|
|
|
Sinsi ya da açık politikaların, aile, okul gibi kurumların, kısacası hayatın yalanlarına isyan eden iki gencin öyküsü... Tanrının verdiği harfleri dilediklerince kullanmaya karar verince başlarına gelenler... "Tanrı bize A vermiş... Bak, Tanrı bize B vermiş. Sonra C, D, sonra bize E vermiş. F vermiş, G, H, I, İ, J, K. Tanrı bize taaaaaaaaaA Z'ye kadar, sonuna kadar söz vermiş. "Biz tA en başlangıçta n'apmışıZ? Biz: Cemicümle, bu söze güvenmişiz. Almışız harfleri, özlemden kavrulmuş kahve çekirdekleri gibi ince ince dürülüp ağırlık ve kıymetlerine göre yerleştirilmiş el işi umutlarmış gibi çeyiz sandıklarındaki çıkarıp yerlerinden her birini koklayıp göğsümüze bastırmış ve dizmişiz karşımıza. Bir güzel seyretmişiz ki Aa, sanki yeni bir cümle basamağı Hemen oracığa, merdivenlere çöküp oynamaya başlamışız. Onları yan yana getirmişiz, harfleri yan yana. Sıcak bir ekmek gibi bölünebildiğini görünce artmış hayranlığımız. Mutlu bir son dilemişiz kendimize, mutlu bir Z." |
|
|
Biz her şeyi bacalardan duyduk. Kuş olup uçmak mı, bir çatının damında böyle tüneyip kalmak mı, dedik, allah kimseye vermesin, tövbeler olsun. Gittik, olup bitenleri annemize yemin ede ede anlattık. Annemiz, "Gel," dedi bize, kollarını açıp gülerek. "Gel bakayım benim hergele oğlum" Bizi sarıp sarmaladı, "Ben seni hiç öcülere, cadılara bırakır da, çarşıya gider miyim hiç Ben senin kılına dokunur ve dokundurur muyum hiç?" Annemize inandık. El ele verip çarşıya dondurma yemeye gittik. Agatha'nın romanlarından aldık. Kasa çakıyorduk. Ağır öğrenciydik. Çalışıyorduk. Terimizi silmeye vaktimiz yoktu, ama bir yanda tahtaları çivilerle örüyor, öte yandan merakla soruyorduk: "Eee," diyorduk, "sonra?"... s. 54-57 Ben Optalidon Ben kararımı bu mahzenden çooook önce verdim Mediha Hanım Ben büyüyünce korkutucu olacağım, dedim. Herkesin ödünü patlatıcam. Adımı Optalidon'a çıkarmak için az çabalamadım. Korkunç bir ağrı gibi başlara saplandım. O başlara ispirtolu çatkılar bağlattım, ispirtosuz olanları ise çenelere dolattım. Ben bebekken hiç öyle emekleyip sürünmeden birdenbire ayağa dikilivermişim, bir gün avludaki tulumbadan su çeken annemin arkasına sessizce yanaşmışım, annem birdenbire dönüp de beni karşısında ayakta görüverince küçük dilini yutayazmadan koca bir çığlık atmış ve korkusu sevincinin önüne geçmiş ve beni bir tokatla yere savuruvermiş, sonra sevinci skoru eşitlemiş "maşallah çocuğuma" diye beni iftiharla kucağına almış. Bakın şu saf gülümsemeye, melek gibiyim, kim kuşkulanır benden. Basın açıklamalarını, siz de takdir edersiniz ki hakkını vererek yaparım. E, biz, mikrofonların iltifatına varana epey yollar katettik... Devamını okumak için bkz. s. 65-66 Sonra Düş ya Çukursinemasıkalabalığından bir kadın öne doğru çıkıyor, yumruk yaptığı elin iç kenarına sol elinin avucuyla altı patlatarak fedailerden birine bağırıyor. "Sakın bu akşam eve geleyim deme... Sana mmmammam yok bu gece... Çok istiyorsan, doooğrukerhaneye" Düş ya Bir ağızdan dolu dolu gülüyorlar Başka bir kadın, 1 VALİDE yere saçılmış güllerden birini alıp havaya kaldırıyor ve bas bas VALİye bağırıyor. "Size evlat mevlat da yok bundan böyle Bakın komşular benim kızım kırmızı bir güldü. Yavrum bütün gün kitaplara gömülürdü. Çok ama çok düşünceliydi. Bizi, sizi düşünürdü. Başın belaya girecek kızım, kapa bu meseleleri derdim ama... Unutmazdı, dedim ya, ayraç olarak sizi kitaplarının aralarına koyardı... Kaldığı yeri sizinle bulurdu, sizin sayenizde durduğu yerden devam ederdi. Sizinle romanlar arasında benzerlikler kurardı. Ona kalsa sizin hayatınız ne kadar romansa, romanların hayatı da o kadar sizdi...
|