Üye Girişi
Yeni Üye
Sıkça Sorulan Sorular
Sepetim
(0)
Yakında!
Konular
|
Çok Satanlar
|
Yeni Çıkanlar
|
Yayınevleri
|
Yazarlar
|
Yeni Çıkanlar Programı
|
Son Gezdiklerim
Sessiz Yığınların Gölgesinde
Sessiz ve Sedasız
Sessiz Tehlike Depresyon
Sessiz Tanık
Sessiz Sinema
Sessiz Savaş
Sessiz Oyun
Sessiz Ölüm
Sessiz Oda
Sessiz Kılıç 1. Kitap
Kitap
Doğu Batı Yayınları
Felsefe Dizisi
Jean Baudrillard
Sessiz Yığınların Gölgesinde
Sessiz Yığınların Gölgesinde
Toplumsalın Sonu
Jean Baudrillard
ŞİMDİ SATIN AL
Etiket: 8,00 TL
NetKitap Ederi:
6,40
TL
E-posta adresiniz:
Üyelik şifreniz:
Şifremi unuttum!
44280
Yayinevi:
Doğu Batı Yayınları
Baskı Tarih:
2003
Sayfa:
88
Indirim:
%20
Bu kitaba oy verin:
(8 oy)
Yorumları oku
Yorum Yaz
Paylaş
|
Bu kitaplar da ilginizi çekebilir
Kitap Hakında
Yorumlar
Yazarla Tanışma
Ürün Ayrıntısı
Yayinevi:
Doğu Batı Yayınları
Dizi:
Felsefe Dizisi
Baskı Tarih: 2003
Sayfa: 88
İndirim: %20
Boyut: 13,5x21
Hamur: Karton Kapak, 2
Etiket: 8,00 TL
NetKitap Ederi: 6,40 TL
Arka Kapak
"İş görebilen tek gönderenin adı yine sessiz çoğunluktur. Bütün güncel sistemler bu model üstünde iş görmektedirler. Varlığı artık toplumsal değil, istatistiksel olan bu kaypak kavramın ortaya çıkabildiği tek yer sondajlardır. Toplumsal adlı gökyüzünün ufkundaki hayal ya da toplumsalın zaten içinde bulunduğu bir ufkun simülasyonu. Sessiz çoğunluğun ya da kitlelerin düşsel bir gönderen olması, onun var olmadığı anlamına gelmez. Bunun anlamı sessiz çoğunluğun artık temsil edilemeyecek bir durumda bulunmasıdır. Kitleler artık bir gönderen olmaktan çıkmışlardır. Çünkü artık temsil edilememektedirler. Ses vermeyen bu kitleler sondajlar aracılığıyla sık sık yoklanmaktadırlar. Düşünceleri yansıtılmamaktadır. Yalnızca ne düşündükleri konusunda testler yapılmaktadır. Referandum (kitle iletişim araçları da sonsuz bir soru/yanıt referandumudurlar) politik gönderenin yerini almıştır. Oysa sondajlar, testler, referandum ve kitle iletişim araçları temsil edici bir sisteme ait tertibatlar değil, simülatif bir sisteme ait olan tertibatlardır. Artık amaçlanan şey bir gönderen değil, bir modeldir."
