Üye Girişi
Yeni Üye
Sıkça Sorulan Sorular
Sepetim
(0)
Yakında!
Konular
|
Çok Satanlar
|
Yeni Çıkanlar
|
Yayınevleri
|
Yazarlar
|
Yeni Çıkanlar Programı
|
Son Gezdiklerim
Zamanın Efendisi
Zamanın Durduğu Bir Yerde Ortaköy
Zamanın Çarkı
Zamanımızın Bir Kahramanı
Zamanımızda Tarih Felsefesi
Zamanı Yaşatan Roman
Zamanı Kurcalayan Yazılar
Zamanı Doğru Kullanma
Zamanı Aşanlar
Zamane Platon
Kitap
Gendaş Yayınları
Roman Dizisi
Bülent Akyürek
Zamanın Efendisi
Zamanın Efendisi
Bülent Akyürek
Baskısı yok
E-posta adresiniz:
Üyelik şifreniz:
Şifremi unuttum!
Yayinevi:
Gendaş Yayınları
Baskı Tarih:
2002
Sayfa:
160
Bu kitaba oy verin:
Yorumları oku
Yorum Yaz
Paylaş
|
Kitap Hakında
Yorumlar
Yazarla Tanışma
Ürün Ayrıntısı
Yayinevi:
Gendaş Yayınları
Dizi:
Roman Dizisi
Baskı Tarih: 2002
Sayfa: 160
Boyut: 13cm x 19cm
Hamur: Ciltsiz
Etiket:
Baskısı yok
Arka Kapak
"...Gözyaşı insanın derinliklerinden gelen çaresizliğin ve insana has kozların sonuncusudur. Biri karşımda ağlamaya görsün, kendimi ona yardım etmekle yükümlü görür, sonunun çok kötüye varacağını tahmin ettiğim maceraların girdabına hesapsız dalardım. Cesaretim, ağlayan insana yardıma çalışırken, Tanrı'nın hep yanımda olduğunu düşünmemle iki kat artar..."
Kırılgan zaman
Mahçup dakika
ve fütursuz saniyeler...
İşte arada kalan 'an' zaman...
(Arka Kapak)
Son Eklenen Yorumlar
8 kişiden 7'si bu yorumu beğendi:
BÜLENT AKYÜREK ve ZAMANIN EFENDİSİ
, 27 Nisan 2005
Gönderen:
Mustafa Akyol
(Ankara / Türkiye)
90'lı yıllara girerken 1969 doğumlu Bülent Akyürek, kendine has postmodern sanat akışının da dışında; farklı roman anlayışı, dili, üslubu, konuya bakışı, dinamik, sert dili sebebiyle ilk kitaplarından "Ve Tanrı Ağladı" romanıyla her kitapçıya girememiş, yıllarca mücadelesini alt raflardan vermişti.
Kitap arkalarında yazarların pipolu fotoğraflarına inat, sırtından çektirdiği fotoğrafı basılmıştı kitabına.
Sonraları Cinnetim Cennetimdir, İtin Biri, Çöldeki Penguen, Yağmur Getiren Fırtına kitaplarıyla, işini hep zorlaştırarak, yenilikler getirerek açtığı yolda, kendi çabasıyla yarattığı okuyucularının idolü olmayı başardı.
Edebiyat dünyasında genç yazarların ortaya çıkmasında büyük emekleri vardır. Yayıncılar, radyo, tv programcıları ve gazetecilerle sivri dili nedeniyle geçinemediğinden, sayısız dergi çıkararak yolunda ilerledi.
Yıllar önce şizofrenik romanlarını nasıl yazdığını ona sorduğumda, kolundaki yaraları gösterip şöyle demişti: "Her romanıma başlamadan önce, kolumu ısırıp etimden bir ağız dolusu kanı yere tükürüyor ve o ilk acının peşine düşüp yazıyorum." demişti.
