|
|
|
|
|
|


muhteşem bir eser   (Serbest Vezin Sembolik Şizofreni)
muhteşem bir eser gerçekten her düş dostunun okum...
› mrb kitap halen elinizde mi diye sormak istedim uz...
Okumadan ÖLÜNMEMESİ gereken bir kitap..   (Noetik Akıl ve Korteks İrade)
Çok ilginç bir sunuş ile başlıyor Eser...
Yaza...
En Uzun Gece...... Lütfen okuyun.....   (En Uzun Gece)
Bi arkadaşım tavsiye etti.İnanılmaz beğendim.Uzun ...
TÜM ALEME İBRET OLMASIYLA   (Ateşte Yeşerdim)
ancak bu kadar üst düzeyde yazılabilirdi simdiye k...
eğlenceli komik .d   (Canım Çok Sıkılıyor)
5 kişinin olması biraz kafa karıştırıyor ama sevdi...





Netkitap Blog
Sigaraya Güle Güle
Kategori :Genel
15 Ocak 2010 Cuma
Güzel bir kitabın yanında eminim birçoğunuz sigara yakmıştır. Ve de keyif almıştır. Biliyor muydunuz ki aldığınız keyif sadece okuduğunuz kitaptan geldiğini? Hatta sigaranın bu keyfe leke sürdüğünü azalttığını?

Ülkemizde yurtdışında olup da bizde olmayan birçok eksikten söz ederiz. Ama şanslıyız ki sigarayı bırakmak isteyenler için yazılan kitaplarda bunu söylemek mümkün değil.

İstatistiklerin tersine sigarayı bırakmayı başaranların büyük çoğunlu herhangi bir nikotin/vb. tedavisine girmeden bırakmıştır. Bunu sınamak oldukça kolaydır çevrenizde sigarayı bırakmış insanlara sorun herhangi bir yardım aracı ile mi bırakmış yoksa bir gün kesmiş ve bir daha içmemiş mi?

Sigarayı bırakmaya kafanızda karar verirsiniz ve bırakırsınız. Bu kadar basit. Ama sizi neyin beklediğini bilmeniz bırakmanıza yardımcı olacaktır. Olay kafamızda bitecekse buna en iyi destek neden kitaplardan gelmesin?

Unutmayın sigara aslında çok basit bir bağımlılıktır. Ve bir sonraki sigarayı yakma isteğize önceki söndürdüğünüz sigara neden olmuştur.

Son olarak eğer bir süredir sigara içmiyorsanız ve bu yazıyı da okuduysanız şimdi kanınızdaki nikotin iyice azalmıştır ve canınız bir sigara içmek istiyordur. Bir sigara yakın ve birkaç derin nefes alın. Nikotinin kana karıştığını hayal edin ve nikotine susamış beyninizin dozunu aldığında mutluluğu hissedin. Bunun için kendinizi öldürmeye değer mi?

Kitap listesine bakmadan önce iki düşünce ile bitirmek isterim önce yanınızda sigara içmeyenleri düşünün ve üstteki zavallı ata bir bakın.

İkincisi ise istatistiksel olarak sigara içenlerin sigaradan ölme olasılığı %50'dir yani her iki kişiden biri sigara nedeniyle ölecektir. Rus ruletindeki oran bile daha iyi. Bir araba kazasında ölme olasılığı sigaradan ölme olasılığına kıyasla 50 kat daha az. Yani sigara için biri için emniyet kemeri takmak çok da önemli sayılmaz.