Son Eklenen Yorumlar
2 kişiden 1'si bu yorumu beğendi:
MARKSİZM'DEN KAPİTALİZM'E "BATI”NIN ÖLÜMÜ":
, 1 Nisan 2008
Gönderen:
Selim Çörekçi
(İstanbul / Türkiye)
"BEN KURAMSAL DÜZEYDE BİR TERÖRİST VE NİHİLİSTİM"
-JEAN BAUDRILLARD'LA SÖYLEŞİ / Oguz ADANIR
“Nihilist olmak, radikal bir alay ve şiddet yoluyla egemen sistemleri tahammül sınırlarına kadar zorlayıp, bu meydan okumaya kendi ölümleri aracılığıyla yanıt vermelerini ihtar etmekse, o zaman ben kuramsal düzeyde bir terörist ve nihilistim. Aynen başkalarının silaha sarılarak terörist olmaları gibi. Gerçeğin kendisi değil, kuramsal şiddet başvurabileceğimiz tek kaynaktır. Oysa bu bir ütopyadır.... Sistemin kendisi.de bir anlamda nihilisttir. Çünkü kendisini yadsıyanlar da dahil olmak üzere her şeyi ilgisizlik, kayıtsızlık kazanına boşaltmaktadır”. (J. Baudrillard, Sessiz Yığınların Gölgesinde..., s. 60)
“... ben sonuçta yöntembilim yerine sorunsal demeyi yeğlerim.. Dürüst olmak gerekirse, bir çalışma yöntemine sahip değilim. Yaptığım şey varsayımları, gidebilecekleri en uç noktaya kadar götürmektir. Eğer buna bir yöntem denebilirse? Belki de en uç noktaya kadar kuramsal radikalleştirme denebilir? Ben buna kuramsal bir şiddet diyorum. Tek yöntem bu.. ama buna bir yöntem denemez.” (s. 70)
“Daha çok şu (binaire) ikili karşıtlıklara karşıyım, Marksizm-Kapitalizm gibi. Artık şeylerin bu boyut içinde okunabileceklerini sanmıyorum. Artık gerçek mantığın diyalektik mantık değil “olasılaştırma mantığı” (logique de potentialisation) olduğuna inanıyorum. ... diyalektik ya da yöntemsel, karşıtsal ikili terimlerle çözümlemeler bana yetersiz gibi geliyor ve zaten başaşağı gidenler de bunlar oldu. Marksist düşünce de kapitalist düşünce de aynı şekilde çalışıyor. ...” (s. 72)
“... bugün Batı bir durgunluk aşamasındadır. Amaçlarını yitirmiş durumdadır. Nereye doğru gittiğini bilememektedir. Belki de bu yavaşlama diğerlerinin işine yarayacaktır. Belki de bu dinginlik, bu hız kesilmesi bir avantaj? Belki de onun olumlu bir şey olduğunu söyleyebiliriz? Batı’nın başarısızlığı bir yerde kendine rağmen bir çıkış yolu olarak kabul edilebilir. Bu da umut verici bir şeydir. Çünkü başarısızlık başka yolların varlığını haber verebilir. Belki de yeni modeller Batı kadar hırslı ve güçlü olamayacaklar. Çünkü Batı hâlâ güçlüdür. Ancak bir örnek olarak görülmesi sona ermiştir.” (s. 83-84)
(Kaynak: Jean Baudrillard, Sessiz Yığınların Gölgesinde Ya Da Toplumsalın Sonu, Çev. Oğuz Adanır, Ayrıntı Yayınevi, İstanbul, 1991)
WILLEM VAN REIJEN: "... Marx'ı takip ederek, Benjamin, pazar-temelli bir toplumda artık-kullanım değerinin (malların niteliksel belirleniminin) bir mesele olmadığını fakat değişim değerinin olduğunu ileri sürer. Emeğin ürünlerinin meta olarak sunulması onların değerinin düşmesiyle örtüşür -onlar fetişlere dönüşür. Bu çözümleme son zamanlarda Baudrillard tarafından radikalleştirilmiştir (1982). [Der symbolische Tausch und der Tod, München.] Metaların işaretlere dönüştüğü yerde, Horkheimer ve Adorno'nun belirttiği gibi (1947: 5), düşünceler zaten metalara ve dil de onların övgüsüne dönüşmüş olur. Bu değer düşmesinin bir maliyeti vardır; simge ve gerçeklik birbirine kavuşamayacak bir yarıkla birbirinden ayrılır. Gerçeklik ve kurgu ayrıştırılamaz hâle gelir. Benjamin'in Baudelaire'in şiirinde keşfettiği şey bu durumun sanatsal ifadesidir." (s. 178)
"... Rasyonel düşünce, siyaset ve kültür alanındakinden hiç de az olmayacak şekilde anlam alanındaki bir tiranlığı dile getirir. Nietzsche ve Heidegger’e atıfta bulunan bir eleştiri bu tiranlığı ve her bir ideolojiyi yok eder. İster toplumsal gerçeklik düzeyinde ister metin düzeyinde veya metnin kendisinde olsun, geleneksel olarak anlam ve düzen şeklinde görülen şeyler kendisini, şimdi kendini mutlak olarak yerleştiren bir öznenin gayri meşru tasarımı olarak gösterir. Anlamın yıkımı egemen anlam-verici bir kişi olarak öznenin yıkımına işaret eder. Anlam olduğu müddetçe, o –Derrida’nın düşündüğü gibi- bir yapının ürünüdür veya daha doğrusu ’Farklılık’ın, yani bir gecikmenin, işaretler arasındaki farklılığın bir ürünüdür." (s. 177-178) (Willem van REIJEN)
(Kaynak: Willem van Reijen, “The Dialectic of Enlightenment Read as Allegory”, “AYDINLANMANIN DİYALEKTİĞİ'Nİ ALEGORİ OLARAK OKUMAK”, Theory, Culture & Society, Vol. 5, 1988, pp. 409-429, Çeviren: H. Emre Bağçe (Editör), Frankfurt Okulu, Doğu Batı Yayınları, 2006, Ankara içinde, s. 167-188.)
