.t., p. 87) Filozoflar bütün düşünmeyle tek bir düşünce içinde yan yana dururlar ama her biri kendine özgü bir yol izler.
Heidegger'in Parmenides ve Heraklit arasındaki ilişkiyi anlaması, Nietzsche'nin bu ilişkiyi basit bir zıtlık olarak algılamasının tam karşısındadır (contra). Yine de şunu önemle not etmek gerekir ki, Heidegger, son tahlilde Grek felsefesinin doğuşu hususunda Nietzsche'ye son derece yüksek bir konum vermektedir, ve bu öylesine yüksek bir konumdur ki, yalnızca büyük şair Friedrich Hölderlin (1770-1843) tarafından aşılarak geride bırakılabilmiştir." (Çev. S.Ç.)
(Kaynak: Daniel Fidel Ferrer, "Martin Heidegger contra Nietzsche on the Greeks"
http://www.edu.vantaa.fi/filosofia/Heidegger_contra_Nietzsche.htm)
3)HERACLITUS ÜZERİNE DERSLER (HERACLITUS SEMINAR) / M. Heidegger & E. Fink:
“HEIDEGGER: Sizi Heidegger’in düşünceleriyle bağlamak istemiyorum, ama dünya-ilişkisi olarak tek/bir (hen)- her şey (panta), gerçekten de tek/bir (hen)i dünya olarak ifade ettiği gibi dünyalar olarak da belirtmektedir.” [Heraclitus Seminar, s. 173]
“HEIDEGGER: … Bizim için problem olan tek/bir (hen) ve her şey (panta)dir. Bu bağlantıyı nereden hareketle kuruyoruz, her şey (panta)den mi, tek/bir (hen)den mi, yoksa Hegelci yaklaşımla hedef ve kaynaktan mı? Heraclitus’la bağlantılı olarak bu soruna nasıl cevap verirsiniz?” [Heraclitus Seminar, s. 143]
“HEIDEGGER: İlk olarak, bir önceki oturumla ilgili bir düzeltmeyi yapmak zorundayız. Heraclitus’un, …. (kendisine karşı kurulmuş kişi) ifadesine atfen, özetle ifadede bulunarak Hölderlin’in gerçeği güzellik olarak yorumladığını söylediğimde hata eseri olarak aynı düşüncenin Hegel’in Lectures on the History of Philosophy [Felsefe Tarihi Üzerine Dersler] adlı eserinde de bulunduğunu söylemiştim. Halbuki bu düşünce Lectures on the Philosophy of World History, [Dünya Tarihi Felsefesi Üzerine Dersler] C:III, “Yunan ve Roma Dünyası” (Lason baskısı, s. 570 vd.)’ında geçmektedir. “Böylece hissiyat, ancak ruhun görüntüsüdür. O sonluluğu saçar ve güzellik bu duygusallık birliğinde ruhla beraber kendisi için ve kendi adına bulunur.” (s. 575) “Yunan dininin Hristiyanlığa karşı gerçek eksikliği, onda, görüntünün en üstün şekle, genel anlamda tüm ilahiyata şamil oluşu iken Hristiyanlıkta görünümün, ilahi olanın ancak bir anını yakalamasından ibaret oluşudur.” (s. 580) … Hegel burada, Hölderlin’in ilk eserlerinde de belirgin ve temel olan görünüm ve güzellik kimliği üzerinde durmaktadır. Hegel’in verdiği ayrıntılara burada girmeyiz ama Lectures on the Philosophy of World History [Dünya Tarihi Felsefesi Üzerine Dersler] adlı eseri zaman zaman yeniden okumanızı öneririm. O zaman Hegel’e dair farklı bir fikre de ulaşabilirsiniz. …” (s. 191-192)
“HEIDEGGER: … Hegel, Heraclitus’u kendi mantığıyla bir bağlantıya sokunca, Heraclitus’un zıtlıklar hakkında ne söylediğini nasıl anlayabilir? Heraclitus’un faaliyetleriyle o –Kant’tan hareketle- Heraclitus’un zıt gelen atıflarını ivedilik seviyesindeki kategoriler olarak ve böylece de ivedi mantık anlamında almaktadır. Hegel, sizin anladığınız manada Heraclitus’ta kozmolojik referans görmemektedir.