— Ekim E. Yardımlı



83126
Tiryakiler İçin Sigarayı Bırakma Rehberi Sigara İçmeyi Gerçekten Unutabilir misiniz?   Bear Jack Gebhardt Alfa Basım Yayım Dağıtım
Netkitap'ta 6,93 TL İndirim: %30
82225
Son Sigaram   Adil Maviş Karma Kitaplar
Netkitap'ta 6,93 TL İndirim: %30
72241
Sigarayı Gülerek Bırakın!   Hülya Abalı, Kemal Güdek, Osman Abalı, Hülya Abalı, Kemal Güdek, Osman Abalı Adeda Yayınevi
Netkitap'ta 9,75 TL İndirim: %35
68703
Sigaradan İyileşmek On-İki Adım İşlemiyle Sigarayı Bırakmak   Elizabeth Hanson Hoffman, Christopher Douglas Hoffman Ganj Yayınları
Netkitap'ta 8,45 TL İndirim: %35
65416
Sigarayı Niçin ve Nasıl Bırakmalı?   Sefa Saygılı Elit Yayınları
Netkitap'ta 3,00 TL
57949
Elveda Sİgara Merhaba Hayat   Kamil Yavuz Kişisel Yayınlar
Netkitap'ta 10,50 TL İndirim: %30
50916
Kadınlar İçin Sigarayı Bırakmanın En Kolay Yolu   Allen Carr Aura Kitapları
Netkitap'ta 11,05 TL İndirim: %35
46857
İllüzyon Sanatı Para İskambil Sigara VS.   Kemal Cömertoğlu Alfa Basım Yayım Dağıtım
Netkitap'ta 9,80 TL İndirim: %30
20262
Bacaksız Sigara Kaçakçısı   Rıfat Ilgaz Çınar Yayınları
Netkitap'ta 6,00 TL
19637
Sigara Hakkında Bilmek İstedikleriniz Bilgilenme Hakkınızı Kullanın   Tevfik Özlü Beyaz Yayınları
Netkitap'ta 5,95 TL İndirim: %15
17644
Kilo Almadan Sigarayı Bırakmak   Nil Gün Kuraldışı Yayınları
Netkitap'ta 6,50 TL

[ Görüş bildir ]

Bilim Kurgu ve Arthur C. Clarke
Kategori :Çok Satanlar
25 Mart 2008 Salı
19 Mart 2008’de bilim kurgu yazarı Arthur C. Clarke yaşama gözlerini yumdu. Ancak yazdıkları daha birçok ömür yaşamaya devam edecektir.


Bilim kurgu iki ana dala ayrılmaktadır. Aslında başta tek bir tema işlerken zamanla fantastik ile karışmış ve iki yola sapmıştır. Özünde bilim kurgu romanları temellerini bilimden alır ve bilime sadık kalırlar, ancak günümüzde gelecekte geçen aşağı yukarı her şeye bilim kurgu denmektedir.


Aslında biri bilim kurgu, biri de fantastik bilim kurgudur. Fantastik bilim kurguda bilimsel temeller genel olarak az işlenir veya hiç işlenmez, yok sayılır. Neden uzay gemileri ışık hızını aşıyor, enerji vb. öğeler vardır ve nasıl oldukları önemli değildir. Okuması eğlenceli olmasına karşın bunlar daha çok fantastik birer yapıttır. Örneğin klasik fantastik yapıtlarda büyücülerin ellerinden ışınlar çıkarırken, fantastik bilim kurguda kahramanlar lazer tabancaları kullanırlar, fantastikte göz açıp kapayana kadar yer değiştirenler, fantastik bilim kurguda "zıplama geçitleri" kullanmak durumundadırlar. Bunu fark etmenin iyi bir yolu, eğer uzaylılar Türkçe/İngilizce konuşuyorlarsa ve herhangi bir iletişim sıkıntısı yaşamıyorlarsa, elinizdeki yapıt daha çok fantastik, daha az bilimseldir demek olur. Hoş bu iki tür geçişlidir. Bilimsel temellere dayanan bir yapıt bazen fantastik öğelere yer verebilir ve tersi de mümkündür.


Arthur C. Clarke’ı yapıtlarında fantastikten uzak durmuş bir yazar olarak betimleyebiliriz. Daha uydular yokken geosenkronize (bir uydunun dünya ile aynı hızda ve yönde dönerek yeryüzüne doğru hep aynı noktaya bakması) yörüngeyi ilk düşünüp yazanlardan biri olması buna bir örnektir. Burada amacı o günkü kısıtlı iletişime bilim kurgudan yararlanarak bir çözüm getirmesiydi. Radyo direkleri dünyanın eğimi nedeniyle ancak 10-20 km mesafeye kadar yayın yapabiliyor olmalarına karşın tek bir uydu yayın gücüne bağlı olarak dünyanın yarısına yayın yapabilecekti. Ve günümüzde yapıyor.


Benzer olarak Arthur C. Clarke, birçok romanında uzay gemilerini klasik fizik temellerine göre yaratmıştır. Işık hızı geçilemezdir mesela. Enerji kalkanları hoş duyulsa da günümüzde bile herhangi bir temeli bulunmayan fantastik bir düşünce olarak kalırlar. Buna çözüm olarak uzay gemisinin önüne kilometrelerce uzun bir buz kalkanı yerleştirerek uzayda zarar görmeden yüksek hızda hareket etmelerini sağlamıştır.