***
JEAN BAUDRILLARD'LA SÖYLEŞİ / OĞUZ ADANIR
I.
O. Adanır: Yöntem olarak sosyo-semiyotiği kullandığınızı ileri sürebilir miyiz?
J. Baudrillard: Bir yöntem kullandığımı söyleyemem. Benim sosyoloji ile ilgilenmem biraz rastlantısal bir şekilde oldu (“özellikle de Henri Lefebvre aracılığıyla”). O zamanlar (“1968 öncesi demek istiyorum”) ben daha çok Barthes ile ilgileniyordum. Ancak onun ilgilendiğim yanı semiyolog yanı değil mitolog yanıdır. Bir şey söylemek gerekirse genel antropolojiyle ve psikanalizle sosyolojiden daha çok ilgilendiğimi söyleyebilirim. Benim sosyolojik bir yöntemim yok, bu da herhalde yaptığım işlerde ortaya çıkıyor... Semiyotiğe gelince onunla uzun bir süre ilgilendim. Hiçbir zaman semiyotikçi olmadığımı ileri süremem. Az önce sözünü ettiğim bütün dallarda enlemsine düşüp kalktığımı söyleyebilirim Onların özgün çalışma yöntemleriyle ilgilenmekten çok, bu bilim dallarını birbirlerine çarparak, onlara kısa devre yaptırarak ortaya nelerin çıkacağını görmek istedim Bu dallar konusunda yalnızca sorular sormak, şeylerin çözülmesi için yeni oyun kurallarının özellikle semiyotiğe getireceği yararları görmek istedim. Psikanaliz için de aynı şeyler söylenebilir. Ancak ben sonuçta yöntembilim yerine sorunsal demeyi yeğlerim.. Dürüst olmak gerekirse, bir çalışma yöntemine sahip değilim. Yaptığım şey varsayımları, gidebilecekleri en uç noktaya kadar götürmektir. Eğer buna bir yöntem denebilirse? Belki de en uç noktaya kadar kuramsal radikalleştirme denebilir? Ben buna kuramsal bir şiddet diyorum. Tek yöntem bu.. ama buna bir yöntem denemez.
O.A. : Sizce yöntemsizlik de bir yöntem değil midir?
J.B. : Evet, oyunun kuralıdır diyebiliriz.. Oyun böyle oynanıyor, ben de bu şekilde
kazanacağıma inandığımdan böyle oynuyorum. O zaman benim için gerekli olan şey bir oyun kuralıdır yoksa bir hesaplama yöntemi değil.
