 |
 |
|
 |
 |
Konular:
Kişiler ve Yayınevi:
|
 |
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Sokrates'in Savunması
| Fiyat: | 4,00 TL
| |
M.Ö. 399 yılında, Beşyüzler Meclisi, gençlere kötü örnek olması suçlamasıyla Sokrates'i 220'ye karşı 281 oyla ölüme mahkum etti. Mahkeme karşısınıda verdiği savunma, Platon'un kaleminden tarihin en önemli metinlerinden biri haline gelmiştir. Platon, onu okuyanlar için büyük bir zevk, hatta büyük bir neşe kaynağıdır. Onun, eşsiz bir şekil mükemmelliği ile yine eşsiz bir düşünce derinliğinin birleşmesinden oluşan diyalogları, zaman aşımına kafa tutarcasına günümüze kadar gelmişlerdir. Platon'un eserleri hiç yaşlanmamış, tazeliğini ve canlılığını -uzak bir geçmişte ilk yazıldıkları günlerdeki gibi- korumuşlardır. Sokrates'in yurttaşlarını rahatsız eden, hattâ sabırlarını taşırtıp öfkelendiren soruları: Erdem nedir? Cesaret nedir? Dindarlık nedir? Ne demeye gelir bu deyimler ve bunlar gibi daha birçokları? Günümüz insanları için de aynı derecede rahatsız edici ve akıl karıştırıcı sorulardır.
Çeviren: Niyazi Berkes - 46 sayfa, 2. hamur, ISBN: 978-605-4177-76-9; Boyut: 12cm x 19cm; Baskı Tarihi: 2001 Özgün Dili: Fransızca Fiyat: 4,00 TL
Yazarın Diğer Kitapları |
 |
 |
 |
| |
Devlet, Gün Yayıncılık |
Devlet, Kaynak Yayınları |
Devlet, Sosyal Yayınlar |
Devlet, Türkiye İş Bankası Yayınları |
Devlet Adamı, Sosyal Yayınlar |
Diyaloglar 1, Remzi Kitabevi |
Diyaloglar 2, Remzi Kitabevi |
Epinomis, Sosyal Yayınlar |
Euthydemos, Sosyal Yayınlar |
Gorgias, Türkiye İş Bankası Yayınları |
Gorgias (Ciltli), Türkiye İş Bankası Yayınları |
Kratylos, Sosyal Yayınlar |
Kritias, Sosyal Yayınlar |
Kriton, Can Yayınları |
Küçük Hippias, Sosyal Yayınlar |
Lysis / Lakhes, Sosyal Yayınlar |
Meneksenos, Sosyal Yayınlar |
Menon, Gündoğan Yayınları |
Minos, Sosyal Yayınlar |
Parmenides, İmge Kitabevi Yayıncılık |
Phaidon, Sosyal Yayınlar |
Phaidon, Gündoğan Yayınları |
Protagoras, Sosyal Yayınlar |
Seçmeler, Morpa Kültür Yayınları |
Siyaset ve Retorik, İz Yayıncılık |
Sofist, Sosyal Yayınlar |
Sokrates'in Savunması, Sosyal Yayınlar |
Sokrates'in Savunması, Devin Yayınları |
Symposion, Sosyal Yayınlar |
Şölen, Türkiye İş Bankası Yayınları |
Timaios, Sosyal Yayınlar |
VII. Mektup, İdea Yayınevi |
Yasalar 1, Kabalcı Yayınevi |
Yasalar 2, Kabalcı Yayınevi |
|
|
 |
|
 |
|
|
|
|
Bu kitaplar da ilginizi çekebilir |
|
|
| ANTİK FELSEFEDE SOKRATES: | Gönderen: Selim Çörekçi 2 Mayıs 2007 Salı - İstanbul / Türkiye | | “BATININ EN SAF DÜŞÜNÜRÜ” NEDEN KENDİSİ HİÇBİR ŞEY KALEME ALMADI?