Bir başka düşüncesi uzay asansörleridir ve birden fazla romanında bu temayı işlemiştir (buz kalkanlarının yer yüzünden yörüngeye taşınması gibi). Uzaya roketler ile gitmek pek pratik ve ekonomik değil, oysa ki bir uzay istasyonundan ve uzay gemisinden dünyaya kadar inen bir kablo ile bir günden, belki de bir yılda kalkacak onlarca roketten daha çok yük, yörüngeye taşınabilinir.


Arthur C. Clarke ayrıca internet gibi çalışan bir bilgisayar ağı gibi günümüzde çok sıradan karşıladığımız ama kırk yıl önce tümüyle hayal olarak bakılan birçok düşünceyi dile getirmiştir. Yazıktır ki dilimize eserlerinin çok az bir kısmı çevrildi.


Ekim E. Yardımlı

[ Görüş bildir ]

Kitap Nasıl Yazılır Kitabı Nasıl Yazılır?
Kategori :Genel
04 Mart 2008 Salı
Yayın dünyasının en önemli sitelerinden theBookseller.com İngilizce'de yayınlanan en tuhaf kitap adlarını bulmaya soyundu ve bir yarışma düzenledi. Ön elemeyi geçen kitaplar arasında "Pigme Aşk Kraliçesi Tarafından İşkenceye Uğradım" "Kitap Nasılır Yazılır Kitabı Nasıl Yazılır" "Peynir Sorunları Çözüldü" ve "Kadınlar İnsan mı? Ve Daha Başka Uluslararası Diyaloglar" özellikle dikkat çekenler. Henüz Türkçe'de bu kitapların hiçbiri yok, ama insan merak ediyor, acaba biz bu yarışmayı düzenlesek kimleri yarıştırırdık? "Rıfat Bey Neden Kaşınıyor" ile Aziz Nesin ve "İblise Göre İncil" ile Enis Batur hak kazanırlar mıydı yarışma? Yoksa işimiz gücümüz mü kalmadı? Muzaffer İzgü'nün romanı geliyor insanın aklına... Zıkkımın Kökü!
[ Görüş bildir ]

En şanssız Nobel adayları mı?
Kategori :Edebiyat
20 Şubat 2008 Çarşamba
Yeni Nobel Edebiyat Ödülü adaylarımız Yaşar Kemal, Leyla Erbil ve İlhan Berk. PEN Türkiye, Nobel komitesinin isteği üzerine üç adayı belirleyip İsveç'e gecikmeden bildirdi. Ancak sık sık aynı dilde yazanlara arka arkaya ödül verilse bile, Amerika'dan T.S. Eliot ve William Faulkner'in ödülü arka arkaya alması dışında, aynı ülkeden iki kişiye üstüste ödülün verildiği henüz görülmemiş. T.S. Eliot da Faulkner gibi, Amerika doğumlu olmasına karşın Nobel'i almadan 20 yıl önce İngiliz yurttaşlığına geçmiş. Yani aslında listede aynı ülkeden arka arkaya iki ödülün verildiği hiçbir durum yok.

Ödülü hangi diller en çok aldı diye bakarsak ise %25,46 ile İngilizce, %12.26 ile Fransızca, %11.32 ile Almanca ve %9.43 ile İspanyolca görünüyor. Türkçe %1 ile son sıradan yer alan 13 ülkeden biri. Kısacası bu üç değerli yazarımızı hiçbir ödülün beklemediğini söylemek güç değil, aday gösterilmek zaten ödülün yarısı değilse tabi.

- Diren Yardımlı

[ Görüş bildir ]