O. A. : Bütün göreceliğine karşın yapıtlarınızda sürekli olarak semiyoloji ile karşılaşıyoruz.
J. B. : Evet, semiyolojinin çalışmalarımda oldukça önemli bir yere sahip olduğu ve beni uzun bir süre güdümlediğini söyleyebilirim. Ancak bütün varlığına karşın yaklaşımın temelini oluşturan şey o değildir. Onun da fenomenoloji gibi bir olasılıktan ileri gidemeyeceği söylenebilir. Hatta ona bir tür anti-fenomenoloji diyebiliriz. Özellikle başlangıçta Communications dergisi, Barthes ve diğerleriyle ilgilenirken oldukça etkilendim. Gerçekten çok çekiciydi. Daha sonraları akademikleşmeye başlayınca o ilk çekiciliğini yitirdi. Semiyoloji olayının içine gerçekten girebilmek için bugün artık bir dilbilimci olmak gerekiyor. ... Kimin yönteminin en iyi yöntem olduğunu söylemeye gelince, dilbilimin hâlâ çok sağlam ve açık bir araştırma alanı olduğunu söyleyebiliriz. ... İşime yaramadığı gün onu da bırakabilirim. Umurumda bile olmaz. ... (s. 70-71)
...
O. A. : Güncel anlamlarında: Neo-Kapitalizm'i, Marksizm'i, Psikanaliz'i ve Yazınkuramı'nı aynı sepete koyuyorsunuz ve hiçbirine diğerinden daha çok acımıyorsunuz. Öyleyse sizce eleştirilecek iki sistem ve bunu yapmanın bir tek yolu mu var?
J. B. : Hangi sistemler?
O. A. : Neo- Neo-Kapitalizm'le Psikanaliz ve Marksizm'le Yazınkuramı?
J. B. : Bir şeyler söyleyebilmek oldukça güç. Yaşamımın bir döneminde ben de Marksizm olayının içinden geçtim. Hem de çok ciddi bir şekilde. Belki de ideolojik bir anlamda değil ancak gerek okuma gerekse varsayım açısından oldukça önemliydi (Kapital'in okunması). Bu olayın içinden çıkışımın olumsuz bir yönde olduğu söylenemez. Yaptığım eleştirlerde onu politik ve ideolojik sonuçlarına bakarak suçlamadım. Marx'ın varsayımları bana doğru olanlar gibi göründü. Bugün hâlâ şeylerin onun söylediği gibi olup bitmesi gerektiği düşüncesini yadsımıyorum. Bunun yanı sıra başka şeyler de oldu doğal olarak. Ancak onun düşüncelerini yadsımak ve sonuçlarına bakarak bağlamak yerine olasılaştırmak (potentialiser) gerekiyor. Hatta bu düşünceleri içinde bulundukları durumdan kurtararak radikalize etmek gerektiği düşüncesindeyim. Çünkü ancak bu şekilde hem Marksist hem de Kapitalist sorunsal aşılabilir gibi görünüyor. Ancak onları çöpe atmamak gerekir. Çünkü bu ikisini de aşan bir şeyler oldu ve her ikisi de onun yanında marjinal kaldılar. Beni ilgilendiren şey de zaten bu yeni değişiklik oldu. Onu nasıl adlandırabiliriz bilemiyorum... modern mi, post modern mi, simülasyon mu nasıl adlandıracağı da hiç önemli değil benim için. Ancak iki sisteme gelince sistem olmak istedikleri ölç üde onların eleştirisi de olasıdır.