1997 yılında seksen öncesine mizahi gözle baktığı siyasal ve psikolojik romanı Yağmur Getiren Fırtına toplumun her kesimini kızdırınca, Goucher sendromu çeken vücudu pes edip felç oldu. Genç yaşta ona yakın romana imza atmış çalışkan beyin, akacak mecra bulamadığından psikolojik dengesi altüst oldu.
Yıllarca perdeleri açtırmadan, kulaklarına tıkaç takarak yatalak kaldığını bir tv kanalından öğrendi okurları. Çünkü sokağın nabzını, jargonunu kitaplarına aktaran bir yazar, artık hayatın sesine, görüntüsüne felçli yatağında dayanamıyordu.
Büyük bir azimle atlattığı hastalığından topal kalarak kurtulduğunda, son romanının ilk satırı "Acelem var" diye başlıyordu.
160 sayfalık Zamanın Efendisi, genel bakışla anlatılamayacak, izah edilemeyecek bir roman olduğundan, mercek altına yatırılıp katmanlarına ayırmadan anlatılamazdı. Bu yüzden yazıya kitabın ayrıntılarına girerek başlayalım.
Yeni Bir Roman Olarak Zamanın Efendisi'nin Katmanları:
Tasvir:
Zamanın Efendisi'nde tasvirler, kahramanın sustuğu yerde romanın yapısına; kahramanın iç konuşmalarına ters düşmeden ikinci bir alt dil olarak ortaya çıkarlar.
"... Burnunun kemerini, ince parşömen kulaklarını, tırmık ellerini, parantez bacaklarını, yarısı dökük saçlarını, sol yanağının çeneye yakın kısmındaki yarasını, kalın kaşlarını, alt dudağının kalınlığını, gömlek düğmelerini zorlayan kaz göğsünü, uzun suratını, patlamış gözlerini saymazsak, komiser; boyuyla, kilosuyla normal bir insandı." (Sayfa 55)
Bir yandan tarafsız bir kamera gibi bakarken, diğer yandan ironik bir dedikodunun, adam karalamanın, göstermek istediklerini göstermenin sinsi ajanlığının resmidir tasvirler.
"... boğazın iki ayrı yakasında iki ayrı semt iltihaplanmış bademcik gibi patlama anını bekliyor." (Sayfa 76)
Buradaki tasvirde problem yaşadığı karakol ve yayınevinin binası da vardır. Her iki mekan da mikrop kaptığı, derdini anlatamadığı, ateşinin yükseldiği, sesinin kısıldığı, boğulur gibi olduğu yerlerdir. Bu aforizmik tasvirle bir ton laf kalabalığından kurtulmayı becermiştir yazar.
"... Apartmanın merdivenlerinde hamamböceği görsem, benim mi, değil mi, hemen anlardım, benimkiler ince zayıf ve sırtlarının mobilyası mattı..." (Sayfa 79)
Bu örnekte de yoksulluğunu en kısa, en çarpıcı biçimde dile getirir.
Bazı yerlerde tasvirlerle benzetmeler iç içe girerek daha karmaşık bir anlatım tekniği sergiler Bülent Akyürek:
"... Annemin sağa sola el bezi, lif, tentene örerek topladığı paralarla alınan gözlüğüm, hiç tanımadığım bir insanın yumruğuyla paramparça olup asfalta yayılmıştı. Tüm köklerimi yitirdiğimi hissettim o an..." (Sayfa 21)
Bir geleneğin, geçmişin, emeğin ürünü olan gözlüğü modernizmin asfaltında paramparça olup onu körleştirmiştir.
