Üye Girişi
Yeni Üye
Sıkça Sorulan Sorular
Sepetim
(0)
Yakında!
Konular
|
Çok Satanlar
|
Yeni Çıkanlar
|
Yayınevleri
|
Yazarlar
|
Yeni Çıkanlar Programı
|
Son Gezdiklerim
Nietzsche
Nietzsche Hayatı ve Felsefesi
Nick Hornby Seti (8 Kitap)
Niçin Savaş
Niçin Felsefe?
Niçin Diyalektik
Küresel Isınma ve İklim Krizi Niçin Daha Fazla Bekleyemeyiz
Niçin Çalışmıyor Set (Ciltli) (6 Kitap Takım)
Niçin Ağlıyorsun Elisabeth Mutlu Değil Miyiz?
Nicholas'ın Portresi
Kitap
Dost Yayınları
Kültür Kitaplığı Dizisi
Jean Granier
Nietzsche
Nietzsche
Jean Granier
Baskısı yok
E-posta adresiniz:
Üyelik şifreniz:
Şifremi unuttum!
Yayinevi:
Dost Yayınları
Baskı Tarih:
Şubat 2006
Sayfa:
141
Bu kitaba oy verin:
(2 oy)
Yorumları oku
Yorum Yaz
Paylaş
|
Bu kitaplar da ilginizi çekebilir
Kitap Hakında
Yorumlar
Ürün Ayrıntısı
Yayinevi:
Dost Yayınları
Dizi:
Kültür Kitaplığı Dizisi
Baskı Tarih: Şubat 2006
Sayfa: 141
Boyut: 11,5x16,5cm
Hamur: 2
Etiket:
Baskısı yok
Arka Kapak
Felsefe tirihinin üzerinde en çok durulan düşünürlerinden Nietzsche'nin yapıtı, onda geleneksel bir felsefi dizgenin izlerini bulmak isteyen herkesi yanıltan bir zenginlik ve çeşitlilik sunuyor. Nietzsche'ye has bir yöntemden söz edilecekse, bunun bakış açılarının değişkenliğine ve çoğulluğuna göndermesi kaçınılmaz. Bu kitabın amacı da Alman düşünürün felsefe tarihinde üstlendiği kilit rolü bu diyalektik gerilimin bütünlüğü içinde değerlendirmek. Granier'nin tartışması, simge ve sloganlarla bulandırılmış bir düşünme uğraşının heybetini tüm çıplaklığıyla ortaya koymaya çalışıyor.
İçindekiler
Label
Birinci Kısım
Nietzsche'nin Yaşamı ve Felsefesi
1. Bölüm
Biyografi
2. Bölüm
Eseri
İkinci Kısım
Nietzschi'nin Felsefesi
1. Bölüm
Nihilizm
2. Bölüm
Metafiziği Aşmak
3. Bölüm
Yorumlama ve Hakikat
4. Bölüm
Erk İstenci
5. Bölüm
Üstinsan
Kaynakça
Son Eklenen Yorumlar
4 kişiden 1'si bu yorumu beğendi:
CAHİL PALYAÇO ATEİSTLER NIETZSCHE-MARX-FREUD:
, 15 Nisan 2008
Gönderen:
Selim Çörekçi
(İstanbul / Türkiye)
"TANRI'NIN PLANI"NDAKİ POLİTİKASIYLA BEDENİN ÖZGÜRLÜĞÜ
GİRİŞ:
Daha önce, Schopenhauer ve Heidegger üzerine de biyografiler yazmış olan meşhur Alman filozof Rudriger Safranski, 2001'de Nietzsche üzerine yazdığı felsefi biyografisinde, onun düşüncesinin “kahin ve palyaço” ("between prophet and clown") olma arasında gidip gelen bir yapısı olduğunu belirtmektedir.
(Bakınız: Nietzsche: A Philosophical Biography. by Rudiger Safranski. Translated by Shelley Frisch New York: w.w. Norton, 2001.
“According to Rudiger Safranski, Friedrich Nietzsche's latest biographer, the preeminent philosopher of the nineteenth century teetered "between prophet and clown" (241).) (Nietzsche's prophecy – Review, Judaism, Wntr, 2002 by Benjamin Balint)
Robert C. Holub, “Giriş: Tarih Üzerine Marx, Nietzsche ve Freud” isimli makalesinde, bu üç ismin de ateist bir düşünce yapısına sahip dinsiz kişiler olduklarını bir kez daha belirtmektedir.
(Introduction: Marx, Nietzsche, and Freud on History”),
(learning.berkeley.edu/robertholub/teaching/syllabi/German157B_Intro_03.pdf)
1) MATERYALİZM-ATEİZMİN ALMAN ÖNCÜLERİ: NIETZSCHE, MARX VE FREUD
-Tarihsel-Libidinal Materyalizm Üzerine Bazı Saptamalar
("Some remarks on historical-libidinal materialism") /
John PROTEVI
Deluze-Guattari ve Foucault, Fransız Komünist Partisi'nden ve Doğu Bloku'ndan nefret etmiş olsalar -veya totalitarizme karşı bir nefret ve kin içinde bulunmuş olsalar da- ve Foucault, Marx'ın politik ekonomisine 19. yüzyıl episteme'sine (bilgi anlayışına) ait miadını doldurmuş bir görüş gözüyle baksa da; Marx'ın "tarihsel materyalizm" terimi, Foucault'un Disiplin ve Ceza ve Cinselliğin Tarihi-1 ve Deleuze-Guattari'nin Anti-Oedipus ve Nietzsche ve Felsefe isimli eserleri için halâ büyük oranda kullanışlı bir terimdir.