O. A. : Sonuç olarak dogmalaştrırmalara karşısınız?
J. B. : Bütünüyle.. Daha çok şu (binaire) ikili karşıtlıklara karşıyım, Marksizm-Kapitalizm gibi. Artık şeylerin bu boyut içinde okunabileceklerini sanmıyorum. Artık gerçek mantığın diyalektik mantık değil “olasılaştırma mantığı” (logique de potentialisation) olduğuna inanıyorum. Şeyler artık yenileşmekte, etki alanlarının sınırına kadar gitmektedirler. Kapitalizmin şu anda hangi noktada olduğunu söyleyebilmek güçtür. Çünkü yenileneli (kendi kendini aşma biçiminde bir yenilenme) epey oluyor. Artık Matrksisit tanımlamayla bile kapital eski kapital değildir. Marksizm için de aynı şey söylenebilir. Bana kalırsa olayların gelişmesinde bir tür abartma oldu ve bu yüzden de diyalektik ya da yöntemsel, karşıtsal ikili terimlerle çözümlemeler bana yetersiz gibi geliyor ve zaten başaşağı gidenler de bunlar oldu. Marksist düşünce de kapitalist düşünce de aynı şekilde çalışıyor. Bir tür anlam üreten kavramların kullanım değeri ve ayrımlayıcı karşıtlıklar, her şeye karşın yine de oldukça başarılı sayılırlar (gerçekte hiç de başarılı değilller ya!). Çünkü insanların kafasında oldukça iyi iş görüyorlar. Bütün bunlar bir ölçüde çöktüler ve bu yüzden de insan bir yerde kurama oranla çok daha kötü ve usa aykırı etkilemeler olup olmadığı soruyor kendi kendine. Benim için örneğin, akla ilk gelen soru Tüketim oldu. Bu yüzden de ekonomik ve Marksist bir çözümlemeye girişince işin içinde başka şeylerin de bulunabileceğini gördüm. Çok büyük bir şey sayılmaz ancak yine de bir şeyler vardı. Doğal olarak Tüketim terimini kırıp parçalama ve içinde neler olup bittiğini görme koşuluyla. Bu anlamda ele alındığında bir semiyolog olmadığımı söyleyebilirim.. Beni ilgilendiren şey anlam üretiminden, göstergelerden iyi yararlanmadan, onların gerçekten nasıl işlediklerini anlamadan çok göstergelerin kötü etkileri, onların sapkın sonuçları olmuştur. Ve bu anlamda kendimi bir semiyolog olarak görmüyorum. Çünkü semiyologlar genelde iyi bir gösterge antropoloğudurlar. Dediğim gibi beni ilgilendiren şey göstergelerdeki coşkunluk ve taşkınlıktı. (s. 72)
...
O.A. : (Toplumsal) “Okuma Kodlarının” değiştirilmesine büyük önem veriyor ve “Yeni okuma kodları getirmek gerekir” diyerek New York'taki Porto Rico'luların ve Zencilerin hareketlerini örnek olarak veriyorsunuz. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz?...
J.B. : O sıralarda (1976) kod'dan bu şekilde söz ettiğim bir gerçek. Ancak bugün aynı şeyleri söyleyebilir miyim bilmiyorum. ... Eğer var olan koda egemen değilsek yenisini bulmak gerektiğine inanıyordum. Eğer kod terimini bırakmak gerekiyorsa belki de çok eskidiği içindir.. belki de yeni oyun kuralları bulmak gerekiyor... Kod sözcüğü aynı zamanda semiyolojik okuma ve çözmeye doğrudan bağlıdır. Hangi kod olursa olsun aynı düşünce geçerlidir... Düşüncelerin çoğullaştırılması, şeylerin merkezlerinin kaydırılması, vs. Bütün bunlar iyi, güzel ancak ben bu çoğullaştırmanın şeylerin merkezini parçalayıp dağıtabileceğinden pek o kadar emin değilim.... Beni ilgilendiren şey.. ancak.. bu.. belki de bir ütopya, her türlü simgesel düzene boyun eğmeyen her şeydir. Benim simgesel olarak nitelendirdiğim şey biraz da budur. Her türlü koda boyun eğmeyen şeydir bu.... Şimdi bir kodu, bir diğerine karşı kullanmanın pek bir yerlere götürebileceğine inanmıyorum. Bütün bunlara evet, ancak önemli olan bu değildir. Çünkü olaylar gerçekte acaba kodlara boyun eğiyorlar mı? Acaba arada başka bir şeyler yok mu? Beni ilgilendiren şey az önce söylediğim gibi her türlü simgesel düzene boynu eğmeme olayıdır diyebilirim. Örneğin “Seduction” adlı yapıtımda bundan söz ediyorum. Çünkü “baştan çıkarma” her türlü simgeselliğe ya da onun oluşmasına karşı geliyor.
O.A. : (Özellikle “soyut sanat” konusunda) Sanat'ın öldüğünü söylüyorsunuz. Açıklamanızı biraz genişletebilir misiniz?