Erhan Bener'in ardından
Kategori :Edebiyat
13 Şubat 2008 Çarşamba
Zaman açısından biraz gecikmeli bir blog girişi belki ama asla unutulmayacak, zaman geçtikçe "ne zaman olduğu" önemsizleşecek bir mesele olduğu için yazmayı uygun gördük... Bazı büyük yazarlar aramızdan ayrıldığında nedense büyüklüklerine yaraşır bir veda olmadığı hissine kapılırız. 10 Aralık'ta aramızdan ayrılan Erhan Bener mütevazilik içinde bir yaşam sürdü. Türkiye'de ve dünyada arka arkaya topladığı saygın ödüller ve onurlandırmalara karşın hiçbir zaman bir "pop" edebiyatçı olmadı. 1975 yılına kadar Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü yapan Bener edebiyatla (ya da edebiyat onunla) 1945 yılında çeşitli dergilerde yayınlamaya başladığı çeşitli öykü ve şiirleriyle tanıştı. Yazdığı öykü, roman ve oyunlarla Fransız-Türk Kültür Cemiyeti, Yunus Nadi ve Orhan Kemal roman ödüllerine, Haldun Taner, Yunus Nadi ve Dil Derneği Ömer Asım Aksoy Öykü ödüllerine, Muhsin Ertuğrul Oyun Ödülünü aldı. Fransa'da verilen uluslararası L’Officier de Lordre des arts et des Lettres (Sanat ve edebiyat ustası) unvanını da elde etti. Liste bunlarla da bitmiyor... 30'un üzerinde kitabın yazarı olan Bener'in, aralarında "Yalnızlar”, “Ölü Bir Deniz”, “Böcek”, “Aşk-ı Muhabbet” ve “Sevda” adlı çalışmaları sinemaya da uyarlandı. Kısacası o sadece bizim değil, bütün dünyanın özlemini çektiği gerçek bir edebiyatçıydı, edebiyatçıdır.
[ Görüş bildir ]

Postpartum Depresyonu, Annelik ve Edebiyat...
Kategori :Edebiyat
27 Kasım 2007 Salı
Kasten mi yaptı, doğal olarak mı oldu bilinmez ama ünlü pop yıldızı Madonna çocuğu olduğunda bir anda tonunu yumuşatmış, imajını "anaç"laştırmış halde çıktı karşımıza. Ve en önemlisi "serseri" Madonna'nın yüzü aydınlanmış, ruhu yumuşamıştı. Mahrem, Pit Palas ve daha yakın tarihte Baba ve Piç gibi romanlardan tanıdığımız Elif Şafak da şimdi şöhret basamaklarında geziniyor ve aynı zamanda bir anne. Onun anneliğe armağanı "Siyah Süt" adlı yeni otobiyografik çalışması. Müzik ve edebiyat ayrı olabilir, ama ortak olan şey iki sanatçının da "annelik" hislerini sanatlarıyla ortaya dökmeleri. Yine ayrıldıkları yer ise birinin anneliği sorgusuzca güzel bir şey olarak kabul etmesi, diğerinin anneliği acımasızca sorgulaması ve bulduğu şeyden en azından en başta yüzde yüz hoşnut olmaması.

Elif Şafak, "Anneliğin sadece pozitif yanlarından bahsedilmesinde yanlış, yanıltıcı bir şeyler var. Zira annelik aynı zamanda çetrefil, karmaşık ve kimi zaman hayli zor," diyerek okuruna süt beyazı, toz pembesi bir kitap vaadetmediğini hatırlatıyor. Doğumdan sonra on ay hiçbir şey yazmadığını belirten Şafak, çok ağladığını ve kendini sorguladığını söylüyor.


Selim İleri Elif Şafak'ın son romanı için "cesur, şaşırtıcı, tılsımlı bir roman," diyor ve ekliyor, "Bunca kötülüğün ortasında, bize umut veriyor... dayanabilmek, direnebilmek ve sonra hayata, bir mucize gibi, yeniden başlayabilmek için.”

Hayır, karanlık bir bodrum katında on yıl hapis tutulduktan sonra özgürlüğüne kavuşan bir kurbanın anlatıldığı bir hikaye değil bu. Annelik üzerine bir kitap bu, daha doğrusu "Postpartum Depresyon"unu (doğumdan sonra ilk yıl içinde görülen duygusal bozukluk) anlatan bir kitap.

- Meltem Gürel



[ Görüş bildir ]