FINK: Hegel zıtlıklar ilişkisini ortamdan hareketle yorumlamaktadır.
HEIDEGGER: O, tüm Yunan felsefesini ivedilik seviyesi olarak görmekte ve her şeyi de mantıksal bakış açısından anlamaktadır.
FINK: Hegel’deki oluşma düşüncesinin Heraclitus’ta da önemli olduğu söylenebilir. Yine Heraclitus, değişme filozofu olarak isimlendirilebilir. Hegel’e göre değişme unsuru, bozucu zıtlıklar için bir model özelliğini kazanmaktadır.
HEIDEGGER: Oluş, bir harekettir ve ona üç an, -yani soyut, diyalektik ve spekülatif anlar- hız vermektedir [das Auschlaggebende]. Bu hareke, bu metot, Logic’i [Mantık’ı] tamamladıktan sonra Hegel için bir konu olmaktadır. Hölderlin ve Hegel’den başka üçüncü bir Heraclitus’cu kişi Nietzsche’dir. Fakat bu meseleye dalarsak yolumuzdan dışarı çıkmış oluruz. Söylediklerime temas etmemin sebebi, şimdi hangi noktada olduğumuzu size göstermek içindi. Bizim Heraclitus yorumumuzun geniş bir perspektifi var; aynı zamanda gelenek dili de konu bünyesinde ifade edilmektedir. Biz düşünme için temel olan ve her şeyden önemlisi de şu andaki istikametimiz için aslî olan konuşmalar hakkında söz söyleyebiliriz.
…” (s. 181-182)
“HEIDEGGER: Bizi Heraclitus’tan ayıran 2500 yıl, riskli bir iş sunmaktadır. Heraclitus’un fragmanlarını açıklamamız esnasında bu iş, başka bir şeyi burada görebilmek için yoğun bir öz tenkidi gerektirmektedir. …”(s. 69)
“HEIDEGGER: Heraclitus’ta kuşatan öz gibi bir ifade bulunuyor mu? Görüldüğü kadarıyla hayır. Öz, kuşatma, yakalama ve kavrama ifadeleri bizatihi Yunanca değildir. Heraclitus’ta böyle bir kavram mevcut değildir. Aristoteles’da bile beklenen anlamıyla böyle kavramlar yoktur.
KATILIMCI: Logos ve özellikle de stoacı doğrudan kavrayış (κατάληψις, katalepsis [direct apprehension]) kavramları, kavram (conceptus [concept:ing]) olarak çevrilip anlaşılmaya başlayınca ortaya çıkmıştır.
“HEIDEGGER: Kavram hakkında konuşmak Yunan’a ait bir şey değildir. …” (s. 56)
“HEIDEGGER: Tanrılarla insanların ilişkisinde o, tek/bir (hen) ve her şey (panta) açısından şu ana kadar ele alınmamış olan bir olaya, tanrıların ve insanların açık durmasına bağlıdır. Siz tanrılarla insanlar arasındaki açık-durma ilişkisine, tek/bir (hen) ve her şey (panta)in ilişkisinin bir temsilcisi diyorsunuz.” (s. 176)
“HEIDEGGER: … Sizin Heraclitus’u yorum şekliniz ateşten başlayıp logosa doğru gelişmektedir; Heraclitus’u benim yorumlama şeklim ise logostan başlayıp ateşe doğru ilerlemektedir. Henüz tarafımızdan çözülemeyen ama farklı şekillerde kendisine temas ettiğimiz konular ardında bir zorluk gizlidir. Tanrılarla insanlar arasındaki karşılıklı ilişkileri sizin yorumunuzla ilgili olarak mukayese etmek için Hölderlin’i getirdiniz, yani öncelikle “Hyperion’un Kader Şarkısı”nda tanrılar insanlardan ayrılmakta ve birbirine referansta bulunmamaktadır.
FINK: Kadersiz, uyuyan çocuklar gibi, göksel olanlar nefes alır. Bu şiir tanrıların insanlara göre farklılığından bahsetmektedir.