Zamanın Efendisi'ndeki kapılar bölümünde doruğa ulaşıyor yazar. Artık kapısını anlattığı adamın kim olacağını anlıyor gibi olup göstergebilim açısından deha noktasına ulaştığının şahitliğini yapıp, romanı alttan ve derinden akan gizli, asıl dilinden okumaya başlıyorsunuz. Bu dil iç monologların, tasvirlerin, betimlemelerin, benzetmelerin, mecazların, diyalogların dibinden akan, yazarla kardeşlik kurduğunuz, sizi ona bağlayan, fanatikleştiren eşi bulunmaz bir dildir. Bu dile kapılıp peşinde sürüklendiğinizde Bülent Akyürek, romanlarıyla sizi kendi rengine boyayıp askeri yapıyor. Çok özellikleri olan bir yazarın kuşatması altında gönüllü esirler oluyorsunuz...
Nesnelerin Kullanımı:
Her nesnenin ruhu vardır Zamanın Efendisi'nde. Patronun büyük, hırsız, acımasız elindeki zarif kadeh kendisi gibi ince, zarif, duygulu çırpınan, ortama zorla düşürülmüş kadını simgeler. Zaten bu duygularla romanın ilerleyen bölümlerinde yazar, o kadehi adamın elinden kapıp kurtaracaktır.
Patronun sigarasından çıkan duman halka olup kahramanın başının üstünde durur. Sermayeye karşı direndiği bu büroda başının üstündeki hare kendisini azizleştirir ama bunu gören kendisinden başkası değildir. Nesnelerin, eşyaların eğilip bükülmesi, herkese görünmediği gibi görünmesi kahramanın (ya da kahramanların) paranoid, şizofren yapısının ipuçları olan halisünasyonlardır.
Kitaptaki tek dişi kalmış tarakla da kendisini düzenleyen, tarayan nesnenin bittiğini, artık savaş zamanı geldiğini söylemek istediğinden olsa gerek, tarağı silah gibi şoförün kafasına dayayıp taksi kaçırır. Yıllarca kendisini düzenlemekten dişleri kırılmış tarak şimdi, başkasının başına beladır ve sosyal ödeşmenin en belirgin nesnesi olmuştur.
Benzetmeler:
Sayısız can alıcı benzetmeyi bu yazıda anlatabilmenin imkanı yok ama 13 katlı apartmanın çatısında çırılçıplak, sırtında şeker çuvalından pelerin olduğu halde, kendisini Süpermen'e benzettiği kısımla emperyalizm, kapitalizm kuşatması altında komikleşen, soytarıya dönen, gülünç ve abes ülkesini; geçmiş, yakın ve şimdiki tarihiyle dalgasını geçmektedir. Şeker çuvalı, yani Süpermen'in pelerini havalansın diye rüzgarın estiği yere döner sürekli. Yönünü, değerlerini, kendisini geleceğe taşıyan fırtınalarını kaybetmiş bir ülkenin, yenilmiş bireyi olarak, batıdan gelen rüzgara bırakmıştır kendisini. Batının uğursuzluğunu da yine çok zekice oturduğu apartmanın (yani ülkesinin) 13 katlı olmasıyla anlatmaya çalışır.
Kitabın 38. sayfasında "... Bir yanı karada, öteki yanı suyun içinde dağınık sandallar geldi aklıma... Bana karşı insanların kullandıkları kelimeler de genellikle böyleydi işte. Ucu içerde sapı dışarda kama sözcüklerden kuruyorlardı cümlelerini ..." diyor yazar. Yukarıdaki rüzgarın yerini denizin dalgası almıştır. Hançere benzeyen sandal cümleler dalgalara bağlı olarak onu yaralıyordur. Tüm gelgitler onun ölümünü yakınlaştırmıştır...
İmgeler:
Roman boyunca çirkin tekliflere, rastlantılara maruz kalan soylu yazar "bir çay" imgesini savaş alanında "bir at" ister gibi tekrarlar durur. Bu imge onun sermayenin vereceklerine karşılık bir derviş edasıyla direndiği bu kötü çağda, en büyük sermayesi, sancağı olmuştur artık. Hayata karşı ucuz talepleri vardır. Bu mütevazı hayattan beklediği, huzurlu, gönül rahatlığıyla, kendisini satmadan bir bardak çay içmektir.