Michel Faber’i beklerken...
Kategori :Edebiyat
26 Eylül 2007 Çarşamba
Sel Yayınları’nın web sitesinde HABERLER bölümünde ufak bir başlık dikkatimiz çekiyor: Michel Faber tüm kitaplarıyla Sel Yayıncılık’ta. Türk okuru Faber’i bugüne dek pek tanımadı, ama şu sıralar kendisi özellikle batı dünyasında sıkça sözü edilen bir yazar konumunda. Biz de Faber’in kitaplarını beklerken onu kısaca tanıtalım dedik. Michel Faber Hollanda doğumlu. 1967’de ailesiyle Avusturya’ya taşınıyor ve 1992’den beri İskoçya’da yaşıyor. Kısacası “nereli” olduğuna kesin yanıt verilmeyen, yeni nesil bir Avrupalı yazar. İlk kısa öyküsü “Fish” ona Scotland on Sunday Short Story Yarışması’nda birincilik ödülünü kazandırıyor ve ardından 2006 yılında yayınlanan son kitabı “Apple”a kadar iddialı bir yazar profili çiziyor. İlk romanı Under the Skin (2000) Whitbread İlk Roman Ödülü’nde dereceye giriyor ama asıl 2002 yılında yayınlanan The Crimson Petal and the White ona dünya çapında tanınmışlık kazandırıyor. Postmodern bir Dickens hikayesi olarak nitelenebilecek bu kitap, kökten-ahlakçı Victoria İngilteresi'nde Sugar adında 19 yaşında bir fahişenin hayatının izlerini sürüyor. Okurları son kitabı “Apple”da ise bu romanın bazı karakterlerinin yaşantılarını izlemeye devam ediyor. Özellikle sıcak ve içten bir üslup kullandığını belirten yazar The Crimson Petal’ı “insancıl ve moral” bir kitap olarak tanımlıyor.

- Diren Yardımlı
[ Görüş bildir ]

Sıcağı sıcağına bir soru
Kategori :Edebiyat
08 Eylül 2007 Cumartesi
İnsanın en iyi dostu köpektir denir. Doğru mu? Neredeyse on beş yılımı Bobi'yle geçirdikten sonra evimde onu tahtından edebilecek bir rakibi olduğunu söylersem üzülmesin: Sevdiğim bir kitap. Sayıları onu geçmez ama bazı kitaplar vardır ki gerçekten insanın "hayatını değiştirir". Ve ne pahasına olursa olsun, bu kitapları korur insan. Bazısı bir daha okunmayacaksa bile kitaplıktaki en korunaklı ve aynı zamanda en gözde rafa yerleştirilir bunlar. Gelen misafirler (muhtemelen bir daha geri dönmeyecek) bir kitap ödünç almak istediklerinde, "bu kitaplar hariç" demek zorunda hisseder insan kendini.

Durum buyken Amerika'da Kansas eyaletinde bir kitabevinin "sadece bir tartışma yaratmak" uğruna dükkanının önünde onlarca kitabı ateşe vermesi, itiraf etmeliyim ki hoşuma gitmese de zekice kurgulanmış bir eylem gibi geldi bana. Yine de düşündüm, taşındım... Okurun dikkatini çekmek için girişilen her eylem mubahtır ama insan ister istemez soruyor, "Bu da mı?". Bir hayvan hakları derneği, ibret olsun diye hayvanları teker teker yakmaya başlarsa ne düşünürsünüz? Dükkan sahibi etrafta toplanan insanlardan hiçbirinin kitapları kurtarmak için öne çıkmadığını söylemiş. Yakılanlar bestsellerlar ya da zamansız klasikler değilmiş, ama hiç kimsenin içi sızlamadı mı? Ray Bradbury'nin Fahrenheit 451'da anlattığı "kitapların suç olduğu ve görülür görülmez yakıldığı bir dünya"yı düşündükçe geçen yıllarda bir kaymakamın kitabevlerindeki bütün Orhan Pamuk romanlarının yakılması gerektiğini ulu orta ilan etmesi aklıma geliyor. Bu vali yerinde durdukça "kitap yakmak" henüz sembolik olabilecek bir eylem değil. Kitap yakmanın "zorunlu," hatta yeri geldiğinde "onurlu" bir eylem sayıldığı bir dünyada, bir kitapçının böyle kışkırtıcı bir eyleme girişmiş olması, bana hangi açıdan bakarsam bakayım, bir türlü doğru gelemedi. Ben mi bir şey kaçırıyorum? Siz ne düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi buraya tıklayarak, diğer kitap dostlarına duyurabilirsiniz.