HEIDEGGER: O zaman siz Hölderlin’i ikinci bir kez yorumladınız ve “Mnemosyne”den bir mısraya üstü kapalı işaret ettiğiniz, o da zıt düşünceyi, ölümsüzlerin ölümlülere ihtiyaç duyduğunu anlatmaktadır. Yine de Hölderlin’in her iki şiiri de birbirine yakın durmaktadır. “Mnemosyne”in düşüncesi “Rhine Hymn” (8. kıta)da da bulunmaktadır. Orada: Tanrıların “kahramanlara ve insanlara / ve diğere ölümlülere” ihtiyaç duyduğu ifade edilmektedir. Bu önemli ihtiyaç içinde durma düşüncesi, Hölderlin’de sadece tanrıların insanlara yönelik bağlantısını ilgilendirmektedir. “İhtiyaç” şeklindeki bir başlık, felsefede nerde bir terim olarak geçmektedir?
FINK: Hegel, “The Difference of Fichte’s and Schelling’s System of Philosophy” (1801) (Fichte ve Schelling’in Felsefe Sistemi Arasındaki Fark -1801)) adlı yazısında “felsefeye ihtiyaç”tan bahsetmektedir.
HEIDEGGER: O halde bu, Hölderlin’in Frankfurt’ta yaşadığı aynı döneme denk gelmektedir. Hegel ve Hölderlin’in “ihtiyaç” olarak ifade ettiği problem çerçevesinde bu konuya dair konuşmaların geçtiği temel bir dökümana sahibiz –zira aksi durumda bu konuşma saçma bir problemle ilgili olacaktır.
Onların konuşmalarında tarihsel bir problemle karşılaşıyoruz ve sadece bir tarih çalışmasını ilgilendiren problem değildir. İkisinin de hangi anlamda Heraclituscu olduğu da başka bir sorundur. Tübingen’de onlar, tek bir ve bütün (έν καί πάν, hen kai pan [the one and whole]) sloganı çerçevesinde Schelling’e katılmışlardır. Aralarında ortak bu slogana dayanan ilişki sonradan çözülmüştür. Ama Hölderlin, ilk olarak nerede Heraclitus’u zikretmektedir?
KATILIMCI: “Hyperion”da. Orada, kendisine karşı kurulmuş kişi (έν διαφέρον νέαντώ, hen diaperos eautô [one set against itself]) ifadesini kullanmaktadır.
HEIDEGGER: Kendisini kendisine ayıran kişi. Hölderlin bunu güzelliğin temeli olarak ele almaktadır. Mamafih, o zaman güzellik, ona göre varlık için kullanılan bir kelime olmaktadır. Hegel’in Lectures on the History of Philosophy’de [Felsefe Tarihi Üzerine Dersler] Yunanlıları yorumu da aynı tarafa yönelmektedir: Güzellik olarak varlık. Heraclitus’un ifadesine başvururken Hölderlin formalist-diyalektik bir yapı zikretmemekte, aksine kökten bir karar bildiriminde bulunmaktadır. …” (s. 177-178)
"HEIDEGGER: ... Birinci fragmanın, Heraclitus'un yazısının başlangıcı olduğu kabul edilir. Orada köklü bir şey söylenmektedir. Fakat şimdi, yaratılış (genesis) içerisinde geniş anlamdaki bir düşünce olan Oluş (gnomenon) kavramına, açığa çıkma (to coming-forth) [Hervorkommen] anlamında atıfta bulunamaz mıyız? Bir giriş mahiyetinde, Yunanlıların varlık diye isimlendirdikleri şeyin aslî özelliğini göz önünde tutmamız gerektiğini söyleyebiliriz. Bu kelimeyi artık kullanmak istemememe rağmen, yine de şimdi onunla başlamak zorundayız. Heraclitus, yaratılış (genesis) kavramını Oluş (gnemenon) içerisinde düşünürken modern anlamıyla "oluş"u, yani bir süreci kastetmemektedir. Ancak, Yunanca düşünmek gerekirse yaratılış (genesis), "oluşa gelme", mevcutta kendisini açığa çıkarma anlamındadır. ..." (s. 26)