Marx, farklılaşan güç ağları olarak maddi ve sosyal üretim ilişkilerinin, nasıl bariz şekilde ve görünür tarzda doğal sosyal kategori kimliklerini ürettiğini göstermişti: "Patron", "işçi", "ürün", "araç", vs. Durağan bir birlik olarak görünenin ne olduğu ise, tarihsel açıdan göreli bir üretim sisteminin ürünü olmasında ortaya çıkıyordu, bu ise, burjuvazinin (içinde barındırdığı) devrimci gücü tarafından varlık kazandırılmış bir sistemdir.
Tarihsel işgücü ilişkileri ağının üretimselliği, şeyin görünürdeki katılaşmış dayanıklılığı ve kapitalin "vampirik" "üretimselliği" tarafından maskelenmektedir, işte Marx bunun, basitçe geçmişteki işgücünün pıhtılaşmış hali molduğunu ortaya koymuştu. [Deleuze-Guatari'nin Marx'tan kopması burada "makinesel artık değer" kavramında olmuştur.] Marx'ın, tarihsel güç ilişkileri ağına referansta bulunarak, gündelik hayatın sağduyuya dayalı kesinliklerinin ve kimliklerinin çözülmesi üzerinde ısrarla durmuş olması, "Devrim"in kaçınılmazlığının eskatolojik vaatlerinden arınmış bir "dekonstrüktif" (yıkıcı) Marx ortaya çıkarmıştır ve Marx da bazen kendisini popüler konuşmalarında bu "Devrim"e kapırmaktan alıkoyamamıştır ve Fransız Komünist Partisi'nin "devrim bürokratları" bu Devrim üzerine mal bulmuş mağribi atlayarak tartışılmaz kutsal bir metnin vaadi gibi sımsıkı sarılmışlardır.
Politik konulardaki yüzeysel karşıtlıklarına rağmen, Nietzsche, yukarıda kısaca özetlediğimiz Marx'la son derce ilginç bazı benzerliklere sahiptir ve Nietzsche de öteden beri kabul edilen dinsellikleri, tarihsel güçlerce inşa edilmiş oldukları yolundaki analizleriyle çözülmeye uğratarak feshetmeye yönelmiştir. Basitçe ifadesiyle, bu her iki düşünür de, tarihsel materyalistlerdiler ve bunların her ikisi de materyal (maddi) güçlerin kimlikleri üretmiş olduğunu göstermişlerdir--Nietzsche göz önüne alındığında, bu sorumlu insan kimliğidir, Ahlakın Soykütüğü Üzerine de olduğu gibi. O yüzden, bu anlamda, kabaca ifade edilecek olursa, tarihsel güç ilişkileri ağına referansta bulunan Marx, "objektif" kimliği ve Nietzsche de "sübjektif" kimliği eriterek feshetmekte ve sona erdirmektedirler (dissolve).
["... İnsanın evcilleştirilmesi papazların icadıdır; bu işin tekniği içgüdülerin bastırılması ve günah kaygısıyla suçlanmasıdır (Erk İstenci, I 187). Nietzscheci seçme ise, tersine, içgüdüleri yüceltmeye, tinselleştirmeye çalışır (Tan Kızıllığı, 111). ...
Erk istenci eğitimi -gördüğümüz gibi yorumlanmasına da paralel olarak- ilk başta bedenin kendisini içerir. "Aptal ahlakçılar daima mükemmelliyetçiliği vaaz ettiler, ama aynı zamanda bunun fiziksel temelini -bedenin soylulaştırılması- yardıma çağırmadılar." (Defterler, 288-289.) Ama, "zayıf ve sinirli bir karaktere bağlı en yüksek tin; işte ortadan kaldırılması gereken. Hedef: Yalnızca beynin değil, tüm bedenin mükemmelleştirilmesi." (Erk İstenci, II 328) [Granier, s. 128] (Jean Granier, Nietzsche, Çev. Işık Ergüden, Dost Kitabevi, Ankara, 2005, s. 129-130.)
“… Hıristiyan Kilise'si yozluğu bulaştırmadık hiçbir şey bırakmamıştır, her değeri bir değersizlik, her hakikati bir yalan, her dürüstlüğü bir ruh alçaklığı haline sokmuştur. ..." (s. 97)
“...-Kilise'nin biricik etkinliği olarak asalaklık; uçuk benizlilik, "kutsanmışlık" idealiyle, her kanı, her sevgiyi, her yaşam umudunu emip yutmak; her gerçekliği değilleme istemi olarak, …; şimdiye dek kurulmuş en yeraltı komplo'nun nişanesi olarak, haç, -sağlıklılığa karşı, güzelliğe, nasipliğe, yürekliliğe, tine, ruh iyiliğine karşı, yaşamın kendisine karşı...” (s. 98)
(Kaynak: Friedrich Nietzsche, Deccal, Çeviren: Oruç Aruoba, İthaki, İstanbul, 2003)]
Ben, Foucault ve Deleuze/Guattari kanadını tartışmak için "tarihsel-libidinal materyalizm" terimini kullanmış bulunuyorum. Libidinal nitelendirmesinin hakkını verebilmek için, biz Freud'a dönüyoruz. Sıklıkla iki Freud'un var olduğundan söz edilir, güdülerin peşindeki bilimsel materyalist ("enerjici Freud") ve bilinçaltını araştıran yorumlayıcı ("linguistik-dilci Freud"); bu her iki Freud'u uzlaştırma uğraşısı gerçekten çok zor bir mücadeledir, hem Freud'un kendisi açısından, hem de onun yorumcuları bakımından.
