Netkitap
Üyelik Sipariş İzleme Alışveriş Sepetim Favorilerim
Sepetim (0) 
Kitap e-Kitap Kelepir Topluluk
ara
Kitap   Aşina Kitaplar   İnceleme Dizisi   Erol Göka   Türk Grup Davranışı
 
Türk Grup Davranışı  
Erol Göka
Baskısı yok

Yayinevi/DiziYayinevi: Aşina Kitaplar
Baskı Tarih: Şubat 2006
Sayfa: 271

Bu kitaba oy verin: (2 oy)
Yorum Yaz


Bu kitaplar da ilginizi çekebilir

 
Kitap Hakında
 
Yorumlar
 
Yazarla Tanışma
Ürün Ayrıntısı
Yayinevi: Aşina Kitaplar
Dizi: İnceleme Dizisi

Baskı Tarih: Şubat 2006

Sayfa: 271

Boyut: 14x21cm

Hamur: 2

Etiket: Baskısı yok


Arka Kapak
'Türk kimdir', 'Türklerin bilinen tarihleri boyunca değişmeden kalan, kendilerine özgü davranış kalıpları var mıdır? Varsa nelerdir?, 'Türkiye Türklerinin davranışlarını da hala bu tarih boyunca sürmüş olan kalıplar mı şekillendiriyor', 'Türk Grup Davranışı', bu sorulara bilimsel cevaplar verdiği iddiasını taşımaktadır. Hala büyük ölçüde göçebe-çoban-savaşçı bir toplum olmanın temel özelliklerini koruyan Türklerin kadın-erkek ilişkilerindeki tutumları, gösteriş ve şatafat kültürleri, mafiyöz oluşumlara çanak tutan segmenter toplum yapıları, toplumsal sorunların çözümünde savaşçı bir zihinle hareket etmeleri, uygarlıklara kolay uyum sağlama yetenekleri, tarihin en yüksek dinsel hoşgörüye sahip toplumu olmaları, İslamlaşma süreci de dahil olmak üzere her zaman Eski Türk Dini'ne bağlılık göstermeleri hep kendine özgü bir nitelik taşıyan bu ortak davranış kalıplarından bazılarıdır.

'Türk Grup Davranışı' kitabı, bir 'Tarihsel Psikoloji' çalışmasıdır. Tarihsel Psikoloji, akademide henüz çok yeni bir daldır; Türklerin tarihsel psikolojisi ise, el değmemiş biçimde durmaktadır. 'Türk grup davranışı', Türklerin tarihsel psikolojisinin, çok ama çok küçük bir kısmıdır. Türk tarihi boyunca, değişmeden kalmış, grup psikolojik unsurların neler olduğunu saptamaya, elden geldiğince de açıklamaya çalışmaktadır.


Kitabın İçinden
ÖNSÖZ:

"Ne yarım kaldığı söylenen modernlik projesinin ne de giderek küreselleştiği söylenen post-modern kültürün dünyadaki insanları ve insan ilişkilerini tek biçimli bir hale getirebileceğine inanıyorum. Nasıl insan olmamızın getirdiği varoluşsal zorunluluk nedeniyle hepimiz insan kardeşlerimizle aynı biyolojik kaderi paylaştığımız halde dünyanın farklı bölgelerinden farklı biyolojilere sahip insanlar varsa, aynı şekilde dünyanın farklı yörelerindeki insanlar da farklı grup davranışı özellikleri sergilerler. Bu yüzden insan davranışını biçimlendirmek için ortaya konduğu söylenen tüm projeler eninde sonunda karşılaştığı toplumun grup davranışına sinmiş özelliklere çarpacak ve şöyle ya da böyle biçim değiştirecektir. Bu nedenle evrensel bir modernlik olamaz olsa olsa onu alan toplum tarafından değiştirilerek içselleştirilmiş modernlikler olabilir.

Modernlik maceramızın bize özgü niteliğini anlayabilmek için modernlikte en ileri gittiği söylenen kentlerimizdeki insanların davranışlarına şöyle bir bakmak yeterlidir. Ankara?nın Kızılay'ından izlediğimiz insan manzaraları, bir Avrupa kentindekinden farklıdır. İnsanların Kızılay'da trafik ışıklarını hiçe sayarak, adeta çiçeklere basarak karşıdan karşıya geçmeye çalışmaları; otomobillerini ata biner gibi birbirlerinin haklarını azami ölçüde ihlal ederek kullanmaları; kadınların ve erkeklerin bedenlerini taşıma, selamlaşma, kucaklaşma, öpüşme biçimleri bir Avrupa kentindeki insan davranışlarına benzemez.