Romanlarını, şiirlerini taşıdığı çantasının peşinden sürüklenirken başına gelmeyen kalmaz, çünkü romandaki çanta kapitalist çağın, çirkin sermayenin görmediği kale, aşamayacağı kalkan olmuştur. Karakolda "Çantam, çantam!" diye ağlarken tüm güzelliklerini, bütün soylu duygularını, temiz geçmişinin biricik tutanaklarını kaybetmiş bir çocuk gibidir. Yazdıkları bilinçaltıdır onun ve artık şimdi bilinçaltını istiflediği çantası sistemin elinde deşifre olacaktır. Şifrelerinin çözülüp onu çıplaklaştırmaları ölüme denktir ve artık çantasına yeniden sahip olmak için bazı değerlerini çiğnemesi farz olmuştur.
Evdeki kitaplarının satılması karşılığında aldığı paraların üstünde Kafka'nın, Jack London'un v.b. resimlerini, yüzlerini görmesi simgesel bazda utancının, kötülere yenilmenin, direncinin kırılmasının şizoid ispatı olur.
Boş rakı şişelerini suyla doldurup, sokaktaki insanlarla çarpışması "Rakımı döktün, parasını ver." diyerek, para kazanıp birkaç gün hayatını idame ettirmesi, romanın en can alıcı kısımlarından. Rakı şişesine belki de imge olarak bakmak hata olacak ama, bana göre sanki kurguya zekanın malzemesi olarak koyulan rakı şişesi, önceki sarhoşluklarının yerini akılla değiştirmesini, zekasını çalıştırmasını imgeliyor. Tıpkı Japon sanatçılar gibi küçücük şişelere şehirler, kentler, gemiler yerleştirmiş gibidir.
Zamanın Efendisi'ndeki martı imgesine gelince; dudaklar uçuklatan bir imgeyle karşı karşıya kalıyoruz. Çünkü polislerden dayak yerken kendisini susam tanesi olarak görüyor ve susamı bir martı yeyince dayağı da martı yemiş oluyor. Dış dünyadan kaçışın belirgin imgesi olan martı, roman boyunca onu kabuk gibi sarıp, daha fazla zedelenmesini engelliyor. Sanki buradaki martı, Richard Bach'ın sürüden ayrıldığı, sistemin, komünün dışında kaldığı için yalnızlaşan, yolunu kendisi arayıp çok hırpalanan Jonathan'ın yerli versiyonudur.
Zamanın Efendisi'ndeki Gizli Kamera:
Romandaki herkesin, her şeyin bütün yönlerinde fır dönen, en küçük ayrıntıları gözden kaçırmayan alete sadece kamera demek yanlış olur, çünkü bu kamera aynı zamanda kişilerin, nesnelerin görüntüsünü vermekle kalmayıp; onların röntgenlerini, M.R.'larını çekerek, şahısların kılcal damarlarına kadar görüntüleyip, okuyucuya bir anlamda fazla iş bırakmıyor zaman zaman.
Bazı kitaplarda görülen bu özellik, yazarının kitaba ne kadar hakim olduğu ve labirente tepeden baktığı için bütün çıkış yollarını gören, hesaplarını baştan iyi yapmış dehaların özelliklerinden biridir. Kitaptaki tanrısal göz, iyi kullanılmış kamera, zaten dili muhteşem olan, merak ögeleriyle iyi örülmüş bu romanı daha kolay okutturmayı başarıyor.
Bir roman, gücünü okuyucunun zihninde klipleştirmediği, vizyona sokamadığı an kaybeder, bocalar. Okuyucu, yazarın yazmaya çalıştığı mekanlara giremediği için kendi vizyonundaki görüntüleri arayıp onun peşinden koşar ve böylece aslından farklı olarak okuyucunun yazdığı bir roman çıkar ki ortaya, yazar için en büyük tehlike burada ortaya çıkar. Okuyucu kitabı kafasında tamamlıyorsa, o eserin yarım olduğu, eksik olduğu tartışması başlar ve haklı gerekçeleri vardır.