Postmodernizm için anahtar olan, Freud'un nevrozların patriarkal hastalık sebeplerini teşhis etmesi ile bunların tedavisi için hazırladığı reçeteleri birbirinden ayırabilmektir. Örnek olay çalışmaları yoluyla yaptığı teşhislere göre tedaviyi uygulamaya çalışan Freud, hastalarının, tarihsel, politik, ekonomik ve toplumsal çevresine dikkat çekmektedir, hatta, bu örnek olay çalışmalarında ortaya çıktığı üzere, kendisinin aile dinamikleri üzerine tematik şekilde odaklamış olması, sıklıkla hastalarındaki nevrozlara yol açan sınıfsal ve ırksal etki ve boyutları perdelemiş olsa dahi durum böyledir. İçgüdülerin enerjici analizindeki materyalist oryantasyonla beraber, biz burada tarihsel-libidinal bir materyalizmin elemanlarını da görüyoruz, ki, bu tarihsel-libidinal materyalizm, Reich'ın ve Deleuze ve Guattari'nin açık politikleştirilmelerinde ortaya konmuştur.
Her ne kadar Freud bu öteki post-yapısalcılar için önemli olsa da, Foucault'un kendisi hakkında söyleyecek çok fazla iyi şeyi yoktur, nihai değerlendirmede Freud'un da bio-güç'ün modern inşası içinde yer aldığı yolunda bir ithamda bulunmaktadır; Anti Oidepus'u okurken göreceğimiz üzere Deleuze ve Guattari Freud'la daha komplike (karmaşık) bir ilişki içinde bulunmaktadır."
(John Protevi'nin Ders materyallerinin yer aldığı web sayfasındaki bir makaledir.) (Kaynak: http://www.protevi.com/john/DG/lecture2.html)
2) MODERNLEŞMENİN PARADOKSLARI VE POST-MODERN GELECEK SENARYOLARI / Hans van der LOO – Willem van REIJEN
"Her ne kadar post-modernist düşünürler, olumlu bir gelecek senaryosu çizseler de, başkaları, “demir kafes”ten (Weber) çıkan modern insanın başka açmazlara düşeceğinden endişe etmektedirler. Herkes gelecekte kendi hikayesini ve yaşam tarzını kendisi belirleyecek, fakat öte taraftan bu, görünüşün gerçeklikten daha önde olduğu çağımızda bir illüzyon olmaktan öteye geçemeyecektir. Bütün hakikatlerin yerine sahte hakikatlerin geçtiği bir dünyada insanlar, nereye gittiklerini bilmedikleri gibi, gerçekte kim oldukları sorusuna da cevap verememektedirler. Post-modern insanlar, “çoğulcu kimlik”leriyle kimliğin birlik içinde deneyimlendiği bir merkezden yoksun gözükmektedirler.
"En radikal biçimiyle bu görüş, "bireyin öldüğü" bir gelecek tasarımına yol açmıştır. Aydınlanma'nın idealize ettiği özerk düşünen ve eylem yapan bireyin öldüğüne ilişkin düşünceler Nietzsche, Freud ve Heidegger'e kadar uzanmaktadır. Nietzsche, batı düşüncesinin iki temel varsayımı hakkında şüphe uyandırmıştır. İlk olarak gerçekliği dil yoluyla bilebileceğimize ilişkin düşünceyi tartışmaya açmıştır. O, her dil kullanımının metaforik olduğunu göstermiştir. … Demek ki, kelime ile şey arasında doğrudan bir "bağ" yok. Üstelik çoğunlukla yanlış anlaşılabilecek kısa kısa cümlelerle konuşuyoruz. Sözgelimi “Bir bardak daha içmek istiyorum” diyoruz. Bu gözlem, Nietzsche'yi dil dünyasında mahkum olduğumuz sonucuna ulaştırmıştır. Dil "içinde" her şey birbiriyle ilişkili ve anlaşılır, fakat dilin "gerçeklikle" ilişkisi bizim kontrolümüz dışında kalmaktadır. İkinci olarak Nietzsche bir yandan dil ile düşünce, öte taraftan da dil ile dürtüsel özellikler arasında bir ilişki sezmektedir. Tıpkı Freud gibi Nietzsche de bedensel dürtülerin ve ihtiyaçların davranışlarımızı belirlediğine inanmaktadır. Ama akıl tarafından denetlenen dürtüler ve içgüdüler düşüncesine katılmamaktadır. Tam tersine akıl, davranışlarımızı arkadan meşrulaştırmaktadır.