“Sokrates’e büyük hayranlık besleyen dostlarından biri, Khairephon Delphoi’daki tapınağa giderek, Tanrı elçisine “Bu dünyada Sokrates’ten daha bilge biri olup olmadığını” sormuştur. Dostu Sokrates’in tüm insanların en bilgesi olduğunu bildiren Tanrı sözünü kendisine iletince, filozof ilk başta derin bir ruhsal bunalıma düşer. Zira bir tarafta doğruluğundan asla kuşkulanılamayacak olan Tanrı sözü, diğer tarafta ise kendisinin kendi özüne dair en az bu kadar açık olan bilgi, yani “hiçbir şey bilmediğinin” bilgisi bulunmaktadır. Sokrates bunalımdan kurtulabilmek, çelişkiyi biraz olsun hafifletebilmek için, kendisinden daha bilge birini bulmak üzere, yollara düşer ve politikacılara, ozanlara ve zenaatkârlara giderek insanları sorgulamaya başlar.” (Ahmet Cevizci, İlkçağ Felsefesi Tarihi, Asa Kitabevi, Bursa, 2001, s. 104.)
"... Bu söylenenleri duyduğumda kendi kendime şöyle dedim: "Tanrı dünyada neyin olmasını istiyor ve nasıl bir bilmece ortaya koyuyor [ti pote legei ho theos, ...]? Zira ben ne az ne de çok akıllı olmadığımın farkındayım. O halde, beni en akıllı olan olarak ileri sürmekle neyi amaçlıyor? Tanrı kesinlikle yalan söylüyor olamaz, zira böyle birşey onun için mümkün değildir"" (Antik Hermenötik, s. 89)
“… Platon’un kendi yorumuna göre … öyküdeki [mağara alegorisi’ndeki] anlatı herkesin bekleyebileceği gibi, bir kimsenin mağaradan yükselişiyle eriştiği en yüksek aşamanın tasviriyle sona ermez. Tam tersine özgür insanın mağarada hâlâ zincirlere vurulu kimselerin yanına dönüşünün hikayesi de “alegori”ye dahildir. Şimdi özgür insan mahkumları kendilerine apaçık olandan çevirip, mağaradan çıkararak en aşikar olana yöneltmektedir. Fakat bu zincirlerden kurtarıcı artık mağarada yolunu bulamaz.. Burada hakim (standart) doğrunun ezici gücüne, yani sıradan “gerçekliğin” yegane gerçeklik olarak tanınma talebine teslim olmak tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu özgürleştirici öldürülme ihtimaliyle –Platon’un “hocası” Sokrates’in akıbetiyle bir gerçeğe dönüşen ihtimaldir bu- karşı karşıyadır.”
(Martin Heidegger, “Palton’un Hakikat Doktrini”, Metafizik Nedir?, Der. Ahmet Aydoğan, İz Yayıncılık, İstanbul, 2001, s. 99-100.)
“Filozoflar bu devletlerde kral, ya da simdi kral, önder dediklerimiz gerçekten filozof olmadıkça, böylece aynı insanda devlet gücüyle akıl gücü birleşmedikçe, kesin bir kanunla herkese yalnız kendi yapacağı iş verilmedikçe, sevgili Glaukon, bence bu devletlerin başı dertten kurtulmaz.”
(Platon, Devlet 473d-e, Ahmet Cevizci, İlkçağ Felsefesi Tarihi, Asa Kitabevi, Bursa, 2001, s. 172-173.)
“İnsanın özünü, gerçek benliğini teşkil eden akıl, bilgiyi arar, hakikat ve güzelliğin peşine düşer. Önce matematik, sonra da diyalektik yoluyla ideal gerçekliğe erişir. İyi İdeasını bilgi ve gerçekliğin ötesine yerleştirerek, etiği metafizikten daha fazla önemsediğini gösteren Platon’a göre, ideal gerçekliğe nüfuz eden, hakikatle tanışan için, İyi İdeasına [Tanrı] yükselme, … imkânı bile vardır.”
(Ahmet Cevizci, İlkçağ Felsefesi Tarihi, Asa Kitabevi, Bursa, 2001, s. 170.)