- Diren Yardımlı

[ Görüş bildir ]

Oscar'ı kaçıran Yeşilçam Nobel'e doğru koşuyor
Kategori :Edebiyat
20 Ağustos 2007 Pazartesi
Pamuk Nobel payeli bir yazar olduktan kısa bir süre sonra yeni romanından "Yeşilçam filmlerini anımsatan ve güzel şarkılar içeren bir aşk romanı" olarak bahsetmişti. Alınan son bilgilere göre yazımı İtalya’nın sahil beldelerinden Portofino’da devam eden Masumiyet Müzesi nihayet tamamlandı, (Pamuk hayranları dört yıldır bu kitabın adını duyuyor), son rötuşlar yapılıyor ve Ocak ayında piyasaya sürülecek. Politik, tarihi ve postmodern kurgularla tanıdığımız Pamuk bu kez aşkla çıkıyor karşımıza. İşin içine müzeler de girince nostaljik bir İstanbul romanı olması kaçınılmaz gibi görünüyor.

Pamuk'un kendi sözleriyle Masumiyet Müzesi:

“Olaylar zinciri şöyle gelişiyor: Bir burjuva aileye mensup, orta yaşlı bir adam var. Eğitimi mükemmel, önünde parlak bir gelecek olan bu genç adamın, kendisiyle aynı düzeyde bir eş bulması gerekiyor. Ama yoksul ve güzel bir akrabasına aşık oluyor. Ona kur yapmaya başlıyor. Çok sayıda Türk ailesinde olduğu üzere, kızı görmek için onun ailesinin evini ziyarete gitmeye başlıyor.”

- Meltem Gürel

[ Görüş bildir ]

Luc Besson'un başaramadığını Reşat Nuri Güntekin başardı
Kategori :Çok Satanlar
15 Ağustos 2007 Çarşamba
Televizyona ya da sinemaya uyarlanan kitapların satışları nasıl olur? Aklınıza Harry Potter ya da Yüzüklerin Efendisi geldiyse, yanıt basit görünüyor. Ne var ki, bu iki seri de kitap olarak "bestseller" olduktan sonra beyaz perdeye uyarlandı. Marc Levy'nin Keşke Gerçek Olsa adlı romanı da roman olarak başarı sağladıktan sonra Spielberg önderliğinde sinemaya uyarlandı. Gerçek şu ki, çoğunlukla kitap o sırada dünyayı kasıp kavurmuyorsa, filmi ya da dizisi belirli bir başarı sağlasa da, kitabın satışlarında büyük patlamalar olmuyor. Luc Besson bile önce kitap olarak kaleme aldığı Arthur serisinin hemen ardından filmlerini birer birer çekmesine rağmen, bir yazar olarak beklediği başarıyı elde edemedi. (Bu durum, Arthur serisinin çocuklar, gençler ve büyükler için muhteşem bir okuma şöleni olmadığı anlamına gelmiyor.) Ancak Luc Besson'un ya da James Bond'un (evet, o bile) başaramadığını Reşat Nuri Güntekin başarmış görünüyor. Türkiye'de popüler bir kanal, Güntekin'in ölümsüz eseri Yaprak Dökümü'nü dizi olarak yayınlamaya başladığından beri NetKitap'ta bu kitabın satışlarında büyük bir patlama oldu. Halide Edip Adıvar'ın unutulmaz eseri, Sinekli Bakkal için de şimdiden dizi hazırlıkları başlamış durumda.

Vaktiyle TRT'nin deneyip başaramadığı Türk klasiklerini televizyon aracılığıyla tekrar gün ışığına çıkarma girişimi, belki de özel televizyonlar aracılığıyla bu kez başarıya ulaşır. Böylelikle, en vasat halde bile, bu çağdaş 'sitcom'lar kitapların ve yazarların 20-30 dakikalık televizyon reklamları olur ve başka türlü bu kitapları merak etmeyecek insanlar nihayet kitabevlerinin yolunu tutmaya başlar.

- Diren Yardımlı
[ Görüş bildir ]

J. K. Rowling şimdi ne yapacak?
Kategori :Çok Satanlar
08 Ağustos 2007 Çarşamba
Dünyada yazarını ekonomik anlamda en mutlu etmiş roman kahramanı herhalde Harry Potter'dır. Çıktığından beri 325 milyon çocuğun, gencin ve büyüğün ilgisini çeken seri, son kitabıyla da "bugüne kadar en hızlı satan kitap" ünvanını elde etmiş bulunuyor. 1 milyarlık servetiyle dünyanın ilk dolar milyarder yazarı da olan Rowling, aynı zamanda dünyanın yüz otuz altıncı en zengin insanı konumunda. İstatistik bilgileri bir yana bırakırsak, herkesin merak ettiği konu, Harry Potter'ın son kitapta ölmesiyle —şaka yapıyoruz tabi— Rowling'in bundan böyle ne yapacağı. İşte kendi ağzından bu sorunun yanıtı.