Filozof Heidegger bu görüşü geliştirerek insanın çevresi ve kaderi karşısında çaresiz olduğunu belirtmiştir. Çağdaş Fransız düşünürleri, çağdaş kültürü özümlemek üzere bu düşünsel mirası kullanmaktadırlar. Çıkarsanan sonuç, Foucault’nun ifade ettiği gibi, insan rüzgarın kumda bıraktığı bir izden başka bir değildir.
Şimdi post-modernizmin bir özetini ve değerlendirmesini yaparak bu tartışmayı sonuçlandırmak istiyoruz. Radikal plüralizm, “doğal merkez”in yadsınması, izafî değerlerle yaşamayı öğrenme ve antagonizm bu başlıkta odak kelimeler olarak geçti. Post-modernizm, kendisini iyimser bir mesaj olarak sunulmamaktadır. Çoğu yazarlar “akıl terörü”nden kurtulmanın imkânlarını vurgulamaktadırlar.
‘Büyük Hikayeler’ olmadan da post-modern bireylerin davranışlarını koordine etmek mümkündür. Post-modern birey, sahte kesinliklerle yaşamayı öğrenmelidir. Daha da önemlisi bunu olumlu bir gelişme olarak algılamalıdır. Post-modern gelecek imajını neleştirenler, bu iyimserliğin haklı olup olmadığını sorgulamaktadır.lar. Çoğu, post-modernizmi boşkafalılık, sinizm ve tesadüfen kafamıza gelen düşünceleri eleştirisiz kabul etme olarak nitelemektedir. Bunlara göre post-modernistler hayalsiz ve idealsiz bir yaşam propaganda etmektedirler. Post-modernizm bu anlamda aslında hiper-bireycilik, hazcılık ve eğlenceden başka bir şey değildir. Bu nedenle post-modernizm, bazen “eğlence kültürü”, bazen “kafetarya kültürü”, bazen de “panayır kültürü” olarak nitelendirilmiştir. Post-modern kültürde “daha yüksek” idealler ve “daha iyi”ye ulaşmaya yönelik mücadeleler yokolmaktadır. Bu şekilde insanlar, tüketim endüstrisinin oyuncağı olmaktalar ve medya, her gün yükselen ihtiyaç ve arzuları kamçılamaktadır.
Post-modern kültürde nasıl yaşayacağımıza ilişkin idealler ve kriterler olmadığı için en iyi argümanları ve idealleri savunanlar değil, şom ağızlı kişiler ve güç sahibi geri zekalılar öne çıkmaktadırlar. Üstelik bireyin ölümünü reklam eden bir gelecek senaryosu karşısında nasıl pozitif olabiliriz? Evet, bütün bu eleştiriler, post-modernistlere yönelmektedir."
(Kaynak: Bu makale, Hans van der Loo – Willem van Reijen tarafından kaleme alınan, Modernleşmenin Paradoksları isimli kitap içinde son bölüm olarak yer almaktadır. Bu son bölümün orijinal başlığı, “Modernleşme ve Gelecek”tir. Kitabı çeviren: Kadir Canatan, İnsan Yayınları, 2003, İstanbul, ss. 245-279.)
3)ONTOLOJİ VE YERİ: “Grekler Üzerine Martin Heidegger Kontra Nietzsche” (“Martin Heidegger contra Nietzsche on the Greeks” / Daniel F. FERRER:
Önemli bir saptamasında Heidegger şöyle der: "Nietzsche ile eleştirel bakış (Auseinandersetzung), en yakın (Nächsten) olandır; fakat şu da anlaşılmalıdır ki, böylece Nietzsche, Varlık sorusunda (Seinsfrade) en uzağa düşmüş olmaktadır." (Ga65 et 124, g 176). Nietzsche, tabiat metafiziğinin aşılması, Platonizmin aşılması ve Da-sein'ın sonluluğunun anlaşılması yolunda Greklerin yeni bir ruhla anlaşılması projesine en yakın olan isimdir. Nietzsche "Varlığı boş bir kurgu" (das Sein eine leere Fiktion) olarak görür. ( Putların Alacakaranlığı, Felsefede "Akıl", bölüm 2). Heidegger, kendisi için tek temel olan varlıkların Varlığı ("the Being of Beings") sorusunda, Nietzsche'nin konumunu en uzakta olduğunu doğru olarak anlamıştır. Heidegger Metafiziğe Giriş'te, şunları Nietzsche'nin ontoloji hakkındaki görüşleri hakkında söylemiştir. "Nietzsche'nin burada Varlık hakkında söylediği şeyler, hiç de o kadar tesadüfen yapılmış değerlendirmeler sayılamaz ve kendisinin otantik ve hiçbir zaman tamamlanamamış eserinin dondurucu çalışmalarına hazırlık sürecinde gelişi güzel kaleme alınmış değildir. Tam tersine, bu varlık kavrayışı, felsefi çalışmalarının ilk günlerinden itibaren kendisine yol göstermiş olan bir anlayıştır. Bu anlayış onun felsefesini temelden tavana kadar meşrulaştırmakta ve belirlemektedir." (et. p.38) Ontolojinin önemi üzerinde durmasıyla Heidegger'in konumu açıktır ve Heidegger bunu birçok yerde söylemiştir, ancak şu ifadesiyle konuyu en açık bir şekilde ifade etmiş olmaktadır: " "Varlığın anlamı" sorusu, bütün soruların sorusudur." (GA 65 et8 g 11) Hegel'in Ruhun Fenomenolojisi isimli çalışmasında (GA 32, ders 1930) Heidegger şöyle der: "...felsefenin ilk ve son probleminin en derin gereklilikleri - Varlık sorusudur" ve şöyle devam eder, "Ben, ontoloji sorusunun yenilenmesi (renovation-tecdidi) ile uğraştım - Batı Felsefesinin en merkezi problemi - Varlık sorusu..." (E. T. p. 13). Ek olarak Heidegger şunu da söylemiştir, "Biz şimdi tasdik esyoruz ki, Varlık, felsefenin uygun ve biricik konusudur." (Fenomenolojinin Temel Problemleri (GA24, 1927 dersi), p. 11) ve ayrıca Heidegger şu tespiti de yapmaktadır, "Felsefe, Varlığın teorik kavramsal yorumlanmasıdır, yani Varlığın yapısı ve imkanlarının. Felsefe ontolojiktir." (Fenomenolojinin Temel Problemleri (GA24, 1927 dersi), p. 11).
