Netkitap
Üyelik Sipariş İzleme Alışveriş Sepetim Favorilerim
Sepetim (0) 
Kitap e-Kitap Kelepir Topluluk
ara
Kitap   Vadi Yayınları   Felsefe Dizisi   Veli Urhan   Kişiliğin Doğası
 
Kişiliğin Doğası  
Kişiliklerin Karşılıklı İlişkileri
Veli Urhan
Baskısı yok

Yayinevi/DiziYayinevi: Vadi Yayınları
Baskı Tarih: 1998
Sayfa: 190

Bu kitaba oy verin:
Yorum Yaz


 
Kitap Hakında
 
Yorumlar
 
Yazarla Tanışma
Ürün Ayrıntısı
Yayinevi: Vadi Yayınları
Dizi: Felsefe Dizisi

Baskı Tarih: 1998

Sayfa: 190

Boyut: 13cm x 19cm

Hamur: Ciltsiz

Etiket: Baskısı yok


Arka Kapak
Modern toplumu betimlemek üzere kullanılan en önemli terimlerden biri de "kitle toplumu" terimidir. Geçen yüzyılın sonlarından itibaren, toplumun kitlesel boyutu ve bunun bireysel kişilikler üzerindeki etkileri sosyolojik ve felsefi tartışmaların önemli konularından olmuştur. Kitle toplumunda varlığı sorunsallaştıkça, kişiliğin nasıl bir şey olduğu ve kaynağının ne olduğu soruldu. Soruların daha can alıcı olanı, bir bakıma özne tartışmasına eşlik eden ve kişiliğin mümkün olup olmadığını sorunsallaştıranıydı. Aydınlanma'da içkin modernlik tasarımının odağında Socrates'in "kendini bilme"si; Descartes'in Cogito'su; Kant'ın ahlak metafiziğinde tamamına eren egemen özne tasarımının olduğu gözününde bulundurulduğuda, kişiliğin doğasına ilişkin tartışmaların modernliğin odağında olduğu görülecektir. Kişiliğin Doğası'nda, Veli Urhan, genelde bu tartışmaların odağında şekillenmiş olan personelizmi ele almakta; özelde de Fransız personalizminin önemli filozoflarından Renouvier, Mounier ve Nedoncelle'in, insan ve Tanrı'nın kişiliği hakkındaki düşüncelerini, ilişki kavramını (insanın kendisiyle, doğayla, başka insanlarla ve Tanrı'yla ilişkisi) odağa alarak tartışmaktadır. Fransız personalizmini, 19. yüzyılın Sokratik devrimi diye anılabilecek olan ve insanların kişiliksizleşmesine yol açan bütün modern güçlere karşı açılmış bir savaş olarak nnitelendiren Mounier'e göre, bu savaşın birinci cephesi, dünyanın keşfedilmesi ve işletilmesiyle sersemlemiş olan modern insanı, Kierkegard'la, yeniden öznelliğinin ve özgürlüğünün bilincine varmaya çağırırken; ikinci cephesi, Marx'la, maddi koşullarına eklenmiş sosyal kuruluşların insanı içine sürüklediği aldanmaları ortaya dökmekte, ve ona kaderinin yalnızca kalbinde değil ellerinde bulunduğunu anımsatmaktadır. (Arka Kapak)