"Şu anda aslında aynı anda iki şey yazıyorum. Biri çocuklar için, diğeri değil. Tuhaf olan şu ki Harry'yi yazmaya başladığımda da durum buydu. Eş zamanlı olarak iki şey üzerinde çalışıyordum, ta ki sadece Harry'ye odaklanıncaya kadar. Dolayısıyla er geç biri, diğerinin yerini alacak, ve bir sonraki eserimin bu olacağını biliyorum."

Yazar Harry'yi yazdığı günlere dönmekten mutlu görünüyor.

"Elimde bir not defteriyle gezinerek bir kafeye girmek, oturup yazmak ve yazdıklarımın beni nerelere götürdüğünü görmek çok keyif verici. Baskı yok."

Ancak genç hayranlar üzülmesin, bir röportajında büyücülük dünyasıyla ilgili bir "ansiklopedi" yazmayı düşündüğünü söylüyor. Sekizinci Harry Potter konusunda ise "niyetli olmadığını ama geleceğin ne getireceğini de bilemediğni" belirtmeden edemiyor.

- Meltem Gürel
[ Görüş bildir ]

Düşünce Özgürlüğü ve Tenten
Kategori :Edebiyat
06 Ağustos 2007 Pazartesi
Bir kitabevi olarak, dahası düşünce özgürlüğünün bir gereği olarak katılmadığımız fikirleri içeren yayınları da müşterilerimize sunmak bizim görevimiz. Satışa sunduğumuz bazı kitaplardan ötürü, zaman zaman bir takım web siteleri bizi vatan hainliğiyle bile suçlayabiliyor. Sanırım onlara verebileceğimiz en doğru yanıt, sattığımız "görüş"lerin her zaman alternatiflerini de satıyor olduğumuzu anımsatmak olur. Bu bağlamda son zamanlarda dünya yayın çevrelerinde cereyan eden ilginç bir tartışmaya değinmekte yarar var. Türkiye'de şu dönem İnkilap Kitabevi tarafından yayınlanan ünlü Tenten çizgi romanları bütün dünyada yediden yetmişe severek okunur. Ben de (favori çizgi romanım Asteriks olsa da) Tenten'i kendimi bildim bileli tanır ve okurum. Ancak birkaç yıl önce elime Tenten Kongo'dayı aldığımda ister istemez düş kırıklığına uğradım ve acaba yazar ve çizer Herge benim gerçek hayatta karşıma çıksa tartışmayı dahi değer bulmayacağım biri mi olurdu diye düşünmeden edemedim. Çünkü Tenten Kongo'da, pervasız bir ırkçı içerikle çıkıyor karşımıza. Geçen haftalarda da İngiliz bir avukat Tenten'in bu cildini mahkmeye kadar götürmeye karar verdi. Neden olarak da her zaman ufak tefek kültürel önyargılardan kaçamayan Herge'nin bu kez ırkçı dozu aşırıya kaçırmış olmasıydı. Avukat, bu çizgi romanın çocuklara uygun olmadığını iddia etti. Asıl beklenmedik olan mahkemenin davayı haklı bulması ve kitabevlerine Tenten'in bu macerasını "raflarından kaldırmayı önermesi" oldu. Ardından kaçınılmaz olarak büyük bir tartışma başladı. Bazı yazarlar, yayıncılar ve kitabevleri bu kararı "sansürcülük" olarak değerlendirirken, başkaları söz konusu çocuklar olduğunda böyle bir sansürün gerekli olduğunu öne sürmüşler. Yetişkinler elbette kendi bakış açıları ve değer yargıları doğrultusunda neyin iyi, neyin kötü, neyin doğru, neyin yanlış olduğunu ayırt edebilirler. Edemeseler bile bu onların sorunu. Ancak yedi yaşında bir çocuğun eline zencileri maymun ve yamyam olarak gösteren, hatta genelleyen bir çizgi roman verdiğinizde, çocuğa aşılanan önyargıları daha sonra doğrularıyla düzeltmek kolay olmaz. Bu tartışmanın sonucunda, bazı kitabevleri Tenten Kongo'dayı çocuk raflarından mizah ya da çizgi roman rafına taşıdılarsa da bu durum tüm dünyada bu çağdışı kitabın satışlarını patlatmış görünüyor.(Bir kitabevi satışların %3800 arttığını söylüyor). Çocukları ırkçılık canavarından koruyalım derken, acaba canavarı kış uykusundan uyandırdık mı diye sormamak elde değil.