Heidegger bu spesifik yorumunu, Nietzsche'de özel olarak yer vermemektedir, ancak, Nietzsche'nin 1870'li yıllarda Basel Üniversitesi'nde Platon öncesi filozoflar üzerine verdiği derslerden önemli bir bölüm vardır. Heraklit üzerine olan bu derste ( ki büyük ihtimalle 1872 yılında verilmiş bir derstir), Nietzsche gerçekten mevzuya uygun bir tespitte bulunmaktadır, "Evet, işte bu Heraklit'in sezgici algılanmasıdır; bizim çoğumuzun söyleyeceği gibi "bu bir şeydir" diyebileceğimiz hiçbir şey yoktur. Heraklit Varlığı reddeder. O sadece, Oluşun, sürekli akışın bilgisini kabul eder." Birkaç cümle sonra, Nietzsche şöyle devam eder: "Heraklit böylece sadece Tek'i kabul eder, fakat Parmenides'e tamamen zıt anlamdadır bu."(et, p. 62-63) Bu noktada Nietzsche ontolojik konuları kavrar görünmekle birlikte, kendisi ontolojiyi hiçbir zaman merkezi bir konumda görmez ve hatta bu konuları düşünce biçimi içinde bir mesele olarak bile kabul etmez. Zaten yukarıdaki tespitleri de, ancak binlerce sayfa içinde dile getirdiği birkaç görüşten biridir; Heidegger içinse bu tespit, Nietzsche'nin yapabildiği en kapsayıcı ve açıklayıcı tespittir.
Ontoloji, etik, epistemoloji ve mantık gibi (diyelim ki Lotze'nin bu konuda düşündüğü gibi) diğer felsefe disiplinlerinden herhangi biri değildir; fakat bunun çok ötesinde felsefe bizzat yalnızca ontoloji olarak vardır. Hakikaten, Heidegger ve Nietzsche ontoloji konusunda tam manasıyla muhaliftirler.
Heidegger'in Nietzsche ontolojisine karşı olması birincil temelde önemlidir. Heidegger'in konumu, Nietzsche'nin varlıkların Varlığı "boş bir kurgudur" tezine kesin olarak karşıttır. Heidegger'in Grekleri analizi yoluyla (özellikle, Anaximander, Parmenides, Heraklit, Platon ve ayrıca Aristoteles), Heidegger'in muhteşem ontolojik düşüncesi vücut bulmaktadır. Diğer tarafta Nietzsche, Greklerde ontolojiyi merkezi konumda görmemektedir. Peki Nietzsche ne bulmuştur? Nietzsche 1885'te, kendisinin Greklere bağlılığını dile getirmekle kalmayıp, aynı zamanda Heidegger'in Greklere olan derin ilgisini de önceden gördüğünü söyleyebileceğimiz tespiti şöyledir: "... antikitenin keşfedilmesiyle, antik felsefede yapılan derinlemesine bir kazıyla, bütün pre-Sokratiklerin ötesinde - Grek tapınaklarının en derinde gömülmüş olanı! Belki de bundan birkaç yüzyıl sonra, şu hükme varılacaktır ki, Alman felsefesi, gerçek itibarını, antikite toprağında neşv-ü nema bulmuş bir anlayışın yüzyıllar içinde tedricen gelişerek yeniden dile getirilmesine borçludur; bütün "orijinaliteye" iddialarının, önemsiz bir dar kafalılıkla malul bir halde ne kadar gülünç oldukları, Almanlar, şimdi kopmuş göründükleri daha üstün bir yönelişe doğru ilerlemeye başladıklarında ortaya çıkacaktır, bu kopmuş görünen bağ, Greklerle olan bağdı, yani şimdiye kadar gelmiş geçmiş en üstün insan idrakine ulaşmış olan Greklerin insanıyla. Nietzsche diğer bir notta, şöyle demiştir, Mart-Haziran 1888 (Güç İsteği, #437): "Yunanistan'ın geçek filozofları Sokrates'ten önce olanlarıdır." Nietzsche şunları da eklemeyi ihmal etmez: "Bugün biz bir daha, Anaximander, Heraklit, Parmenides, Empedokles, Demokritus ve Anaksogoras gibi isimlerle temsil edilmiş Grek ruhundan ilham alan tüm cari temel dünya yorumu biçimlerine günden güne biraz daha fazla yakınlaşmaktayız - her geçen gün biraz daha Grekler gibi olabilme yolunda inkişaf etmekteyiz ..." Güç İsteği (419) (1885). Bu yorumlardan açıkça anlaşılmaktadır ki, Nietzsche, Greklerin Alman filozofları üzerindeki son derece hayati tesirini çok iyi idrak etmiş ve bunun gelecekte de böyle olacağını öngörmüştür. Grek tahayyülü (imajı) Nietzsche'nin felsefesi ve düşünmesi üzerinde son derce derin bir tesir bırakmıştır; bu durum, her ne kadar Nietzsche, belirli bir malumatfuruşlukla her Grekçe tercümeyi nihai noktasına kadar izleyerek tasdik etmiş olmasa bile böyledir. Bu sorun, Nietzsche'nin Grek filolojisi akademisyenliği ile ilgili bir sorun değildir, bunun da ötesinde, Grek tahayyülünün hadsiz çarpıcılığı ve etkisi meselesidir.