Dili gibi kamerasını da iyi kullanan Bülent Akyürek, okuyucuya sadece bir okuyucu olduğunu hatırlatırken roman yazmanın nasıl zor bir iş olduğunu ima edip, yazmaya yeni başlayanların ya da halen yazanların moralini de bozuyor diyebiliriz.
Tanrı Anlayışı:
Zamanın Efendisi'nde de belirgin olduğu üzere, Akyürek'in Çöldeki Penguen, Yağmur Getiren Fırtına, Cinnetim Cennetimdir, Ve Tanrı Ağladı, İtin Biri kitaplarına baktığımız zaman da aynı şeyi görüyoruz. "Beni kimse anlamadı, anlayamayacak..." korkusuyla tüm yaşadıklarının zaptını tutturmak istemi onu tanrıya, tanrı inancına zaman zaman yaklaştırırken, yine aynı sebeplerden uzaklaştırabiliyor. Bütün güçlerin üstünde bir gücün: bu çirkin, haksızlıklarla dolu dünyada egemenliği arzusuyla yanıp tutuşurken, kötülerin hep kazanması, isyanının körüğü olup kendisini kavurur. "Tanrının insanların gözüne sokacağı parmağı yoksa, kendisi de yoktur." demeye getirerek devrimci ruhunu besler. Tanrı varsa bile çok uzaklarda keyif çatıp insanların işlerine karışmamaktadır. O hiçbir çığlığı duymaz. Her şeyi hesap gününe ayarlayıp gitmiştir ve bu durum kahramanlarını kudurtur. Şeytanı birebir dünyaya, insanların burnunun dibine koyan tanrı tüm yardımını keserek şeytanla girdiği bahsi kazanamazsa insanları cehenneme atacak olan tanrıdır. Haksızlıklara tanrıdan çare ararken, haksızlıkların gerçek adresi olan tanrıyı bulup hesaplaşır.
Hüzün ve İroni:
"Mutluluk avutulmuş acılardır." diyen yazar, bir röportajında da "Benim mizahım sevdiğiniz bir kişinin cenazesinde atılan kahkahadır." deyip yakasını ele veriyor. Gerçekten de onun dilini özel yapan nedenlerden biri de hüznü ve mizahı iç içe, kıvamında kullanabilmesidir. İnsana ait tüm duyguları deşifre etmekle yükümlü her büyük yazar gibi, hepsini vermek zorundadır. Çünkü insanlar 24 saatlik bir günde sadece ağlamadıkları gibi, hep gülmezler de... Roman dediğimiz şey de eğer bir hayat veya kesitse bütün duyguları vermek zorundadır ve bunu iyi beceriyor Akyürek.
Akyürek Romanlarında Şizofreni:
Önceki romanı Yağmur Getiren Fırtına'da ipuçlarını verdiği, ironik yaklaştığı 80 öncesi ve Özalizm, bir ayağı batıda, bir ayağı doğuda olan Anadolu insanının, arada kalmışlık neticesinde yakın zamanda çıldıracağına, kafasının karışacağına işaret etmişti. Şizofren edebiyat Bülent Akyürek'le moda olduysa bu satış kaygılarından değil, onun bir sanatçı olarak çağının tanıklığını yaptığındandır. Zamanın Efendisi'nde de sanki kapitalizm ve sermayenin kuşatmasıyla toplumun çoğunluğunu şiddete itmiş ve fazlasıyla itecek şiddet kültürünün, güvensiz toplumun, cinnet memleketinin oluştuğuna, oluşacağına dair kehanetlerde bulunmuştur. Bu durumda sanatçının, çağına tanıklığına ek olarak geleceği görme, sanatçı olarak antenlerini iyi çalıştırmakla ilintilidir. "Ve Tanrı Ağladı" romanında "Konuşan Türkiye" istemiyle yananlara şunu demişti: "Birgün bu toplum suskunluğunu yenip, seslerini yükseltmeye başlarsa en saçma şeylere hazırlıklı olun." Romanındaki "Pırasaya Hayır!" mitingi 15 yıllık süreçte benzeri şekillerde gerçekleşti ve gerçekleşmeye devam ediyor. Akıl ve zeka insanların birbirine benzeme çabasıyla ona göre ve akıl çıldırmanın kendisiydi. Bütün bunları da kitabındaki "Tanrım, aklımı al. Çıldırabilirim..." cümlesinden çıkarıyorum. Tarihsel, romantik sürece bağlı olarak getirdiği şizofren belirtileri, Cinnetim Cennetimdir kitabında biyolojik, matematiksel ve tıbben de açıklamıştır: "Yılda dört iklim gören bir Türk'ün çıldırmaması, dengeli olması mümkün mü?". İklimin insanları etkilemekteki gücüne baktığımızda hayır demek mümkün olmuyor Akyürek'e...