- Diren Yardımlı


[ Görüş bildir ]

Pek adı geçmeyen müthiş bir polisiye
Kategori :Edebiyat
26 Temmuz 2007 Perşembe
Hemen "yazın polisiye romanları iyi gider" diyenlerin ilgisini çekecek bir öneriyle başlayalım. İngiltere'nin en çok satan kadın polisiye yazarı Minette Walters'ın kitapları uzun zamandır Türk okurunun da karşısında. Türkçe'de bulabileceğiniz kitapları Can Yayınları'ndan çıkan Kanlı Miras, Buz Odasındaki Ölü, Heykeltıraş ve Artemiz Yayınları'ndan çıkan Dalga. Bunların arasında özellikle Buz Odasındaki Ölü bizim ilgimizi çekti. Akıl almaz bir zekayla kurgulanmış olan bu roman, çoğunlukla "soğuk" anlatımlı ve "cool" karakterli polisiyelerin aksine sıcak ve sempatik üslubuyla hemen dikkat çekiyor. Ancak bu sempatiklik sizi yanıltmasın. Buz Odasındaki Ölü, en esrarengiz ve heyecan verici polisiyelere taş çıkartacak bir gerilim romanı olma iddiasında. Son yirmi sayfasına gelen bu editör yazarı, hâlâ ne katilin, ne de kurbanın kim olduğunu anlayabilmiş değil! Güzel bir yaz okuması arayanlar kaçırmamalı diyoruz ve Can Yayınları'nın bu nedense hiçbir zaman pek öne çıkmamız yazarını hayranlıkla selamlıyoruz.


[ Görüş bildir ]

Editörlerimiz İş Başında!
Kategori :Genel
26 Temmuz 2007 Perşembe
Yıllardır yayına sokmayı düşündüğümüz ama bir türlü elimizi atamadığımız büyük bir yenilikle karşınızdayız.

NetKitap editörleri mesleklerinin doğası gereği yirmi dört saat kitap dünyasının içindeler. Her an yeni çıkanları takip etmenin yanısıra, sık sık ellerine vaktiyle yayınlanmış ama değerlerini yitirmemiş kitapları da alıyorlar ve onları da tekrar gün ışığına çıkarmaya çalışıyorlar. Genelde özel postalar yoluyla "Sizce ne okuyayım?" gibi mektuplar alıyoruz. Elimizden geldiğince de bu mektupları yanıtlamaya çalışıyoruz. Artık bloglar aracılığıyla editörlerimizi biraz daha yakından tanıyabileceksiniz. İster fanatik bir bilim kurgu okuru olun, isterseniz klasiklerle ilgilenin, editörlerimizin her an size verebileceği tavsiyeler var. Bloglarımızı takip ederek siz de yayın dünyasını ve NetKitap'ın arkasında duran beyinleri daha yakından tanıyabileceksiniz.
[ Görüş bildir ]

Kategori
Çok Satanlar
Edebiyat
Genel


E-Kitap | Anasafya | Yeni Çıkanlar | Çok Satanlar | Konu Başlıkları | Ayrıntılı Arama | Okur Köşesi | Yayınevleri
Üyelik | Favori Listem | Alışveriş Sepetim | Sipariş İzleme | Sıkça Sorulan Sorular | Netkitap Ortaklık Programı (NOP)

  Çok Satanlar RSS | Yeni Çıkanlar RSS


Hafta içi 11:00-19:00 saatleri arasında MSN Messenger kullanarak kitapnetdestek@izlenim.com adresinden canlı destekle bilgi alabilirsiniz. (Bu e-posta adresine lütfen posta atmayın, onun yerine üyelik bölümündeki destek formundan yararlanın.)



NetKitap'ta belli başlı tüm kredi kartlarıyla alışveriş yapabilirsiniz.

Kredi kartı, kapıda ödeme ya da havale ile alışveriş yapabilirsiniz


Netkitap
Babıali Caddesi No:14 Cağaloğlu/İstanbul - Türkiye
Tel : (0212) 527 79 36 - (0212) 527 79 82
Fax : (0212) 513 29 71
© Netkitap 1998-2017
Destek için lütfen üyelik bölümündeki formu kullanın. Sıkça sorulan sorulara ulaşmak için tıklayınız.