Netkitap
Üyelik Sipariş İzleme Alışveriş Sepetim Favorilerim
Sepetim (0) 
Kitap e-Kitap Kelepir Topluluk
ara
Kitap   Hece Yayınları   Felsefe Dizisi   Ernst Cassirer   Sembolik Formlar Felsefesi (3 Kitap)
 
Sembolik Formlar Felsefesi (3 Kitap)  
Dil
Mitik Düşünme
Bilginin Fenomenolojisi
Ernst Cassirer
Baskısı yok

Yayinevi/DiziYayinevi: Hece Yayınları
Baskı Tarih: Ekim 2005
Sayfa: 1410

Bu kitaba oy verin: (2 oy)
Yorum Yaz


 
Kitap Hakında
 
Yorumlar
 
Yazarla Tanışma
Ürün Ayrıntısı
Yayinevi: Hece Yayınları
Dizi: Felsefe Dizisi

Baskı Tarih: Ekim 2005

Sayfa: 1410

Boyut: 13,5x21cm

Hamur: Karton Kapak, 3 cilt, 2

Etiket: Baskısı yok


Arka Kapak
Dilin kaynağı ve doğasını soran felsefi soru, esas itibariyle varlığın kaynağının ve doğasının ne olduğu sorusu kadar eskidir. Çünkü dil ve varlığın, kelime ve anlamın henüz daha birbirinden ayrılmamış olması, felsefenin onları ayrılmaz bir birlik olarak görmesi, felsefe açısından dünyanın bütünü üzerinde ilk bilinçli refleksiyonu anlatır. Dilin kendisi bir refleksiyon temeli v şartı olduğu, felsefi "aydınlık" da ilkin dilin içinde ve dil vasıtasıyla geliştiği için, ilk zihin bilinci, dili daima verilmiş bir realite olarak fiziksel gerçeklikle mukayese edilebilir ve onunla aynı değerde olan bir "gerçeklik" olarak kabul etmiştir. Dilin dünyası, insan kendi bakışını bu dünyaya yönelttiği anda, aynı kesinlik ve zorunluluk içinde ve benzer "nesnellik" içinde ?ki şeylerin dünyası insanın karşısına bu nesnellikle çıkar- insnaı kuşatır.
Acaba mitosun dünyası her hangi bir şekilde teorik bilginin, sanatın ya da ahlaki bilincin dünyasıyla karşılaştırılabilecek bir olgu mudur? Ya da, mitosun dünyası en baştan, varlık öğretisi olarak felsefenin kendini uzak tutması, içine dalmaması ve kendini ondan daima açık ve biçimde ayrı tutması gereken görünüş alanına ait değil midir? Gerçekte bilimsel felsefenin tüm tarihi bu ayrılma ve çözülüp gitme konusunda birbirini izleyen kavga tarihi olarak incelenebilir... eğer mitosun kaynağı, "insan doğası"nın belirli temel eğilimlerinden doğru açıklanır ve mitosun gelişmesinde ilk baştaki nüve olduğu anlaşılan psikolojik kurallar gösterilirse, mitos o zaman kavranabilir.
Bilginin temel dürtüsü, yani varlığın örtülü sembolünü açma ve hakikati çıplak ve örtüsüz biçimde kendi önüne serme çabası olan dürtü, her zaman yeniden doğar. Dünyayı mutlak birlik olarak kavramak isteyen felsefi bakışın önünde, her çeşitlilik gibi özellikle sembollerin çeşitliliği de en sonunda eriyip gitmelidir; son gerçeklik, bizzat kendinde varlığın gerçekliği, görülebilir olmalıdır. Bütün zamanların metafiziği, hep bu temel problemin eşiğinde bulunmaktaydı... Felsefe tarihinin tamamı, içindeki bütün sistematik çelişkilere rağmen, okulların kavgaları arasında yolunu şaşırmadan, aynı yönü izlemiş gibi görünmektedir. Felsefe, öncelikle bu kendini onaylama eyleminde, yani gerçeklik bilgisinin asıl organı olarak bizzat kendisine duyduğu güvende kendini kurar.
E. Cassirer