Bülent Akyürek Eserlerinde ve Zamanın Efendisi'nde Sokak:
Kendini baştan beri sokaktan gelen adam olarak tanımlayan yazar, Zamanın Efendisi'nde çizgilerini kalınlaştırarak yürüyor. Sokak tiplemelerini, tasvirlerini kendi dilleriyle konuştururken hata yapmıyor. Kitaplarının dibi ne kadar dolu, ağır, felsefik ve psikolojik olursa olsun rahat okunmasının yegane nedeni sokak diline, dinamik dile hakim olmasıdır. Sokak dilindeki argo, kısaltmalar, toplumun kendi dilindeki ruh, sokaktaki enstantaneler, herkesin tanıdığı tipler, romanında başarılı biçimde hayat bulunca, kitapları bir dil şölenine dönüşüyor. Hayatın dışında, sokağa bulaşmadan roman yazanların haline baktığınızda, bu farkın ne kadar büyük olduğunu kendiliğinizden anlayacaksınız.
Son Olarak:
Yazdıklarımız, daha doğrusu yazmaya çalıştıklarımız Zamanın Efendisi'ni anlatmaya kesinlikle yetmeyecektir. Kitap bütün yönleriyle araştırma konusudur. Bir gecede yazılmasından tutun da, çok kısa bir süreyi anlatan çok güçlü bir romanla, bir ülkenin ve insanlarının, tüm dünyanın nasıl çırılçıplak soyularak önünüze koyulduğuna kadar, dil, üslup, işleyiş, biçim, kuram ve yeni bir roman tarzı yönleriyle unutulmaz tatlar veriyor. Tabi normalin dışında cesur bir yeraltı romancısıyla tanışmaya hazırlıklıysanız...
Aksi durumlarda kusma ve bulantı yapabilir, bizden söylemesi. Edebiyat dünyasının ucuzlaştığı bir çağda, işini halen ciddiye alan, hayatını bu işe yatırmış, Avrupa standartlarının üstünde bir yazarın gonglarını çalıp "Haydi yemeğe!" diyoruz.
MUSTAFA AKYOL
Yanıtla
Bu yorumu doğru buluyor musunuz?
Yanıt:
Bilgisiniz
Adınız:
E-posta:
Bulunduğum Yer:
Bülent Akyürek
Yazarın diğer kitapları
Zamanın Efendisi
Zamanın Efendisi
Öğlen Namazına Nasıl Kalkılır? (Cep Boy)
Mavi Marmara Risalesi
İtin Biri
Cinnetim Cennetimdir
Yılgın Türkler
İçinizdeki Öküze Oha Deyin
İçinizdeki Öküze "Oha" Deyin
Yılgın Türkler
...Ve Tanrı Ağladı
Yılgın Türkler
Boş Laflar Antolojisi
Kadınlar Üzerine Ahmet Abi'nin Gözünden Kaçanlar
İtin Biri
Yazarın bütün(22) kitaplarını göster
Yaşam Öyküsü
1969 yılında Elazığ doğan ve www.hüznükomik.net sitesinde yazmakta olan yazar Ankara'da yaşıyor.