J.B. : Orada (1976) Sanatın Ölümü sorununu pek çok şeyin ölmüş olduğu anlamda ele alıyorum.
... Sanat artık klasik geleneksel sanat için söylendiği gibi, yeniden canlandırma aracılığıyla estetik bir zevk alma değildir. Bir tür yok oluşun büyüsü gibi bir şey bu. Ancak onun kendi kendini yadsıdığını Hegel çok daha önce söylemişti. Bunu Baudelaire de söyledi. (s. 73-74)
...
O.A. : “Sessiz Yığınların Gölgesinde ya da Toplumsalın Sonu” adlı yapıtınızda bir toplum biçiminin sonunu haber verirken, aynı zamanda yeni bir toplumu ya da yeni bir toplum biçimini müjdelediğiniz söylenebilir mi?
J.B : Burada söyleyecek bir şeyim yok. Bir başka toplum biçimi nasıl olabilir bilemiyorum...
O.A. : Bu tırnak içinde ya da mecaz anlamda ‘ölmüş’ dediğimiz toplumdan çıkacak olan yeni bir toplum diyebiliriz belki?
J.B. : Bir başka toplum biçimi konusunda konuşmak istemiyorum. Kuşkusuz kimi perspektifler elde edilebilir, ancak bu daha önceden başka çözümleme yöntemlerine dayanıldığında yapılabilir. Örneğin Marksist bir yöntem başka bir toplum tipi düşletebiliyor. Bu konuda söyleyebilecekleri çok kısıtlı. Zaten temelde bana yöneltilen eleştiri de bu. Şeyler konusunda çok kötümser ve onların bir felaketle sonuçlanacağı (catastrophique) görüşüne sahip olduğum söylenir. Kesinlikle kötümser değilim, felaketle sonuçlanma görüşüneyse evet diyorum....” (s. 76)
...
O.A.: “Yazınkuramı” (Poétique) adlı nesneye Freudo-Marksist bir açıdan yaklaşan Tel Quel'cileri acımasız bir şekilde eleştiriyorsunuz, neden?
J. B. : Şu anda neler yaptıklarını bilmiyorum, ancak o zamanlar her şeyi üretilebilirlik (productivité) terimi altına yerleştirmişlerdi. Dilyetisinin üretilebilirliği ki, bu da bana ideolojik bir biçimin biraz aşırı genelleştirilmesi gibi görünmüştü. Her şeyi üretim göstergesi altına sokmak gibi. Sanki dilyetisi, üretimden yola çıkıldığında bir devrime neden olabilirmiş gibi. Barthes bile bir ara bundan etkilenmiş ve bu alanda onlarla flört etmişti. Bakış açıları bana aşırı pişmiş ve doğmatik görünüyordu. Hepsi bu. Üstelik Artaud, Bataille gibi çok sevdiğim insanların üstüne çullanmalarını görmek canımı sıkıyordu. Kristeva'nın yaptığı şeyler iyi ancak oldukça ağır ve nesnesini ezip geçen bir yöntem. Ancak Tel Quel'in insanlarına karşı kesinlikle önyargılı değilim. Onlara karşı duyduğum duygular, o kendilerinden emin olmaları ve entelektüel küçümsemelerini sevmememden ileri geliyordu. Üstelik çok kurnaz bir şekilde rüzgâra uyarak yön değiştirmelerine kızıyordum. Onlarla özel bir ilişkim olmadı. Kristeva'nın yaptıklarnı P. Sollers'in yaptıklarından daha çok seviyoruım. Sollers'in üretim biçimini tatsız tutsuz doğallıktan uzak ve yüksek sosyete işi gibi görüyorum. Bu konuda kişisel bir değerlendirmem yok. (s. 77-78)
...
O. A. : Genel semiyoloji konusunda onun öldüğünü söyleyeceğinizi sanmıyorum ancak, belki de sınırları olduğunu ve onları aşmaması gerektiğini söyleyeceksiniz.