"HEIDEGGER: Heraclitus'un Heidegger tarafından yorumlanması beni ilgilendirmiyor; aksine, sizin yorumunuzdaki gerekçelerin detaylandırılması benim konumdur. Bir düşünürün ifadelerinde söylenenlerde saklı olan söylenmeyen şeylere dikkat etmemizin gerektiğini ikimiz de kabul etmekteyiz. Buradaki problem, bizi buna hangi yolun götüreceği ve ne türden bir temelin yorumlama aşamasında tercih edilmesi gerektiğidir. Bu soruyu cevaplamak özellikle 30. fragmandaki zamana atfen bana zor görünüyor. ..." (s. 114)
"HEIDEGGER: Varoluşu ve her şey (ta panta)i bir birey olarak bağlılığı itibariyle 64. fragmanda da bir insanın adı geçmektedir. Fakat sorun, tüm diğer bireyler gibi insanı da her şey (ta panta)e ait bir birey olarak ele aldığımızda bir insandan bahsedip bahsetmediğimiz, öte yandan onu her şey (panta)in ortasında bir birey olarak düşünmemizin zorunlu olup olmadığıdır. ..." (s. 121)
"HEIDEGGER: Düşünülmeyen şey belki de sadece bizim vizyonumuzda kendisini göstermektedir. Ama sorun bizim kendimizi hangi noktaya kadar anlayacağımızdır. Bir önerim var: Düşünülmeyen şey, gizli olmamak olsun. Tüm Yunan felsefesinde aletheianın gizli olmamak ["aletheia": bildirilen kelam, vahyedilen Vahiy, açıklanan beyan] olarak alındığına dair hiçbir bilgi yoktur. Being and Time (Varlık ve Zaman)'ın 44 b paragrafında aletheia ile ilgili olarak şu söylenmektedir: "'Hakikat' kelimesiyle çevrili, hepsinden de önce bu ifadenin teorik kavramsallaştırması, Yunanlıların bir felsefi anlayışı olarak gizli olmamak kelimesinin terimsel kullanışına 'aşikar' bir temel yaptıkları anlamla örtüşmektedir." (Being and Time (Varlık ve Zaman), 7. tıpkı basım, 1953, s. 262=H 219)
... Gizlenmemek olarak aletheia, açıklık denilen şeye doğru yön tutmaktadır. ... Açık hale getirilmiş olan serbest ve açıktır. Aynı zamanda açık olan şey kendisini gizleyen şeydir. Biz açıklığı ışıktan hareket ederek anlayamayabiliriz; o halde biz onu Yunalılardan öğrenmeliyiz. Işık ve ateş ilk olarak kendilerine açıklıkta bir yer bulabilirler. "Hürriyet" kavramını ele aldığım "On the Essence of Truth (Hakikatin Özü Üzerine)" isimli yazıda zihnimde açıklık kavramı vardı., sadece burada hakikat hep arkadan takip etmişti. Karanlık elbette ışıksızlıktır ama açıkta olandır. Bizim amacımız gizlenmemeyi [Beyan-Vahiy] açıklık şekliyle deneyimlemektir. Tüm düşünce tarihindeki düşünülenler içinde düşünülmeyen de budur. Hegel'de ihtiyaç, düşüncenin tatmin edilmesine bağlıdır. Aksine bizim için düşünülen içinde düşünülmeyenin durumu egemendir." (s. 246-247)
(M. Heidegger & E. Fink, Heraclitus Üzerine Dersler, (Heraclitus Seminar, Northwestern University Press, 1997), Çeviren: İbrahim Görener, Kesit Yayınları, İstanbul, 2006)
Yanıtla
Bu yorumu doğru buluyor musunuz?
Yanıt:
Bilgisiniz
Adınız:
E-posta:
Bulunduğum Yer:
Eugen Fink
Martin Heidegger
Yazarın diğer kitapları
Metafizik ve Politika
Heidegger ve Nazizm
İnsan Bilimlerine Prolegomena Dil, Gelenek ve Yorum
Heidegger
Sanat Eserinin Kökeni
Aristoteles Metafizik 1-3 Gücün Neliği ve Gerçekliği
Metafizik Nedir?
Varlık Ve Zaman
Düşüncenin Çağrısı
Metafiziğe Giriş
Metafizik Nedir?
Hümanizmin Özü
Nietzsche'nin Tanrı Öldü Sözü
Sanat Eserinin Kökeni
Nedir Bu Felsefe?
