|
|
|
Sabır-sızlan-mamız ya da sabrımızın sızlaması, başa, en başa geç-kalmışlığımızdan, ama aynı zamanda da ora'ya -ne-den sonra- rücû telaşımızdan oluyor sanı-yorum
Olan aslında çoktan olmuş olsa da bizim onun tekrarına tanıklığımız, tekrar edeni ikrarımız hep sonradan. Ama neden sonra olsa da, bu tanıklık hep taze, hep ilk defa. Çoktan olmuş olan yeniden oluyor, ol emri her ân yineleniyor; varlık sürekli yenileniyor çünkü. Varlık onu çepeçevre saran karında her dem, dem-be-dem devine-dura ol'a geliyor. Varlıkta her şey dâimi bir oluş halinde. İnsan da. O da, başta, en başta, ol dendikten sonra, ol-karın'da, "ol"a geliyor her dâim. Varlığı ana karnındaki bebeği saran meşime gibi çevreleyen, saran, sarmalayan zaman; varlığı, karnında bulunduran, onu olduran zaman, döşünde devine duran varlığı havasızlıktan boğulmaktan ya da bayatlayıp kokuşmaktan koruyor, onu taze, diri-taze, terütâze tutuyor daima; ama aynı zamanda varlığı değiştirip, "bozuş"a ve oradan yeni bir "oluş"a sokuyor. Varlık, zamanla soluk alıp veriyor, keza soluyor zamanla. Varlığın çevreni (Horizont) denen, varlığın karnı hakeza. İnsan, (var) oldukça karnın çocuğu... İnsan, ibnu'l-vakt. |
|