Netkitap
Üyelik Sipariş İzleme Alışveriş Sepetim Favorilerim
Sepetim (0) 
Kitap e-Kitap Kelepir Topluluk
ara
Kitap   E Yayınları   Sözlük Dizisi   Esat Korkmaz   Simgeler Sözlüğü
 
Simgeler Sözlüğü  
Esat Korkmaz
ŞİMDİ SATIN AL
Etiket: 90,00 TL
NetKitap Ederi: 72,00 TL
telefondan alışveriş 102432

Yayinevi/DiziYayinevi: E Yayınları
Baskı Tarih: Haziran 2010
Sayfa: 1339
Indirim: %20

Bu kitaba oy verin:
Yorum Yaz


 
Kitap Hakında
 
Yorumlar
 
Yazarla Tanışma
Ürün Ayrıntısı
Yayinevi: E Yayınları
Dizi: Sözlük Dizisi

Baskı Tarih: Haziran 2010

Sayfa: 1339

İndirim: %20

Boyut: 17 x 23 cm

Hamur: 1

Etiket: 90,00 TL

NetKitap Ederi: 72,00 TL


Arka Kapak
Simgelerin de bir "amacı" vardır: Zamanın tersine çevrilmezliğine "başkaldırmak" ve insanı, tanrıların mitsel kahramanların başlangıç zamanına "taşımak", geçmişi "yakalamak" geleceği "kurmak" gibi. Çoğunluk "sömürü düzeninde tüketilemeyen", ne olduğu kendi "sessizliğinde saklı" bulunan, yeri zamanı geldiğinde dışa vuracak olan "hiçliğin" kimliklendirilmiş biçimleri olarak çıkarlar karşımıza simgeler. Bir şeyin nasıl varlığa geldiğini nasıl beslenip büyütüldüğünü anlatan karmaşık birer "kültür gerçekliğidir"ler. Her şeyin insanla "konuşmasını" sağlayan "şifre alfabe" nin harfleridir bir bakıma ya da "hiçliğin çocuklar"; eyleme geçtiklerinde, yani güncellendiklerinde "yaşamın sertliğini alırlar" ve dünyayı bizim için daha "yaşanılası bir yer" yaparlar.

İnsanın bireysel özü, kendi "içindedir" ama onun bilinebilmesi için kendi dışıyla "nesnel" ilişkiye girmesi koşuldur; çünkü bireysel öz, nesnel ilişkide "okunabilir" : bu yolla bireysel öz, kendini "toplumsal öze taşır": toplumsal öz, "yok sayılmamak" için sevgi, acı, neşe, v.b duygu düşünce durumlarıyla kendini "simge" biçiminde güncelleştirir: artık o, "yadsınmaz" bir toplumsallıktır.

Hiçbir şeye sahip olmayan insan önce kendi "varlığını" taşımasını öğrendi; sonra doğanın dilini, yani "simge dilini" duyular yoluyla çözdü: Gökyüzünün berraklığında "sevgi-aşkı" siyahlığında "korku"yu gördü. Rüzgarın alçalıp yükseldiğinde, yıldızların yanıp sönüşünde, gündüz ile gecenin yer değiştirişinde "hikmeti" aradı. Doğanın çıkardığı her seste simgeleri keşfetti; simgelerin tamamında sözün "sırrına" erdi. Evreni "küçük bir nokta"ya, küçük bir nokta olarak algıladıkları kendilerini "verene" dönüştürdüklerinde "sonsuz boşluktan" ya da varlıkların özünden hakikat üretti."

Hakikatin izinde "varlığın da yokluğun da bir olduğunu" ya da iyilik ile kötülüğün eş olduğunu" öğrendi.

Yaşamdan uzaklaşırsan "simge" senden sakınır; "hiçlik" seninle alay eder; yaşam kendi oyununu oynadığında "hiçlik" simge "doğurup" kendi geleceğini seyreder; yaşamın kendi oyunu "ölüm" tarafından kuşatılmış bir sahnede oynanan bir "trajedidir" çoğunlukla. Bu trajedide her simge "tutunulacak bir daldır.