Felsefeye Yeni, Diğer Bir Başlangıç
Islah olmaz Nietzsche'nin göremeyip de, Heidegger'in Greklerde bulduğu neydi?...
…”
(Kaynak: Daniel Fidel Ferrer, "Martin Heidegger contra Nietzsche on the Greeks" http://www.edu.vantaa.fi/filosofia/Heidegger_contra_Nietzsche.htm)
4)JEAN GRANIER'İN “NIETZSCHE” İSİMLİ KİTABINDAN NIETZSCHE'NİN SÖZLERİ:
HAKİKAT, KAOS VE BEDEN
(Jean Granier, Nietzsche, Çev. Işık Ergüden, Dost Kitabevi, Ankara, 2005.)
"... "Size üstinsanı öğretiyorum. İnsan aşılması gereken bir şeydir." (Werke VI 13.) ... "İnsanın büyüklüğü bir terim değil köprü olmasındadır; İnsan'da sevilebilecek olan şey, geçiş ve yitim olmasıdır." (Zerdüşt, 57.) Ve: "Telef olma pahasına yaşamayı bilenleri seviyorum, çünkü telef olarak kendilerini aşıyorlar."" [Granier, s. 129]
“… Dahası, diye tekrarlar Nietzsche: “En ciddi kaygımız, her şeyin oluş halinde olduğunu anlayabilmek, birey olarak kendimiz inkâr edebilmek, dünyayı olası en fazla sayıda gözle görebilmektir.” (Erk İstenci, II, 177-178.) [Granier, s. 93]
“… “Kısacası, her şeyin üzerinde yükseldiği temel hatayı gayet iyi ayırt edebiliriz (çünkü çatışkılar düşünülebilir), ama bu hata ancak yaşamla birlikte yok olabilir; her şeyin ezeli akışının hakikati olan son hakikat, bizim dahil olmamıza katlanamaz; (yaşama hizmet eden) organlarımız hata amacıyla yapılmıştır.” (Erk İstenci, II 178.)” [Granier, s. 96]
“… Kısacası, “insanlığı kendini aşmaya zorlayabilmek için yönetmeli; kendini aşmasını sağlamalı ve bunu yaparken de, insanlığı –katlanabilecek olanlar hariç- yok edecek doktrinler kullanılmalı” (Erk İstenci, II 285).” [Granier, s. 43]
“… “hayat bir argüman değildir; çünkü hata hayatın koşulları arasında bulunabilir.” (Şen Bilim, 103)”
… “Oluşum halindeki bir dünyada,” diye yazar Nietzsche, “’gerçeklik’ daima pratik amaçları göz önüne alan bir basitleştirmedir.” (Erk İstenci, I 111.)” [Granier, s. 89]
“… Nietzsche’nin “mantığa kesin olarak denk düşen hiçbir şey gerçeklikte olup bitmez” (Erk İstenci, I 69) deyişi doğruysa, akıl yürütmeleri az çok biçimsel temrinler olarak kalır. …
Metin bitip tükenmez:”Aynı metin sayısız yoruma imkân tanır: doğru yorum yoktur.” Werke XIII 69.) … Nietzsche ‘kaos’ kavramıyla düşünmeye çalışır. “Dünyanın özelliği” der, “ezeli bir kaos özelliği”dir (Şen Bilim, 95). Kaos, bir bilim oluşturmak isteyen, sistem ya da dogma olmak isteyen her yorumun çaresiz yenilgisine işaret eder; her şeyi açıklamaya duyulan yoğun isteğin sonunda metni tamamen okunmaz kıldığı ufkun sınırıdır. Çünkü, “şeylerin güzelliğinin, ‘değer’inin ortaya çıkması için bakışta belli bir belirsizlik gerekir, her şeyi basitleştirme yönünde belli bir istenç gerekir; çünkü bunlar, kendi içlerinde, ne olduğu belirsiz şeylerdir.” (Erk İstenci, II 45.) [Granier, s. 71-72]
“… Bir ‘inancın’ bize sunduğu avantajla bir yorumlamanın elinde tuttuğu doğruyu özdeş kılmaktan kaçınalım! İnanç ilkesi olan “doğru kabul etme” (Für-wahrhalten) edimiyle doğruluğu Nietzsche gibi ayırt etmek koşuluyla bu kafa karışıklığından uzak durabiliriz. “Önemli miktarda inancın gerekli olması, yargıda bulunabilecek durumda olmak, temel değerler konusunda kuşku olasılığı olmaması: Bütün canlının ve varoluşun ön koşulu budur. Demek ki, doğru şeylerin değil, doğru kabul edilen şeylerin olması zorunludur.” (Erk İstenci, I 97.) [Granier, s. 87]
