Hz. Muhammed'in 632 yılında ölümünün ardından, yerine kimin geçeceği tartışmaları başladı. Ortada yazıya dökülmüş bir belgenin olmaması doğal olarak iktidar savaşlarını başlattı. Kimilerine göre gelenekler, kimilerine göre soy olarak Hz. Muhammed'e yakınlık, kimilerine göre ise bilgi önemliydi. Gelenekçilere göre Hz. Ebu Bekir, yakınlık ve bilgi düzeyini savunanlara göre Peygamber'in amcasının oğlu ve damadı olan Hz. Ali halife olmalıydı. Hatta kimi hadislere göre Hz. Muhammed, Veda Haccında binlerce kişinin önünde, "Benden sonra sizin imamınız Ali'dir" demişti. Ancak halife, Hz. Ebu Bekir oldu. İkinci halife Hz. Ömer ve üçüncü halife Hz. Osman'ın ölümünden sonra yeni bir halife adayı ortaya çıkmayınca, yani tam 24 yıl sonra 656 yılında Hz. Ali halife oldu.
Hz. Ali'nin, Mısır'a tayin ettiği Malik bin Ejder'e yazmış olduğu mektupta; "Oraya gittiğinde tüm insanlara hiçbir ayrım yapmaksızın hizmet götüreceksin, bu insanlar Müslüman olmuş, olmamış önemli değil" diyerek, yüzyılları aşan büyük erdemliliğiyle, devlet adamlığının en üst mertebesine çıktığını göstermesi açısından çok önemlidir.
Hz.Muhammed'in yolunun özünü kavrayan, yakalayan Hz. Ali, bu yolla bütünleşmiştir. Bu nedenle Şiiler ve Aleviler, bu kendilerinin de sahiplendikleri ve izledikleri yola "Muhammed-Ali Yolu" derler. Hz. Ali adaleti, doğruluğu, cesareti, affediciliği ve savaşçılığıyla tüm İslam coğrafyasında yaşayan insanların kalbine taht kurmuştur.