J. B. : Ben daha çok kendi sınırlarını aşarak riskleri göze almasını öğütleyeceğim. Belki de bu riskleri göze aldığında yok olma tehlikesiyle karşı karşıya gelecektir. Ben şeylerin ortadan kalkmasından yanayım ancak felaketle sonuçlanabilecek bir yok oluş değil bu. Kendi yok oluşlarını oynamlılar (bilimler), kendi varlıkları konusunda sorular sormalılar. Başarısızlığa uğramayı kabul etmeliler. Çünkü bence işte bu andan itibaren olay ilginçleşmeye başlamaktadır. Oysa bilim dallarının pek çoğu bu olanaklara sahip değildir. Örneğin psikanaliz bir bunalım içinde bulunmakla birlikte gerçek anlamda bir patlama yapamadı ve bu bunalımdan yararlanamadı ya da bunu ayıp örtercesine yaparak şeyleri dengelemeye çalıştı. Semiyolojiye gelince ona ne diyebileceğimi bilmiyorum. Sosyoloji derseniz ortadan kalkmalıdır diyebilirim, çünkü daha uzun bir süre ortadan kaldırılmayacağını biliyorum. (s. 80-81)
Paris, Eylül 1982
Yanıtla
Bu yorumu doğru buluyor musunuz?
Yanıt:
Bilgisiniz
Adınız:
E-posta:
Bulunduğum Yer:
Jean Baudrillard
Yazarın diğer kitapları
Cool Anılar 3-4 (1990-2000)
Çaresiz Stratejiler
Tekil Nesneler
Sanat Komplosu
Nesneler Sistemi
Gösterge Ekonomi Politiği Hakkında Bir Eleştiri
Cool Anılar V
Bir Parçadan Diğerine
Şeytana satılan Ruh
İmkansız Takas
Tüketim Toplumu
Simülakrlar ve Simülasyon
Tam Ekran
Üretimin Aynası
Simülakrlar ve Simülasyon
Yazarın bütün(28) kitaplarını göster
Yaşam Öyküsü
29 Temmuz 1929'da, Reims - Fransa'da bir devlet memurunun çocuğu olarak doğdu. Sorbonne Üniversitesi'nde Almanca okudu, ailesinde üniversiteye gitmiş olan ilk kişiydi. Mezun olduktan sonra bir süre eğitim kurumlarında Almanca öğretmiştir. 1950-1960lardaki bu dönemde, Cezayir sorunu yaşamını ve düşüncesini fazlasıyla etkilemiştir. Almanca öğrettiği bu dönemde doktora tezine de (sosyoloji üzerine) devam etti. 1966'da doktora tezini bitirdi, tezinin başlığı "Thèse de troisième cycle: Le Système des objets" idi. 1966 yılının Eylül ayında Université de Paris-X Nanterre'de (Nanterre Üniversitesi - Paris-X) asistan oldu. 1968'deki öğrenci eylemlerinin etkisinde kaldı, Yapısal Marksizm ve medya teorileri ile ilgilendi. 1972'de aynı üniversitede, profesör olarak, sosyoloji öğretmeye başladı. Ama, 1987'de okulu bıraktı. 1987'dan 1990'a kadar Université de Paris-IX Dauphine'de (Dauphine Üniversitesi - Paris-X) görev aldı. 2001 yılında ise European Graduate School'da kültür felsefesi profesörü oldu. Bugün hâlâ bu görevine devam etmektedir.
Çalışmaları
Bugünün siyasi ve ideolojik akımlarını reddetmesi ününün artmasına neden olmuştur. Bugüne kadar bir çok önemli çalışmaya imza atmıştır. Simülasyon kuramını oluşturmuş, kitle zihni üzerine çarpıcı satırlar yazmıştır. Tüketim üzerine düşünceleri ve yapıtları ise onun ününe ün katmıştır. Medya ve kitle iletişim araçlarına dair eleştirileri de diğer düşünceleri kadar çarpıcıdır. Birinci Körfez Savaşı üzerine yaptığı açıklamalarla, Körfez Savaşı'nın oluşumunu ve etkilerini entelektüel bir açıdan farklı bir şekilde yorumlamıştır.