Yazarın bütün(28) kitaplarını göster
Yaşam Öyküsü
Martin Heidegger, 26 Eylül 1889 tarihinde Almanya'nın Baden eyaletinin Messkirch kasabasında bir Katolik zangoçun (Kilisede çan çalan görevli) oğlu olarak dünyaya geldi. Küçüklüğünde dine ve felsefeye olan ilgisi dolayısıyla liseden sonra rahip adayı olarak Cizvitlere katıldı ve teoloji eğitimi aldı. Freiburg Üniversitesi'nde Katolik İlahiyatı ve Hristiyan felsefesi okudu.
1914 yılında "Psikolojizmde Yargı Kuramı" adlı doktora tezini yayımlayarak insana ilişkin temel araştırma alanlarında felsefeye karşı psikolojinin etkili olmasını savundu. Bu konuda hocası ve Fenomenolojinin kurucusu olan Edmund Husserl'den etkilenerek kaygı, düşünme, merak, sıkıntı, saygı gibi durumlar üzerine yazdıklarını psikolojik değil felsefi düzeyde ele aldı. 1923 yılında Marburg'da profesör oldu. 1927 yılında da en ünlü yapıtı ve tek derli toplu kitabı olan Sein und Zeit (Varlık ve Zaman)ı yayımladı. Bu kitapta temel amacı Varlık (Sein, Being) sorunu üzerine düşünerek varlığın anlamı, varlığın nasıl olup da var olabildiği, varlığın varoluşunu nasıl ortaya çıkardığı, insanın diğer varolanlar arasında nasıl olup da kendi varlığını anlayabildiği gibi soruları ortaya atarak felsefenin tekrar varlığa yönelmesine katkıda bulunmaktı. O, bu konuları zaman, ölüm, korku, hiçlik, kaygı gibi kavramlar çerçevesinde ele alıyor. En temel kavramı Dasein olup buna, "kendini anlayabildiği kadarıyla insan, burada bulunan insan" anlamı veriyor. Bu kitapta Heidegger, 2000 yıllık kökeni olan Batı Felsefesini temelinden eleştiriyor ve onu metafizik olmakla, 2000 yıldır metafizik bir yöntemi kullanmakla suçluyordu. Beklendiği gibi oldu ve kitap büyük yankı yaptı. Heidegger ayrıca, teknik, sanat, şiir, tarih ve tarihsellik konuları üzerine de kafa yoruyor.
1927 yılında Varlık ve Zaman yayımlandıktan birkaç yıl sonra Heidegger'in düşüncelerinde dönüş (kehre) adı verilen bir değişme görüldü. Heidegger, 1933 yılında siyasal olayların rüzgarına kapılarak Nazi Partisi'ne girdi ve aynı yılın Nisan ayında Freiburg Üniversitesi'ne rektör oldu.*
Heidegger'in bu düşünsel dönüşümü ışığında Nazi Partisi'ne girişi daha sonra büyük tartışmalara yol açacak, yanlış yaptığını itiraf etmesine ve benimsemiş olduğu faşist eğilimi terkettiğini açıklamasına rağmen ölene kadar bunun etkisini hissedecektir.
Heidegger, 10 ay süren rektörlük görevinden Nazi aleyhtarı iki dekanın görevden alınmasını ve üniversitedeki Yahudi aleyhtarı kampanyayı protesto ederek istifa etti. Bunun ardından ders vermesi ve kitaplarının okunması bir süre yasaklandı. 1936 yılından itibaren Nietzsche üzerine dersler vermeye başladı. 1945'te de bu sefer, daha önce Nazilere yakınlık gösterdiği için Fransız işgal kuvvetlerince üniversiteden uzaklaştırıldı. 1950 yılında görevine geri dönebildi.
Heidegger, betimleyici psikoloji görüşleriyle tanınan Franz Brentano'nun etkisiyle tüm yaşamı boyunca "olmak" (to be, sein, etre) fiilinin çeşitli kullanım biçimlerinin ardında temel bir anlamın yatma olasılığı üzerinde durdu. Düşünce ve ilgilerinin oluşumunda Eski Yunan düşünürlerinden Parmenides ve Aristoteles'in; Gnostiklerin; modern varoluşçuluğun kurucularından Danimarkalı filozof Kierkegaard'ın; insan ve tarih bilimleri üzerinde yeni bir çığır açan ve açıklamaya değil "anlama"ya dayalı antropoloji yöntemini öneren Wilhelm Dilthey'in ve tabii Edmund Husserl'in olumlu ya da olumsuz etkileri görülmüştür. Ancak O, bunların hepsinden farklılaşan bir düşünce geliştirmiştir. Varlık ve Zaman yayımlanınca varoluşçuluk (existentialism) akım içinde değerlendirildi ise de tam anlamıyla bir varoluşçu düşünür değildir. Kendisi "varlık felsefesi" içerisinde ele alınmalıdır. Heidegger, 26 Mayıs 1976 tarihinde yine Messkirch kasabasında öldü.