"… Her devletin, her yaşayan varlık gibi, kendine öz bir dili vardır: demokrasi, oligarşi monarşi, hep başka başka dillerde konuşurlar. Birçok kimseler bunları bildiklerini söylerler ama, gerçekte – birkaç kişiyi bir yana bırakalım – bu dilleri anlamaktan bir hayli uzaktırlar. Tanrı ve insanlarla olan münasebetlerinde, kendi dilini kullanan, eylemlerini de buna uyduran her devlet gelişir, yerinde kalır; başka bir dil taklit edecek olursa, ortadan kalkar. …" (Eflâtun, Mektuplar, Çev. İrfan Şahinbaş, M.E. B. Yayınları, 1997, İstanbul, s. 22.)
"… Ontoloji de etik de varlıkla [olmakla] temasını kaybetmiş olan düşüncenin ürünleridir, "Olmanın hakikati düşüncesine göre, felsefenin bu disiplinleri kadük kalıyorlar." (Heidegger) (LH, s. 114) (s. 66)
"Homeros'un kullandığı biçimiyle eon [olan] ve eonta [olanlar] gramatik açıdan hem fiil hem de ad olabilen sözcüklerdir. (EGT, 32) [Heidegger] Eon, hem bir olan olmayı anlatmak için, hem de bir olanın adı olarak kullanılabiliyor. İşte bu ikilikte, "olmak" ile "olan" arasındaki fark, ontolojik fark gizleniyor. Varlığın bilmecesi burada olduğundan Batı'nın kaderi, eon sözcüğünün nasıl çevrileceğine bağlıdır. (EGT, s. 33)
Homeros'un şiirinde "eonta" şimdi mevcut olan anlamına gelmiyor yalnızca, geçmişte mevcut olmuş olanlar ve gelecekte mevcut olacakları da kapsıyor. "Şimdi" sözcüğü, Almanca "gegenwarig" sözcüğü ile karşılanır. Heidegger "gegend" sözcüğünde "bir açıklık", "açık alan" manasını buluyor. (EGT, s. 34) Gizlilikten açıklığa giren ve açıklıktan gizliliğe rücu eden her şey işte bu alanda takılıyor bir süreliğine. Ancak bu açıklıkta mevcut olmaya, mevcut olamayan da dahildir. Mevcut olamayan, namevcut olan demektir. Onu, mevcut olana göndermeyle anlamak gerekir. Namevcut olan bir şey de bu anlamda mevcuttur, …" (s. 74-75)
"Bir şeyin varlığı, onun nesneliği ile tükenmez." (LH s. 109) (s. 59)
"… logos'la tarihselciliğin ötesinde bir ilişki nasıl kurulabilir? … Keyfi bir çeviri yapmaktan nasıl kurtulacağız?" (EGT s. 19) (s. 73)
"Bu etik, yalnızca başkasıyla, öteki insanla ilişkiye dair bir etik değil; … Ama bunda temel bir hata yok mu? …") (s. 82)
(Zeynep Direk Akay, "Değerlere Karşı Düşünce ve İlgi Etiği", Bilgi ve Değer, editör: Şahabettin Yalçın, Vadi Yayınları, Ankara, 2002, s. 49-82.) [Heidegger'in eserleri: LH: Hümanizm Üzerine Mektup, EGT: İlk Dönem Grek Düşüncesi]
"... Cratylus'da -delice söz oyunları ve saçma etimolojiler arasında- Sokrates, logosun "herşeyi anlamlı kılmaya [ta pan sêmainei]" muktedir olduğunu fakat şeyleri devamlı döndürüp durduğu için aynı zamanda şeyleri kavranmaası zor hale getirdiğini söyler, "ayrıca ikiyüzlüdür, hem gerçek hem sahtedir [kai esti diplous, alêthes te kai pseudos]" (s. 81)
"Diyalektik konuşma arkadaşlar arasında özel olarak yapılacak ve belki de sessizce yapılacak bir konuşmadır. Bu sessizce konuşma şekli, Sokrates'in dianoia ya da tefekkür olarak tanımladığı bir konuşma tarzıdır: ortaya çıkan herhangi birşeyle ilgili olarak şu ya da bu yolla bir kanaate ulaşmak için "ruhun kendi kendisiyle yaptığı konuşma"dır" (s. 87)