“…Nietzsche’nin belirttiği gibi, “esrarengiz ve henüz deşifre edilememiş ama anlamı giderek daha fazla malum olan metin” (Erk İstenci, II 141) karşısındayız. Özellikle ‘giderek’ kelimesi, ‘kaos’un yakınlığının kendini gösterdiği, hep uzaklaşmakta olan sınırın saptanmasıdır.” [Granier, s. 70]
"Sonuç olarak, birlik, nedensellik ve töz gibi dayanak artık yoksun kalmış olan merkezi 'özne' kavramı çöker. Çünkü özne her türlü psişik faaliyetin 'yaratıcısı' olarak gösterilen düşünen varlık yada özdeşliğe ve kalıcılığa sahip olarak psişik olayların birliğini sağlayan ben değilse nedir ki? Nietzsche, böyle bir özneyi reddederek, 'cogito'dan res cogitans [düşünce-düşünen ben-bilinç] sonucunu Kartezyen akıl yürütmeyi parçalar. Onun gözünde Descartes bu noktada dilin kurbanıdır; amacı tam da töz kavramını ortaya koymakken, en aldatıcı açıklamayla özneyi ifade eder:"Düşünce varsa 'düşünen' bir şey de olmalıdır demek, her edimin ardında eyleyen bir özne varsayan dilbilgisel alışkanlığımıza özgü bir ifade biçimidir." (Erk İstenci, I 81). Ama bu eleştiri dolaylı olarak Kant'a da isabet eder, çünkü, diye ekler Nietzsche, değişkenin sentetik birliğini sağlamak için aşkın bir Düşünüyorum dahil edebilmek, birliğin anlamı konusunda yanılmak demektir. Çünkü, "benim kendi içimde bir birlik olsa da, bu elbette benim bilinçli benliğimde, hissedişimde, isteyişimde ve düşünüşümde değildir; bu birlik başka yerdedir, kendini korumakla, tehlikeyi içine sindirmekle, ortadan kaldırmakla, göz kulak olmakla meşgul olan organizmamın global bilgeliğindedir; benim bilinçli benliğim bunun aygıtından başka bir şey değildir." (Erk istenci, II 185.) Nietzsche, burada, en cüretli yorumlamalarından birinin ana hatlarını çizer: Ben'in gasp ettiği birliğin kökeni 'beden'dir. ..." [Granier, s. 59-60]
"... "İnsan," der Nietzsche, "kendi itkisini hakikate yansıtır; kendi 'hedef'ini, belli bir biçimde, kendi dışına yansıtarak onu bir 'varlık' dünyası, metafizik bir dünya, 'kendinde şey' yapmak ister." (Werke XVI S 552)" [Granier, s. 56]
"... Bu açıdan, sezgiye başvuru, (Bergson'un salık verdiği gibi) bilinçli bilginin alışıldık biçimlerinin titiz bir eleştirisinden kaynaklansa bile, yenilgiye mahkûmdur. Çünkü, diye tekrarlar Nietzsche, "başlangıçta tamamen dönüştürülmüş, sadeleştirilmiş, şematize edilmiş, yorumlanmış olmayan hiçbir şeyin bilincine varamayız." (Erk İstenci, 164.)" [Granier, s. 57]
"... rasyonalizm eleştirisi üzerinde duralım. Şöyle demektedir Nietzsche: "Şeylerle düşünce arasında uyum olmamasından kuşkulanıyorum. Çelişki ilkesinin mantıkta hüküm sürdüğü doğrudur, ama bu ilke, belki de, çeşitli ve karşıt nitelikte olan şeyler için geçerli değildir." (Werke IX 187.) ..." [Granier, s. 53]
"... "varlık-olmayanın varlık'tan daha değerli olup olmadığını kendimize sormak bile başlı başına bir hastalıktır, bir dekadans işaretidir." (Erk İstenci, II 41.)