İlgili Konular
Bilim - Felsefe
Felsefe ve Düşünce - Yunan ve Roma Felsefesi
Felsefe ve Düşünce - Filozoflar
İlgili Konulardan Kitaplar
Platon ve Kadın
Aristoteles
Cemil Meriç'in Psikolojisi
Kitapla İlgili kişiler
İbrahim Görener (Çeviren)
Geçtiği diğer
5
yapıtı görmek için Tıklayın.
Yayınevinin Diğer Kitapları
Kesit Yayınları
için
85
yapıt bulunmaktadır.
Aynı Diziden:
Darwin'in Kara Kutusu
Pratikte Felsefe
Edebiyat
Roman
Roman ve Öykü
Türk Edebiyatı
Tarihi Roman
Çocuk Kitapları
Hikaye ve Öykü
Eğlenceli Eğitim Kitapları
7 ile 11 yaş arası
Masallar
Tarih
Araştırma ve İnceleme
Uygarlık Tarihi
Anı ve Seyahatname
Politika
Siyasi İdeolojiler
Siyasi Tarih
Devlet Yönetimi
Devlet Güçleri ve İstihbarat Örgütleri
İnsan ve Toplum
Kişisel Gelişim
Kişilik ve Zeka
Psikiyatri ve Psikanaliz
Psikoloji
Felsefe ve Düşünce
İslam Felsefesi
Deneme
Antik Felsefe
Akademik
Yabancı Dil Eğitimi
Diğer
Gramer ve Dilbilgisi
Çocuk Eğitimi
Ekonomi ve İş Dünyası
Kariyer
Pazarlama ve Satış
İşletme/ Muhasebe/ Pazarlama
Reklamcılık
Genel Konular
Büyü, Gizem. Parapsikoloji ve Kehanet
Doğu Dinleri ve Düşünceleri
Biyografi ve Otobiyografi
Aile ve İnsan
Aşk ve Yaşam
Çocuk
Ebeveyn
Anne Baba Kitapları
İslam
Kuran ve Kuran Üzerine
Tasavvuf/ Mezhepler/ Tarikatlar
Alevilik
İslam Tarihi
Kültür Sanat
Tiyatro
Sinema
Müzik Eğitimi ve Öğretimi
Din
Dinler Tarihi
Din Felsefesi
Mitolojiler
Tasavvuf
Sağlık ve Tıp
Beslenme ve Diyet
Sağlıklı Yaşam
Yoga ve Meditasyon
Meditasyon ve Yoga
Bilim
Popüler bilim
Matematik ve Geometri
Teknoloji ve Mühendislik
Referans
Kişisel Gelişim
Kaynak Kitap
Yöneticilik
Yaşamöykü/ Anı/ Mektup
Sosyal Bilimler
Toplumsal İncelemeler
İnsan ve Toplum
Siyasal Düşünceler
İnceleme ve Araştırma
Kampanyalar
Sağlıklı Yaşam
Türk Düşünürleri
Tatil Kitapları
Anasafya
Yeni Çıkanlar
Çok Satanlar
Konu Başlıkları
Yayınevleri
Topluluk
Üyelik
Favori Listem
Alışveriş Sepetim
Sipariş İzleme
Sıkça Sorulan Sorular
Çok Satanlar RSS
Yeni Çıkanlar RSS
NetKitap'ta belli başlı tüm kredi kartlarıyla peşin ve taksitli, kapıda ödeme veya banka havalesi/eft ile alışveriş yapabilirsiniz.
Destek için lütfen üyelik bölümündeki formu kullanın.
Sıkça sorulan sorulara
ulaşmak için tıklayınız.
Netkitap
Babıali Caddesi No:14 Cağaloğlu/İstanbul - Türkiye
Tel : (0212) 527 79 36 - (0212) 527 79 82
Fax : (0212) 513 29 71
© Netkitap 1998-
2012