|
Giriş Son yıllarda küreselleşme üzerine onca yazıldı, çizildi. Emperyalist güçler bu kavramla anılan ve dünya üzerindeki çıkarlarını ifade eden bir ideoloji de türettiler. Günümüzde her şey adeta bu kavram eşliğinde açıklanır hale geldi: Küresel ekonomi, küresel çıkarlar, küresel terör, küresel saldırı, küresel savunma, küresel tehlikeler vb. Sosyalist hareketin dibe vurduğu ve burjuva ideolojisinin güç kazandığı koşullarda küreselleşme kavramı neredeyse 21. yüzyılın parolası ilan edildi. Burjuva ideolojisinin kuyruğundan sürüklenen liberal ve reformist sol çevreler, küreselleşme olgusunu burjuvazinin çıkarları doğrultusunda teorize ettiler. Küreselleşme, "kapitalizm-ötesi toplum", "bilgi toplumu" gibi cafcaflı etiketler eşliğinde ve sanki kapitalist üretim tarzını ebedileştirecek sihirli bir iksirmiş gibi sunuldu ve sunulmaya da devam ediliyor.
Kapitalist sistemin işleyiş ve örgütlenmesinde ulusal sınırları aşan gelişme eğiliminin yarattığı bazı reel ve niteliksel değişimlerin özellikle '80 sonrasında iyice belirgin hale geldiği bir gerçektir. Ancak, küreselleşme kavramı ile ifade edilen olguların kapitalizmin temel yasalarını değişikliğe uğratan yepyeni bir olay gibi ele alınıp yorumlanması tamamen yanlıştır. Zihinsel bir karışıklığa yol açmamak için önemli bir hususu en baştan belirtelim. Eğer Berlin Duvarı'nın yıkılışını takip eden ve dünya dengelerini değişikliğe uğratan fırtınalı dönemde burjuva cephe kapitalizmin uluslararası yayılımını küreselleşme sözcüğü ile ifade etmeseydi, böyle bir kavramın dolaşıma sokulması gerekmeyecekti. Zira emperyalizm kavramı söz konusu olgu ve eğilimleri zaten karşılamaktadır.
Ne var ki beğensek de beğenmesek de küreselleşme kavramı artık gündelik yaşamın içine girmiş bulunuyor. İşin aslına bakacak olursak, emperyalizm sözcüğünün ifade ettiği temel gelişme eğilimlerini kastetmesi koşuluyla küreselleşme kavramına itiraz etmenin bir anlamı da yoktur. Sorun kavramda değildir. Kapitalist üretim tarzının evrenselleşme eğilimini ister emperyalizm ister küreselleşme diye analım, asıl sorun kapitalist sisteme karşı devrimci bir mücadelenin yürütülmesidir. Bu sisteme karşı tutarlı bir devrimci tutum takınmayıp da, muhalifliği küreselleşme diye bir şeyin olmadığını ispat çabasına dayandıranların tamamen çürük zeminde durdukları unutulmamalı.
Küreselleşme tartışmaları çerçevesinde iktisatçıların öne sürdüğü bazı argümanlar gerçekten de kapitalist gelişmenin güncel eğilimlerini yansıtıyor. Örneğin ulusal ekonomilerin karşılıklı bağımlılığı artmış, çeşitli ülkelerin kapitalist sisteme entegrasyonu derinleşmiştir. Fakat tüm bu açılardan ülkeler arasındaki eşitsizlik devam etmektedir. Küreselleşmeyi tamamen gerçekleşmiş bir entegrasyon düzeyi olarak algılamak yanlış olur. Zira kapitalist gelişme bakımından dünyada hâlâ son derece geri ve sisteme entegre olamamış ülke ve bölgeler vardır. Yine de kapitalist ekonominin geçmişe oranla çok daha evrenselleşmesi anlamında, küreselleşmede bir hayli yol kat edildiği açık bir gerçektir.
'80 dönemecinden sonra dünyada mal, hizmet ve sermaye dolaşımının önündeki yasal engellerin ortadan kaldırılması süreci hızlanmıştır. Örneğin ulus-ötesi yatırımlar 1980'den 2000'lere yirmi kattan fazla artmıştır. Keza finans piyasalarının küreselleşmesi de aynı süreçte sıçramalı bir gelişim kaydetmiş, dünya borsalarındaki sıcak para hareketleri inanılmaz ölçülerde hızlanmış ve büyümüştür. 1990 yılında günde takriben 500 milyar doları bulan uluslararası döviz alışveriş tutarı, yaklaşık on yıl sonra 1,5 trilyon doları aşıp yükselişini sürdürmüştür. (S. 7-8)
|