... Karamsarlık hiçlikle dürüstçe karşılaşmaya davet etmez, daha ziyade kaçamak dövüş arayışını teşvik eder. ... Eksik nihilizm Tanrı'nın yerine putlara tapınmayı koyar." [Granier, s. 41]
"... Gerçekten de, bu özgür düşünceliler, dinin yalanını def etmek için ihtiyaç duyulan namuslu ve cesur ateistler olamadıkları gibi, laikleşmiş Hıristiyanlar olarak kalmışlardır. Onların Hıristiyanlığın Tanrı'sını ortadan kaldırma gerekçesi, Hıristiyan ahlakı daha da sofuca korumaktadır. Bu özgür düşünceliler Nietzsche'nin "ahlaksız" stratejisine karşı koyma riski taşıdıklarından onlara düşman muamelesi yapar. Çünkü, diye tekrarlar, "Tanrı reddedildiğinde, ahlaka da ha sıkı sıkıya sarılınır." (Erk İstenci, II 56.) ..." [Granier, s. 40- 41]
"... "Bugüne dek Avrupa'nın ve Amerika'nın özgür düşünceliler soyundan daha uzak kimse olmadı bana. İflah olmaz mankafalar, modern fikrin kuklaları.. Onların herhangi bir düşmanından bin kez daha fazla onlarla bozuk aram. Onlar da insanlığı 'iyileştirme' derdinde değiller mi? Kendi imgelerine göre mi 'iyileştirecekler' insanlığı? Eğer anlamaya muktedir olsalardı, bana benim olmak istediğim şeye ölümüne bir savaş ilan ederlerdi - onların hepsi de 'ideal'e inanır" (Ecce Homo, 99)." [Granier, s. 66]
“… “Avrupa’nın (her sınıftan) en sağlıksız insan türü, bu nihilizmin kültür alanıdır […]. Bu insanlar, yalnızca kendilerini pasifçe yok etmeyi değil, bu noktada anlamdan ve hedeften yoksun olan her şeyi de iradi olarak yok etmeyi –bu bir istilaç, kör öfke olsa bile- istemektedirler.” (Erk İstenci, II 14) [Granier, s. 42]
(Kaynak: Jean Granier, Nietzsche, Çev. Işık Ergüden, Dost Kitabevi, Ankara, 2005.)
Yanıtla
Bu yorumu doğru buluyor musunuz?
Yanıt:
Bilgisiniz
Adınız:
E-posta:
Bulunduğum Yer:
İlgili Konular
Felsefe ve Düşünce - Nietzsche
Felsefe ve Düşünce - Nihilizm
Felsefe ve Düşünce - Filozoflar
Felsefe ve Düşünce - Varoluşçuluk
İlgili Konulardan Kitaplar
Aforizmalar
Hayatın Anlamı ve Ölüm-süzlük
Meseller
Kitapla İlgili kişiler
Işık Ergüden (Çeviren)
Geçtiği diğer
168
yapıtı görmek için Tıklayın.
Yayınevinin Diğer Kitapları
Dost Kitabevi Yayınları
için
720
yapıt bulunmaktadır.
Aynı Diziden:
Salsa ve Latin Caz
İnsan Hakları
Fotoğraf
Tarih
Rus Devrimi
Poetika
Daha
Edebiyat
Roman
Tarihi Roman
Roman ve Öykü
Aşk ve Romantizm
İnsan ve Toplum
Psikiyatri ve Psikanaliz
Kişisel Gelişim
Kişilik ve Zeka
Psikoloji
Tarih
Uygarlık Tarihi
İslam Tarihi
Araştırma ve İnceleme
Çocuk Kitapları
Fantastik
Edebiyat
Eğlenceli Eğitim Kitapları
7 ile 11 yaş arası
Felsefe ve Düşünce
Yakınçağ ve Modern Felsefe
İslam Felsefesi
Antik Felsefe
Düşünce Tarihi
Politika
Siyasi İdeolojiler
Devlet Güçleri ve İstihbarat Örgütleri
Devlet Yönetimi
Din
Dinler Tarihi
Din Felsefesi
Hıristiyanlık
Araştırma
Akademik
Yabancı Dil Eğitimi
Sınavlara Hazırlık Kitapları
Diğer
Gramer ve Dilbilgisi
Aile ve İnsan
Anne Baba Kitapları
Çocuk
Aşk ve Yaşam
Kültür Sanat
Tiyatro
Resim ve Resim Üzerine
Sinema
Kültürel Yaşam
İslam
Kuran ve Kuran Üzerine
Tasavvuf/ Mezhepler/ Tarikatlar
İslam Tarihi
İslam Felsefesi
Genel Konular
Büyü, Gizem. Parapsikoloji ve Kehanet
Spor
Belgeseller
Bilim
Popüler bilim
Matematik ve Geometri
Doğa Bilimleri
Diğer
Ekonomi ve İş Dünyası
Kariyer
İşletme/ Muhasebe/ Pazarlama
Finans
İktisadi Düşünceler ve Teoriler
Hobi ve Eğlence
İçecekler Gurme ve Yemek Kitapları
Bulmaca ve Bilmece
Mizah
Referans
Kişisel Gelişim
Kaynak Kitap
Gazeteci Kitapları
Tarım ve Hayvancılık
Gezi ve Turizm
Ülke ve Kent Rehberleri
Rehber
Genel Konular
Kentler
Kampanyalar
Türk Düşünürleri
Sağlıklı Yaşam
Tatil Kitapları
Anasafya
Yeni Çıkanlar
Çok Satanlar
Konu Başlıkları
Yayınevleri
Topluluk
Üyelik
Favori Listem
Alışveriş Sepetim
Sipariş İzleme
Sıkça Sorulan Sorular
Çok Satanlar RSS
Yeni Çıkanlar RSS
NetKitap'ta belli başlı tüm kredi kartlarıyla peşin ve taksitli, kapıda ödeme veya banka havalesi/eft ile alışveriş yapabilirsiniz.
Destek için lütfen üyelik bölümündeki formu kullanın.
Sıkça sorulan sorulara
ulaşmak için tıklayınız.
Netkitap
Babıali Caddesi No:14 Cağaloğlu/İstanbul - Türkiye
Tel : (0212) 527 79 36 - (0212) 527 79 82
Fax : (0212) 513 29 71
© Netkitap 1998-
2012