İlgili Konular
İnsan ve Toplum - Toplum Psikolojisi
Felsefe ve Düşünce - Yakınçağ ve Modern Felsefe
Sosyal Bilimler - Toplumsal İncelemeler
İlgili Konulardan Kitaplar
Çingenelerin Kitabı
Palancı Yakup
Türkiye Barışını Arıyor
Kitapla İlgili kişiler
Oğuz Adanır (Çeviren)
Geçtiği diğer
32
yapıtı görmek için Tıklayın.
Yayınevinin Diğer Kitapları
Doğu Batı Yayınları
için
93
yapıt bulunmaktadır.
Aynı Diziden:
Marx ve Hegel Üzerine Çalışmalar
Kültür Bilimleri ve Kültür Felsefesi
Kendileri ile Savaşanlar: Kleist, Nietzsche, Hölderlin
Heidegger
Gilles Deleuze
Dört Adalı
Daha
Edebiyat
Roman
Tarihi Roman
Roman ve Öykü
Çizgi Roman
Tarih
Uygarlık Tarihi
İslam Tarihi
Araştırma ve İnceleme
Osmanlı ve Öncesi
Çocuk Kitapları
Fantastik
Edebiyat
Eğlenceli Eğitim Kitapları
Felsefe ve Düşünce
Yakınçağ ve Modern Felsefe
İslam Felsefesi
Düşünce Tarihi
Antik Felsefe
Politika
Siyasi İdeolojiler
Devlet Güçleri ve İstihbarat Örgütleri
Gazeteci Kitapları
Devlet Yönetimi
İnsan ve Toplum
Kişisel Gelişim
Psikiyatri ve Psikanaliz
Kişilik ve Zeka
Din
Dinler Tarihi
Din Felsefesi
Hıristiyanlık
Araştırma
Akademik
Yabancı Dil Eğitimi
Sınavlara Hazırlık Kitapları
Diğer
Gramer ve Dilbilgisi
Kültür Sanat
Tiyatro
Resim ve Resim Üzerine
Sinema
İslam
Kuran ve Kuran Üzerine
Tasavvuf/ Mezhepler/ Tarikatlar
İslam Tarihi
İslam Felsefesi
Genel Konular
Büyü, Gizem. Parapsikoloji ve Kehanet
Belgeseller
İnanışlar ve Fraksiyonlar
Biyografi ve Otobiyografi
Bilim
Popüler bilim
Matematik ve Geometri
Doğa Bilimleri
Aile ve İnsan
Anne Baba Kitapları
Aşk ve Yaşam
Çocuk
Ebeveyn
Ekonomi ve İş Dünyası
Kariyer
Finans
İşletme/ Muhasebe/ Pazarlama
İktisadi Düşünceler ve Teoriler
Referans
Kişisel Gelişim
Kaynak Kitap
Gazeteci Kitapları
Gezi ve Turizm
Ülke ve Kent Rehberleri
Rehber
Genel Konular
Kentler
Kampanyalar
Türk Düşünürleri
Tatil Kitapları
Sağlıklı Yaşam
Hobi ve Eğlence
Bulmaca ve Bilmece
İçecekler Gurme ve Yemek Kitapları
Mizah
Hayvanlar ve Bakımı
Anasafya
Yeni Çıkanlar
Çok Satanlar
Konu Başlıkları
Yayınevleri
Topluluk
Üyelik
Favori Listem
Alışveriş Sepetim
Sipariş İzleme
Sıkça Sorulan Sorular
Çok Satanlar RSS
Yeni Çıkanlar RSS
NetKitap'ta belli başlı tüm kredi kartlarıyla peşin ve taksitli, kapıda ödeme veya banka havalesi/eft ile alışveriş yapabilirsiniz.
Destek için lütfen üyelik bölümündeki formu kullanın.
Sıkça sorulan sorulara
ulaşmak için tıklayınız.
Netkitap
Babıali Caddesi No:14 Cağaloğlu/İstanbul - Türkiye
Tel : (0212) 527 79 36 - (0212) 527 79 82
Fax : (0212) 513 29 71
© Netkitap 1998-
2012