"Ebelerle ortak yanım şudur: hikmet açısından kısırım, bu yüzden, başkalarını sorguladığım halde hiçbirşeyi cevaplayamayışımla ilgili olarak bana sık sık yöneltilen sitem haklı bir sitemdir; bunu nedeni de şudur: Tanrı beni ebe olarak davranmaya zorluyor ve fakat doğurmama izin vermiyor" (150c-d; Loeb çev.)." (s. 80)
"... Bir yanda, Parmenides'in şarkısında Var-olma ve Var-Olmama ile ilgili olarak tanrıça Dikê'nin söylediği söz vardır: Söylenecek ve düşünülecek [legein te noein] şey muhakkak var olacaktır: zira o var olmak içindir, hiçbir şey ise böyle değildir." (s. 61)
"... Sokratik ilke ... hiç kimse isteyerek yanlış yapmaz ..." (s. 64)
"... Dediğim gibi, onlar az sayıda doğru şey söylediler ya da hiç doğru söylenmediler; fakat benden hakikat dışında hiçbirşey duymayacaksınız ..." (Sokrates)
(Kaynak: Gerald Bruns, Antik Hermenötik, CeV. İhsan Durdu, Yeni Zaman Yayınları, '2001)
"28e'de: Tanrı bana, inandığım ve anladığım şekliyle, hayatımı felsefeyle geçirme ve hem kendimi hem de başkalarını sınama görevi verdi. ..." (Antik Hermenötik, s. 92)
"30a'da: Zira bilin ki tanrı bana bunu yapmamı emrediyor ve ben inanıyorum ki, bu şehirde, benim Tanrıya verdiğim bu hizmetten daha iyi birşey bugüne kadar gerçekleşmedi ..." (Antik Hermenötik, s. 92)
"33c'de: Fakat, öyle inanıyorum ki, kehanetler, rüyalar yoluyla ve ilahî kudretin bugüne kadar herhangi bir insana herhangi bir şeyi yapması için emrini iletmek için kullandığı her şekilde, Tanrı, bunu yapmam için emir vermiş bulunuyor." (s. 92-93)
(Sokrates'in sözlerini nakleden: Gerard Bruns, Antik Hermenötik, Çev. İhsan Durdu, Yeni Zamanlar Yayıncılık, İstanbul, 2001)
“Heidegger’in Fena-ve-Beka alemlerinin veya Kreatif alemin “dünyalaşması” yaklaşımı, İlk Greklerin gayb-beyanla-vardır anlayışını yeniden tesis ederek bizi mitsel bir gelecekle yüz yüze getirirken; İlk Greklerin gayb-beyanla-vardır yaklaşımı, mitsel bir geçmişin ürünü olmakla birlikte, mitsel olmayan veya Tanrısız bir gelecekle karşı karşıya kalmıştır. Parmenides (her şeye rağmen İlk Grek filozoflarından sayılır) physis’i logos’tan ayırır; ama yine de bu kısımlardan biri diğerine indirgenerek feda edilmemiştir. Ne var ki, Parmenides realiteye statik bir nitelik atfetmiştir ve yaptığı ayırım mitsel geçmişin mirası olan Mebdei Beyan’ı yok etmiştir. Platon, physis’i şeyler seviyesine indirir ve “şeysel olmayan” bir mahiyette olsalar da, statik, Beyan-sız bir idealar dünyasının (idealar sadece şeyleri beyan eden kreatif güçler olarak dinamiktirler) varlığını kabul eder. Aristo, logos’u (beyan’ı) şeylerin içine yerleştirir ve bu şeylerden birine, bütün diğer şeyleri veya varlıkları harekete geçiren statik (immobile) varlık konumunu verir. Aziz Thomas transendental realiteyi (Tanrı) yeniden-keşfeder, ancak kendisi O’nu tekrar be tekrar dünyasal bir bakışla mevcud (Yüce Varlık) olarak mütalâa eder. Aziz Thomas’ın bu bakış tarzı, Aristo felsefesinin kendi düşüncesine derin bir şekilde nüfuz etmesi yüzündendir. Transendental bir realite olmasına rağmen Tanrı, mutlak anlamda doğa üstü olduğundan, gaybın-beyanla-var-olmasının “tümü” veya bir “parçası” değildir; gaybın-beyanla-varlık-bulması, ancak Kreasyonun bizzat “kendi özünün hakikatine ulaşmasıdır.” Kant Mebdei Beyan’ın iki kısmını, onların bir arada olduklarını tefrik edemeden yeniden tesis eder (bu bize, Parmenides’in physis’i logos’tan ayırmasını hatırlatır). Hegel ve Nietzsche her iki transendental kısmı, bir aradaki mevcudiyetleri içinde yeniden irtibatlandırır; fakat, Hegel physis’i logos’a indirgeyip feda ederken; Nietzsche’nin felsefesinde ise, logos physis’e indirgenerek feda edilmiştir. [“Nietzsche için insan, yoğunlaşmış bir physis’tir, onun mevcudiyet bulduğu yerdir. Bu sebeple, Nietsche’nin physis anlayışı insan bağımlıdır. Nietzsche, sübjektif ve logos-suz physis’in filozofu; Hegel ise sübjektif ve physis-siz logos’un filozofudur.” (s. 241)] Heidegger’in düşüncesinde gayb-beyanla-varlık-bulur (physis-is-logos) anlayışı Heraklit’teki şeklini yeniden istirdad eder ve bize mitsel dünya ile bir daha karşılaştığımız hissini verir.” (Yukarıdaki çevirinin yapıldığı kaynak: Vincent VYCINAS, Greatness and Philosophy: An Inquiry into Western Thought, Martinus Nijhoff, The Hague, 1966, Netherlands, “Preface”: pp. VII-VIII, Chapter IV, “RE-DISCLOSURE OF PHYSIS-IS-LOGOS IN CONTEMPORARY TIMES”: pp. 43-55.)
|
 | Bu yorumu doğru buluyor musunuz? |  |  |
| 7 kişiden 3'ü bu yorumu beğendi. |
| |
|
|
Yazar Hakkında Çok önemli bir Antik Yunan filozofudur. M.Ö. 427 - M.Ö 347 yılları arasında Atina'da yaşamıştır Sokrates'in öğrencisi ve Aristoteles'in hocasıdır. Atina'daki Akademi'nin kurucusudur. Platon'un felsefi görüşlerinin üzerinde hala tartışılmaktadır. Platon, batı felsefesinin başlangıç noktası ve ilk önemli filozofudur. Modern filozoflardan Whitehead'e göre Platon'dan sonraki bütün batı felsefesi onun eserine düşülmüş dipnotlardan başka bir şey değildir. İslam ülkelerinde kendisine Eflatun da denir. Görüşleri İslam ve Hristiyan felsefesine derin etkide bulunmuştur. Platon eserlerini diyaloglar biçiminde yazmıştır. Diyaloglardaki baş aktör çoğunlukla Sokrates'tir. Sokrates insanlarla görüşlerini tartışır ve onların görüşlerindeki tutarsızlıkları ortaya koyar. Platon çoğunlukla görüşlerini Sokrates'in ağzından açıklamıştır. Platon'un en önemli eserlerinden biri Devlet'tir. (Yunancada, Politeia, or 'Şehir yönetimi'). Bu eserde Platon Sokrates'in ideal Devlet'ini anlatır. Diğer önemli diyalogları: aşk konusunu anlattığı Şölen (Symposion), sofistlere karşı çıktığı Gorgias, Sokrates'in savunması, felsefe ve ölüm konusundaki Phaedo ve ruh konusunu ele aldığı Phaedrus'tur. Platon, algıladığımız dış dünyanın esas gerçek olan idealar ya da formlar dünyasının kusurlu kopyaları olduğunu, gerçeğe ancak düşünce ve tahayyül yoluyla ulaşılabileceğini savunmuş, insan ruhunun ölümden sonra beden dışında kalıcı olan idealar dünyasına ulaşacağını söylemiştir. Görüşleri ortaçağda Arap filozoflar tarafından saklanmış, Rönesans sonrasında Antik Yunancadan çevirileri yapılmıştır.
Kitap Forumu:
| Konu | Yanıt | Son İleti
| | Henüz bir konu açılmadı. | |
| |
|
Kitap Forumları bir kitap hakkında Soru sormak ve Fikir paylaşmak içindir...
|
|