Böyle farklılıkları kimileri 'kültürel farklılıklar' başlığı altında ele alabilirler; Kızılay'daki manzarayı 'çarpık kentleşme', 'hızlı sosyoekonomik dönüşüm' gibi kavramlarla açıklamaya girişebilirler. Bunlara itirazım olmaz ama bu teorilerin farklılıkları yeterince tüketici biçimde açıkladığını da kimse söylememelidir. Ben fazladan olarak, grup olarak yaşadıkları her yerde (ki bu insanların yaşadığı her yer demektir) insanların ortaklaşa ürettikleri bir davranış biçiminin ve sağlam bir grup psikolojisinin olduğunu ileri süreceğim. İnsanların grup davranışlarının çok sağlam bir psikolojik temeli olduğunu söylemek, onların toplumsal teorilerde ileri sürüldüğü gibi pek de öyle kolayca yıkılamayacağı anlamına gelmektedir. Grup davranışının bir psikolojik temele sahip olması, onların belki de hiç değiştirilemeyeceklerini hesaba katmayı gerekmektedir.

Bu düşüncelerim yüzünden bir süreden beri, artık gelecek toplum kurguları, ütopyalar, toplumların nasıl ve neden değiştikleri değil, neden değişmeden aynı kaldıkları sorunsalı bana daha ilginç geliyor ve Anadolu Türk kültürlerinin izlerini tarih içinde geriye doğru süren okumalar yapıyorum.

Şöyle bir yöntemim var: Yaşadığım yer olan Ankara'daki insan manzaralarına, beşeri bilimlerdeki literatür rehberliğinde, bakıyorum, en çarpıcı görünümleri kaydediyorum. Bu görünümler, Türkiye'nin tamamında ortak olacak kadar yaygın mı test ediyorum. Bulduğum fenomen bu testleri geçmişse, ulaşabildiğim kaynaklardan onun tarihsel kökenlerine gitmeye gayret ediyorum. Eğer bu fenomenlerin tarihsel kökenleri varsa, yani Türk tarihi boyunca değişmeden kalmışsa, bu türleri 'Türk grup davranışı' olarak işaretliyorum. Fenomenlerin bugünkü egemen dünya görüşümüze göre olumlu ve olumsuz olanları var. Henüz bir sonuca ulaşmamış gözlemlerden sonra yakaladığım birçok fenomenden yalnızca olumsuz bir tanesini sizlerle paylaşmak isterim.

Gördüğüm tipik grup davranışları arasında en önde geleni, gösteriş ve şatafat düşkünlüğü... Geri bıraktırılmış bir ülkede olması gereken rasyonel davranış kalıplarıyla asla uyuşmayan, sosyopatiye ve mafiyöz oluşumlara çanak tutan bu gösteriş ve şatafat düşkünlüğünü bin bir model arabaların doldurduğu yollarımızdan, ev döşeme tarzımıza, özellikle hanımların giyinme biçimlerinden çocuklarımızı yolladığımız okullara ödenen paralara, yazlığının kaç para ettiğinden sülalesinin ne kadar soylu olduğuna kadar birçok alanda görmek mümkün. Köklü bir Tasavvuf geleneğine sahip olsa da bu topraklarda mütevazılığın nişanesi olan postlar bile en lüks yaşamayı hak eden şeyhler anlayışı kılığına girmekte gecikmemiştir. Gösteriş kültürünün Osmanlı'daki uzantılarını görmek için çok iyi tarih bilmeye gerek yoktur. Osmanlı'nın irrasyonel-feodal mirasını onarma savındaki Cumhuriyet tarihimiz boyunca birçok alanda modernleşme girişimleri yapılmış olmasına rağmen gösteriş kültürü yönetici elitler katında bile kök salmıştır. Korumalarıyla trafik düzenini alt-üst ederek caka satan devlet görevlileri; lüks arabasıyla, işlevselliğine ve estetiğine bakmaksızın evinin kaç para ettiğiyle öğünen türedi zengin yurttaşlar aynı iplikten dokunmuşlardır ve gösteriş kültürümüzün imalatıdırlar. Elbette böyle bir doku, mafiyöz ilişkiler için bulunmaz bir vasattır.

Ekonomik eşitsizliklerin yol açtığı ama egemen liberal paradigmanın isterleri doğrultusunda hepimizin "normal" görmeye alıştığımız gündelik hayattaki farklı yaşama tarzlarından ayrı olarak, kemik iliklerimize kadar işlemiş kamu kuruluşlarının yemekhanelerini bile mevki ve makama göre bölen, apartmanlarda 'kapıcı' adı altında yepyeni modern (?) bir istihdam yaratan kast sistemimiz, gösteriş kültürümüzün doğal bir sonucudur. Daha da felaketi, her türlü rasyonaliteden uzak gösteriş kültürü, zaman zaman ulusal kalkınmacılık anlayışımızı ve hatta uluslararası ilişkilerimizi bile belirleyebilmektedir.
...