İlgili Konular
Edebiyat - Roman
İlgili Konulardan Kitaplar
Şehitlerin Kanı Yerde Kalmayacak
ALEVLİ GECELER
İKRA
Yayınevinin Diğer Kitapları
Gendaş Kültür
için
805
yapıt bulunmaktadır.
Aynı Diziden:
Utanç
Genç Werther'in Acıları
Bay İlişki
Gülsarı
Zağfiran'da Kırık Beyaz Zamanlar
Çiçekler Susunca
Daha
Edebiyat
Roman
Tarihi Roman
Roman ve Öykü
Çizgi Roman
Tarih
Uygarlık Tarihi
İslam Tarihi
Araştırma ve İnceleme
Osmanlı ve Öncesi
Çocuk Kitapları
Fantastik
Edebiyat
Eğlenceli Eğitim Kitapları
Felsefe ve Düşünce
Yakınçağ ve Modern Felsefe
İslam Felsefesi
Düşünce Tarihi
Antik Felsefe
Politika
Siyasi İdeolojiler
Devlet Güçleri ve İstihbarat Örgütleri
Gazeteci Kitapları
Devlet Yönetimi
İnsan ve Toplum
Kişisel Gelişim
Psikiyatri ve Psikanaliz
Kişilik ve Zeka
Din
Dinler Tarihi
Din Felsefesi
Hıristiyanlık
Araştırma
Akademik
Yabancı Dil Eğitimi
Sınavlara Hazırlık Kitapları
Diğer
Gramer ve Dilbilgisi
Kültür Sanat
Tiyatro
Resim ve Resim Üzerine
Sinema
İslam
Kuran ve Kuran Üzerine
Tasavvuf/ Mezhepler/ Tarikatlar
İslam Tarihi
İslam Felsefesi
Genel Konular
Büyü, Gizem. Parapsikoloji ve Kehanet
Belgeseller
İnanışlar ve Fraksiyonlar
Biyografi ve Otobiyografi
Bilim
Popüler bilim
Matematik ve Geometri
Doğa Bilimleri
Aile ve İnsan
Anne Baba Kitapları
Aşk ve Yaşam
Çocuk
Ebeveyn
Ekonomi ve İş Dünyası
Kariyer
Finans
İşletme/ Muhasebe/ Pazarlama
İktisadi Düşünceler ve Teoriler
Referans
Kişisel Gelişim
Kaynak Kitap
Gazeteci Kitapları
Gezi ve Turizm
Ülke ve Kent Rehberleri
Rehber
Genel Konular
Kentler
Kampanyalar
Türk Düşünürleri
Tatil Kitapları
Sağlıklı Yaşam
Hobi ve Eğlence
Bulmaca ve Bilmece
İçecekler Gurme ve Yemek Kitapları
Mizah
Hayvanlar ve Bakımı
Anasafya
Yeni Çıkanlar
Çok Satanlar
Konu Başlıkları
Yayınevleri
Topluluk
Üyelik
Favori Listem
Alışveriş Sepetim
Sipariş İzleme
Sıkça Sorulan Sorular
Çok Satanlar RSS
Yeni Çıkanlar RSS
NetKitap'ta belli başlı tüm kredi kartlarıyla peşin ve taksitli, kapıda ödeme veya banka havalesi/eft ile alışveriş yapabilirsiniz.
Destek için lütfen üyelik bölümündeki formu kullanın.
Sıkça sorulan sorulara
ulaşmak için tıklayınız.
Netkitap
Babıali Caddesi No:14 Cağaloğlu/İstanbul - Türkiye
Tel : (0212) 527 79 36 - (0212) 527 79 82
Fax : (0212) 513 29 71
© Netkitap 1998-
2012