Netkitap
Üyelik Sipariş İzleme Alışveriş Sepetim Favorilerim
Sepetim (0) 
Kitap e-Kitap Kelepir Topluluk
ara
Kitap   Arkeoloji ve Sanat Yayınları   Araştırma-İnceleme ve Belgeleme Dizisi   İsmail Kaygusuz   Onar Dede Mezarlığı ve Adı Bilinmeyen Bir Türk Koloniza Törü
 
Onar Dede Mezarlığı ve Adı Bilinmeyen Bir Türk Koloniza Törü  
Şeyh Hasan Oner
İsmail Kaygusuz
Baskısı yok

Yayinevi/DiziYayinevi: Arkeoloji ve Sanat Yayınları
Baskı Tarih: 1983
Sayfa: 40

Bu kitaba oy verin:
Yorum Yaz


Bu kitaplar da ilginizi çekebilir

 
Kitap Hakında
 
Yorumlar
 
Yazarla Tanışma
Ürün Ayrıntısı
Yayinevi: Arkeoloji ve Sanat Yayınları
Dizi: Araştırma-İnceleme ve Belgeleme Dizisi

Baskı Tarih: 1983

Sayfa: 40

Boyut: 16cm x 23cm

Hamur: Ciltsiz

Etiket: Baskısı yok


Arka Kapak
Neden Onar köyü? Sorusunu yanıtlamakla başlamak içtenliğini göstermek gerekir. İnsanda zaman zaman içinden kopan, onu yönlendirmeğe zorlayan bir duygu vardır. İçsel sorumluluk diye adlandırmak istediğim bu içtepi adı geçen köyde doğup büyümüş ve yirmi iki yılımı orada geçirmiş olmamdan geliyordu. Çocukluğumda köyün çevresindeki bağlarda ve tarlalarda arkadaşlarımla oynarken topladığımız renkli, desenli eşsiz güzellekteki çanak-çömlek parçalarını yalancıktan para gibi kullanırken ve ne denli çok toplarsak o kadar kendimizi varlıklı saydığımız günlerde bu parçaların 5-6 bin yıl önce buralarda yaşayan insanların kap-kacağı olduğunu düşünmek olası değildi. Köyün güneyini baştanbaşa saran kayalıkta muntazam bir biçimde oyulmuş yirmiyi aşkın göz göz mağaraların içinde, bayram günleri halay çekip türkü çığırırken; duvarındaki renkli resimlerin karşısına, sekilere (klinelere) oturup birbirimize «Dev Masalları» anlatırken bu mağaraların 1700-1800 yıl önce aynı köyün yerinde oturan insan topluluklarının varlıklı kesiminin mezarları olduğunu bilseydik, adımımızı bile atmazdık korkudan. Çünkü bizler, acılı duyguları içeren ninnilerin yanısıra, öte dünya korkularını ve cehennemin korkunçluğunu yansıtan öykülerle büyütülmüştük... Kuzuların, oğlak ve danaların peşlerinde koştuğumuz günlerde oyuncaklarımız pırıl pırıl parlayan, içinde kendimizi gördüğümüz obsidian ve çakmak taşları; eski tunç boyalı keramikleri, desenli ağırşaklar ve prehistorik ezgi taşlarıydı.
(Kitabın Girişinden)